Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 21 Şubat 2006 / Salı  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Dubai'de ne görmeyi bekliyordunuz ki?

İkiyüzlü olan Dubai değil; egzotik lezzetler peşinde çöle kadar gelip de çölde niye sifonlu tuvalet yok diye arıza çıkaranlar...



Türkiye'de Dubai kadar haber olan başka bir yer var mı? Şimdi biraz duruldu o rüzgar ama ne çok Türk ünlüsü Dubai'de tatil yaptı, değil mi? Geçen yıl mıydı, ondan önceki yıl mıydı; bir bayram tatili hatırlıyorum, magazin sayfalarına bakılırsa, o tatilde Dubai'de elini sallasan çat çat, arka arkaya iki Türk ünlüsüne çarpıyor olman gerek.
Sadece Türkiye'den değil, dünyanın her yanından Dubai'ye akıyor insanlar. Bol yıldızlı otelleri doldurup, turistik çöl turlarına katılıyor ve alışveriş yapıyorlar.
Bol yıldız konfor demek, çölde olmak hakikaten değişik bir deneyim, alışveriş de vergisiz... Ama tüm bunlara rağmen Dubai mutlaka gidilmesi, görülmesi gereken yerlerden biri değil!
Ya da ne bileyim, belki görgüsüzlüğün zirvesini görmek için gidilebilir.
Dubai'de her köşeden görkem ve ihtişam fırlayıp gözünüze gözünüze giriyor. Çok güzel binalar var ama ille de bir yerlerinden altın rengi bir sütun, bir kemer, öyle bir şey geçiyor.
Dış yüzeyi aynalı camdan gökdelenlerde bile bilmem kaç katta bir mozaik şerit tekrar ediyor. Çoğu binanın tepesine de bir mavi mozaik kubbe konduruluvermiş!


Her taraf çil çil sarı...
İç mekanlar da böyle. Çini süslemeler, parlak desenli halılar, sarı varaklar... Armatürler altın altın parlıyor, kapı kolları altın altın, asansör kapılarının üstü altın rengi cicili bicili, asansörün içindeki aynanın çerçevesi, böyle oymalı kakmalı, altın altın... Altın madeni gibi her taraf!
Konforun ölçüsü kaçmış, konfor konforlu olmaktan çıkmış sanki. Böyle, ne bileyim, sonradan görmelere has bir abartma durumu var ki... Yoruyor!
Hele şu 7 yıldızlı meşhur Burj Al Arab...
Direkt söyleyeceğim: Çok çirkin bir yer.
Burada her şey size "Doğu'dasınız" diye bağırıyor. En az Batı kadar modern olma iddiası ile Batılılara Doğu'da olduklarını bir an bile unutturmama ısrarı birleşince ortaya böyle absürd, zaman zaman gülünç, genelde de rahatsız edici görüntüler çıkıyor.
Üstelik Dubai, tüm bu "modern Doğu" görünümünün altında fazlasıyla muhafazakar bir yer. Otelden çıktığınızda bir İslam ülkesindesiniz işte. İçki içtiğiniz dışarıdan görünmesin diye penceresiz barlara tıkılmak zorundasınız.
Taksiye bindiniz diyelim, taksiciye gideceğiniz yeri tarif edeceksiniz. Eğer kadınsanız ve yanınızda erkek varsa, zahmet etmeyin. Boşa konuşup durursunuz. Taksici sonunda yanınızdaki erkeğe dönüp soracaktır: "Nereye gitmek istiyorsunuz?"
O zaman anlıyorsunuz; oteller sizi Dubai'nin gündelik hallerinden uzak tutup sadece "saygılı" yüzüyle muhatap ediyor.
Dubaililer "saygısız" mı peki? Ya da ihtişamı bu kadar abarttıklarına göre "görgüsüz", "ikiyüzlü" insanlar mı?
Onlar da bizim böyle olduğumuzu düşünüyor olmalılar.
* * *
Doğu'yu görmek ama Doğu'yu Batı'daymış gibi yaşamak isteyen; paranın satın alabileceği her şeye sahip ama tatminsiz, bu yüzden "egzotik lezzetler" peşine düşen; çöl hayatını merak eden ama çölde niye sifonlu tuvalet yok diye şikayet eden; geleneksel beyaz kıyafetleri içinde erkeklerin, çarşaflı kadınların yaşayışını merak eden ama merakı "O kıyafetlerin altında ne var?"dan öteye geçmeyen, üstelik onların yanında bikiniyle, şortla dolanıp içki içmek isteyen; her şeyin en büyüğünü, en pahalı görünenini, en "en"ini isteyen insanlarız biz onların gözünde.
Onların tek yaptığı ise bize görmek istediklerimizi göstermek!

