|
 |
|
|
Yoksulluk ve tarımda eski oyuna dönüş
Geçen hafta Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayımlanan yoksulluk göstergeleri ülkemizdeki bireylerin dörtte birinden fazlasının yoksul olduğunu gösterdi. Kent ve kır ayrımı yapıldığında kentlerde bu oran yüzde 17 civarına geriliyor. Ancak kırda yaşayan nüfusun yaklaşık yüzde 40'ı yoksul.
AB ile tam üyelik için müzakere masasına oturan bir ülke için bu yoksulluk rakamları oldukça ürkütücü. Üretime katılma ve refahtan pay alma konusunda vatandaşlarımızın önemli bir kısmının dışlandığını ortaya koyuyor. Türkiye'de bugüne dek uygulanan büyüme stratejilerinin ve sosyal politikaların yoksulluğu azaltmakta etkin olamadığını gösteriyor.
Diğer taraftan kentlerdeki yoksul sayısı 2003 yılında bir önceki yıla göre hızlı bir artıştan sonra, 2004 yılında çok daha büyük bir hızla gerilemiş. Buna karşılık nüfusun yaklaşık yüzde 40'ının yaşadığı kırda ise yoksulluk sürekli artmış. Kırda yaşayan 27 milyon vatandaşımızın 11 milyonu yoksul.
Tarıma sübvansiyon
2004 yılında kaydedilen yüksek büyüme hızına rağmen kırsal kesimde yoksulluğun artması, uygulanan politikaların kırda yaşayan yurttaşlarımızı artan ölçüde dışladığının bir göstergesi. Hükümet bu durumu 2005 yılında tarıma verdiği sübvansiyonları artırarak aşmaya çalışıyor. Tarım ürünü satın alan Kamu İktisadi Teşebbüsleri'nin açıklarında ve görev zararı tahakkuklarında oldukça hızlı bir artış var.
Bu, eski kara delik politikalarına dönüldüğünü gösteriyor. Çıkar alım fiyatlarını dünya fiyatlarının üstüne, artır stokları, sonra yok pahasına sat, yaz zararı devlete. Bu çözüm olsaydı bugün kırsal kesimde bu seviyede bir yoksulluk olmazdı. Bu politikalardan yoksul değil daha fazla üreten, verimi daha fazla artırabilen, bu nedenle daha fazla ürün satabilen zengin çiftçi daha çok yararlanıyor. Diğer taraftan artan fiyat sübvansiyonları, gerçekten yoksullukla ve dışlanmışlıkla mücadelede etkili olacak, bu kesimler için fırsat eşitliği yaratacak eğitim, sağlık harcamalarını, kırsal kesime dönük altyapı yatırımlarını daraltıyor. Yeniden büyüyen kara delikler büyüme dostu harcamaların da tasfiyesine yol açıyor. Geçmişimiz bunun örnekleriyle doludur.
Gelir adaleti için etkili politika
Bir ekonomide büyüme arttıkça yoksulluğun azalması beklenir. Bu Çin gibi gelirin oldukça eşit dağıldığı ve çok düşük bir fert başına gelir düzeyinden hareket eden ekonomilerde daha doğrudur. Ancak gelir dağılımında eşitsizlik arttıkça ekonomilerde dışlanmışlığı ve yoksulluk riskini azaltacak aktif ve etkili devlet politikalarına ihtiyaç duyulur. Bu gün artık düşük büyüme ve yoksulluğun birbirini besleyen bir kısır döngü yarattığı kabul edilmektedir. Yoksulluğun yaygın olması beşeri sermayenin gelişimini, yenilenmeyi, işgücünün hareketliliğini engelleyerek ve yatırım ortamını bozarak ülkenin büyüme potansiyelini sınırlamaktadır. Bu nedenle bütçeler hem büyüme ve hem de yoksul dostu olmak zorundadır.
Ancak yoksullukla mücadele için yapılacak harcamalar, kaynakların en az kayıp ve kaçakla, yoksula ulaşmasını sağlayacak şekilde, odaklanmalıdır. Destekler, yoksulu sürekli devlete muhtaç hale getirmemeli, onun dışlanmışlığını ve yoksulluğunu bitirmeyi hedeflemelidir. Yoksullukla mücadele rant dağıtmanın gerekçesi olmamalıdır.
Bunlar aslında bilinmeyen konular değildir. Ama siyasetin vatandaşları devlet kapısına muhtaç etmeye ve rant dağıtmaya odaklı kurumsal yapısı doğruları yapmayı sürekli engellemektedir.
foztrak@yahoo.com
|
|
|

|