Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 20 Şubat 2006 / Pazartesi  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Çınar ağacının vasiyeti


Emirgân'da yağmur yağıyordu. Zıplayarak düşen damlalar altında, denizin yüzü çiçek bozuğuna dönmüştü. Kirli bir uzaklıkta siyah bir gemi gidiyordu.
Sabah ezanı okunalı bir hayli olmuştu. Kahveler açılmaya başlamıştı. Bir adam başının üstündeki tablayı çuvalla örtmüş simit götürüyordu. Kenarda bir taksi durmuştu, şoför çay içiyordu.
***
Anaç çınar, geniş kollarının ihtişamı içinde düşünüyordu. İlk gençliği Sultan Aziz zamanına rastlamıştı. Girit İsyanı'nı iyi hatırlıyordu. Galiba bir de Eflâk-Boğdan gibi bir mesele vardı. Balkanlar kaynıyordu. Bulgarlar İmparatorluğa kafa tutuyorlardı.
***
Çınar ağacı, siyasetle pek ilgilenmezdi. Sıkıldıkça balıkçılarla ahbaplık ederdi.
Ve balıkçılar dert yanarlardı:
- Geçinemiyoruz.
***
Beşinci Murat'ın padişahlığı kaç ay sürmüştü? Şimdi pek çıkaramıyordu. Kulağında bazı tabanca sesleri kalmıştı. Biri, Vekiller Meclisi'ni mi basmıştı ne yapmıştı? Sonra Padişah da sinirlenip, kendini havuza atmaya kalkmıştı.
Bir imparatorun, intihar için havuzu seçmesini akla uygun görmeyenler, zavallıyı kolundan tutup saraylardan birine hapsetmişlerdi.
Beşinci Murat zamanında da balıkçılar aynı şeyi söylerlerdi:
- Geçinemiyoruz.
***
Abdülhamid başka türlü bir adamdı. Birinci Meşrutiyet'i ilan etmişti de; üfürükten nice nice kişiler, "Hürriyet geldi" diye kahraman olmaya heveslenmişlerdi.
***
Çınar ağacı, 93 bozgununu hatırlıyordu. Rumeli'den ne kadar çok göçmen gelmişti.
O tarihlerde en çok Ali Suavi'yi sevmişti çınar. Ali Suavi, bir defa âşık olmasını bilen insandı. Üstelik büyük şövalyeydi de. Kafası kızmış, sarayı basmaya gitmişti. Bir tokatta ölmemeliydi biçare. Hiç değilse idam edilmeliydi. Ha, sahi bir de bomba patlamıştı cuma selamlığında.
Balıkçılar aldırmazlardı bu işlere; sadece içlerini çekerler, kafalarını kaşırlar:
- Geçinemiyoruz, derlerdi.
***
İkinci Meşrutiyet'te de geçinemedi balıkçılar. O devirde İttihatçılar, bir hayli geçinebildiler. Fakat balıkçılar, İttihatçı değillerdi; İttihatçılar da balıkçı olmadıkları için, birbirlerinin durumunu pek anlayamadılar.
***
Sonra gene tabanca sesleri. Cinayetler, tehditler, afurlar tafurlar. Sokaklara uğrayan yobazlar...
Mehmed Reşad enayinin biriydi. Fakat enayi olmayanlar kadar zararı, dokunmamıştı kimseye. Trablusgarp, Balkan Savaşı, Dünya Savaşı... Ve Babıâli baskını ve tabanca sesleri...
Balıkçılar, aslında çok kızarlardı bu olup bitenlere. Çünkü büsbütün geçinemez olmuşlardı.
***
Emirgân'da yağmur yağıyordu. Çınar ağacı düşünüyordu. Doğrusunu söylemek gerekirse balıkçılar, Cumhuriyet'te de daha geniş bir kazanca kavuşmamışlardı. Arada sırada marşlara kulak kabartırlar, fakat kendi aralarında dert yanmaya devam ederlerdi:
- Geçinemiyoruz.
***
Çınar ağacının anlayamadığı bir mesele vardı. Bütün bu gürültüler patırtılar ne içindi; mademki balıkçılar geçinemiyorlardı?
***
Ağaç, her sabah işe giden daktilo kıza el salladı:
- Nasılsın, iyi misin?
Kız:
- Ah çınar dede, ayda dört yüz lirayla geçinemiyoruz, dedi.
***
Şoför çayını içmişti. En azından iki yüz kilometre direksiyon sallayacaktı. Gaza basarken, çınara doğru bir tükürük attı. Sormaya lüzum yoktu. Tükürüğünden geçinemediği belliydi. Emekli İhsan Efendi de geçinemiyordu. Memur Nuri Bey de geçinemiyordu.
Çınar ağacı, eskiden sadece balıkçıların geçinemediğini zannederdi. Oysa şimdi bakıyordu da, kimse geçinemiyordu.
***
Güngörmüş ihtiyar çınar, yağmurun altında hatıralarla yüklü dallarıyla hafifçe gerinerek:
- Şükür ki vasiyetimde yazdım, dedi.
Ve gülümseyerek içinden vasiyetini tekrarladı:
- Öldükten sonra kütüğümü büyük görerek, sakın devlet işlerine karıştırmayınız.

Not: 42 yıl önce yazılmış bir yazı... "Geçip Giderken"den...

c.altan@prizma.net.tr








Taha AKYOL
İstiklal Marşı ve ırkçılık
Gazeteci Hırant Dink, Akdeniz Üniversitesi'nd...
Çetin ALTAN
Çınar ağacının vasiyeti
Emirgân'da yağmur yağıyordu. Zıplayarak düşen...
Yasemin CONGAR
ABD'nin gözünde Hamas ziyareti
Washington'a göre Türkiye'nin Hamas'ın siyasi...
Can Dündar
Aşk ve Gurur
Kimin kullandığını görmediğiniz bir aracı ku...
Semih İDİZ
Diplomatik ve güvenlik bedeli olan bir ziyaret
Hamas'ın Ankara ziyareti gerçekleşirken TESEV...
Metin MÜNİR
Bakkal mı, hipermarket mi seversiniz?
Sokağa çıkıp önüme gelene "Bakkallardan mı, h...
Faik ÖZTRAK
Yoksulluk ve tarımda eski oyuna dönüş
Geçen hafta Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ...
Hasan PULUR
Başbakan öyle demiş ama, oysa...
BAŞBAKAN'IN "argo"suna takıldık, 45'lik eski ...
Tuba AKYOL
Kuru çay üzerinde köprü mü olur?
Artık nasıl ezberlemiş, kaç sınav kâğıdına ya...
Yaman TÖRÜNER
Yatırımda mega eğilimler
Dr. Bob Froehlich'in Yatırımın Mega Eğilimler...
Osman ULAGAY
Ford ve GM için sonun başlangıcı mı?
Türkiye'de son yılların flaş sektörü olarak d...
Güngör URAS
Çiftçinin sorununu kimse anlayamıyor
Çiftçilerimiz sorunlarını anlatmaya başladığı...

© 2006 Milliyet