Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 21 Şubat 2006 / Salı  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Çöldeyim...

Dubai'deyim. Çölde şampanya, çölde şahin, çölde deve, çölde kına, çölde barbekü... Bir turistin çölde yapacağı her şeyi yaptım galiba...

tubakyol@yahoo.com


Yaşadığınız kentten, ülkeden çıksanız, yollara düşseniz, sonra ilk ulaştığınız yabancı yerde, bir müzede, geride bıraktığınız hayatınızın sergilendiğini görseniz... İşte şu camekanın arkasında sizin bu sabah evden çıkmadan önce kahvaltı yaparken kullandığınız çatal, bıçak, tabak duruyor. Tam karşıda, yine bir camın ardında dün saçınızı taradığınıza tıpatıp benzeyen bir tarak var. Evinizde, günlük hayatınızda kullandığınız ne varsa; halınız, kıyafetleriniz, hepsi bir müzede toplanmış.
Daha o sabah geride bıraktığınız hayatla bir müzede karşılaşıyorsunuz. Bir rehber birtakım insanlara bunların ne işe yaradığını anlatıyor. Kalabalık dikkatle dinliyor, arada sırada "Aaa", "Yaaaa" falan gibi sesler çıkarıyor.
İdris'in başına geldi bunlar. Çölde yaşıyordu İdris. Michel Tournier'nin "Altın Damla" adlı kitabının kahramanı İdris çölden çıkıp da "medeniyete" ulaştığında, gördüğü ilk binaya girdi ve çölün kenarındaki müzede kendi hayatının "müzelik" olduğunu öğrendi.

Ya beni taşlarlarsa?
Çöle girmeden az evvel, arabayı kenara çekip lastiklerin havasını boşaltan Yakup'a soracaktım bunları. Doğru soruyu arıyordum. O erken davrandı, arabada sohbete başladığımız yerden devam etti:
"İstanbul ha? Kaç derecedir şimdi orası?" Ne bileyim. Ben gelirken kar yağıyordu.
Yakup hiç kar görmemiş.
Dubai'de bir müzeye mütemadiyen kar yağdırsalar ya, hiç kar görmeyen Yakup için. Çöl insanları için de bizim hayatımız "müzelik" olsun!
"Kar yağan bir yerden geldin madem, nasıl oluyor da burada böyle üşüyorsun sen?" diye sordu Yakup. Ne üşümesi!
Arabada, klimaya rağmen askılı tişörtle oturuyordum. Yol kenarında durunca, arabadan inmeden önce ince ama uzun kollu bir mont giyiverdim üstüme de o yüzden soruyor.
Üşüdüğümden değil tabii. Müslüman ülkedeyim ya, taşlanırsam mazallah, yaban ellerde bir kurtaran da bulunmaz diye, önlem olarak... Daha geçenlerde bizim Konya'da başı açık bir kadını taşladılar, elin Dubailisine ben nasıl güveneyim?

Çölde dikenli teller
Yeniden arabaya bindik...
Ve çöle girdik.
"Sarı okyanus" diyorlarmış çöle. Bol dalgalı sarı bir okyanus hakikaten. Bizi mümkün mertebe hoplatıyor Yakup, öyle istiyoruz diye. Sonra bir kum tepeciğinin önünde bırakıyor. Maksat, ayağımız çöle değsin, yürüyelim, tırmanalım falan...
Tırmandık. Düzlükte, bir yanda halının üzerinde bir adam oturmuş, elindeki çalgının adı her neyse, tam tam tam, onu çalıyor. Biraz ileride yine yere halılar serilmiş, Arap usulü bir bar var, şampanyalar oradan geliyor.
"Çölde Çay" da güzel filmdi ama "çölde şampanya" da fena sayılmaz. Ama keşke bize ayrılan "çöl seti"nin sınırlarını belirleyen teller bu kadar görünür olmasaydı.

Arapça "Mavi Mavi"...
Sonra işte turistik her haltı yapıyoruz: Çölde şahin, çölde deve, çölde kına, çölde o-bu-şu...
Yakup ve diğer şoförler arabaların yanında duruyorlar. Kendi hayatlarından türetilmiş ama artık kendi hayatlarıyla pek alakası kalmamış bu turistik eğlenceyi uzaktan izliyorlar.
Tıpkı Türkiye'de tatil köylerinde düzenlenen Türk gecelerini bizim izlediğimiz gibi.
Batılılara görmek istedikleri "Doğu" gösterilsin yeter; Türk gecesi, çöl gecesi, ne fark eder.
Fark etmiyor. İbrahim Tatlıses'in "Mavi Mavi"sini Araplar çalıyor, onların şarkıcısı Arapça, bizim gruptan biri de mikrofonu alıp Türkçe söylüyor.
* * *
İnsanlar artık gittikleri yerleri pek az "görebiliyor" galiba.
Müze mi gezsem?
İstanbul'da kar yağıyor, burada hava 30 derece. Ne müzesi? Havuzdayım tabii ki!


"Bize bir kadın verin"

Ben tamtamcının fotoğrafını çekince biri yanıma gelip "Sil onu!" diye kızdı. Tam siliyordum, güldü. "Bizim lafımıza inanma" dedi. Az sonra gruba bizi getiren arabaların gittiğini, burada kalmak için bir "kadın" feda etmemiz gerektiğini söylüyordu.


"Dansöz deveye binmiş, ya nasip demiş"

Akşam aynı "şakacı" adam "Dansöz gelmedi, n'olur yardım edin. Biriniz dansöz kıyafeti giyip oynasın" diye yanımıza geldi. Kıyafet tam da benim bedenime uygunmuş, öyle dedi. Şakaya şaka: "Ben profesyonelim, para konuşalım" dedim. Hakiki dansöz geldi tabii, hem de deve sırtında.







CUMARTESİ
Moda tasarımcıları ve endüstri el ele
"Bu kedileri fotoğraflamak için varım"
Kış günü yaz alışverişi
"Kuzu yemeklerinde en iyi biziz"
En moda En yeni
Meraklılarını "mesut" edecek müzayede
"Gölgenin Canı" başladı
Fas yemekleri Hyatt Regency'de
Tuğra Restoran'da balık günleri





Melis Alphan
İlke Gürsoy
Ali Rıza Kardüz
Donatella Piatti
Cemal Saydam
Tuba Akyol
İlhan Uçkan
Yalvaç Ural

© 2006 Milliyet