Kadınlar ne ister? Üstü açık araba!

Üstü açık otomobille gezmek gibisi yok. Arabadasın, hem de dışarıdasın. Özellikle yabancı bir yerdeysen, arabayla gezmek kentle teması engeller esasında ama üstü açık arabada öyle olmuyor. Kentin sesini duyuyorsun, havasını kokluyorsun...
Geçen yıl İtalya'da Como'dan Verona'ya 400 küsur kilometre yol yapmıştık üstü açık arabayla. Göl kenarlarından, köylerden geçtik. Köylerde çocuklarla el sallaştık.
Sonra Almanya'da da bir arkadaşımın cabriolet'siyle gezdik.
Köln civarında gitmediğimiz yer kalmadı, Hollanda'ya kadar gittik.
Normalde sıkılırım bu kadar yoldan. Üstü açık olunca, şuraya da gidelim, burayı da görelim diye haritadan yer göstermeye başladım.
Geçen hafta da Dubai'de yine üstü açık bir arabayla geziyordum. Ağustosta Türkiye'de piyasaya çıkacak olan Volvo C70'in basın tanıtımı Dubai'de yapıldı çünkü.
Türkiye'de üstü açık arabayla gezilir mi peki? Türkiye'de çoğu yolda üstü açık araba ile giderken tozdan nefes alamaz insan.
Sonra bir sürü kapkaç, hırsızlık falan oluyor burada. Bakkalın önünde dursan, bakkala girip çıkana kadar arabanın üstünü kapatmak gerek -kim uğraşacak?
Bunları da düşünmüşler. Çelik tavan, uzaktan kumandayla kapıların yanı sıra saklama alanlarını kilitleyen Özel Güvenlik Sistemi falan yapmışlar. Yine de...
Ne önemi var ki? Araştırmalar özellikle kadınların üstü açık arabaya "Hayır" diyemediklerini gösteriyor. Bakınız: Ben. Çünkü kadınlar alışveriş yaparken istediklerini değil, istemeyi hayal bile etmedikleri şeyleri alıyor.
Modacı Yves Saint Laurent "Moda insanların istemeyi hayal etmedikleri şeyi istemelerini sağlamaktır" demiş ya... Öyle.

Güneşi parlamayan kent

Her sabah uyanınca camdan dışarı baktım, "Üf hava kapalı" diye hayal kırıklığına uğradım. İç mekanlarda sürekli klima çalıştığı için içerisi zaten hep serin.
Ama camların ardından dışarısı da serin gibi duruyordu hep. İnsan dışarı çıktığında illa ki üşüyeceğini sanıyor.
Oysa dışarıya çıkınca yüzünüze sıcak vuruyor, hem de nasıl bir sıcak, çöl sıcağı...
Şubat diye mi, yoksa hep mi böyle:
Dubai'nin güneşi parlamıyor.


manik depresif köşe

Dubai'nin saati Türkiye'ye göre iki saat ileri. Orada saatimi ileri almamıştım ama Türkiye'ye dönünce saatimi iki saat ileri aldım hemen.
Zira geç yatıp geç kalkan bir kimseyim. Ancak iki saat ileri yaşayınca ortalamaya uyum sağlıyorum. Saate bakıyorum, 2.00; tamam yatabilirim. Uyanıyorum, 12.00; tamam, kalkabilirim.
Böylece geceyarısı yatıp 10.00'da kalkmış oluyorum. Aman ne zeka!
Maniğim galiba.



PAZAR
"Kaybetmeyi hiç sevmem"
"Kopenhag'a cami yapılmasına 10 yıl önce karar verilmişti"
"Türk sineması" sevişebilir mi sevişemez mi?
Jambo jambo Tanzanya
Biniciliğin de artık bir ligi var
"Kariyerimin en uç noktasındayım"
Erciyes'te kayak
Selam sana Selanik
Pakistan depremzedeleri için
Yeni tatlar
Vay şakacı politikacılar!
Bir dönemin utanç belgeleri
Ekonomik dengelere dikkat
Roke balık lokantası
II. Abdülhamid
Kim, ne kadar kafein tüketmeli?
Dubai'de ne görmeyi bekliyordunuz ki?
Kulak edebiyatı
Şarapta gizli hazinemiz





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Mılor
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Yalvaç Ural
Mehmet Yalçın

© 2006 Milliyet