Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 22 Şubat 2006 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
İyiler mutlaka kazanır...

Benim Gözlüğümden / Nihat Demirkol

Reklamcılık sektörü, zaman zaman belli kavramlara "can simidi" gibi sarılır. Bunlar yükselen değerler dediğimiz türden şeylerdir.
Kimi gerçekten ardında gelişim ve fırsat saklar.
Kimi popüler kültürün yoz zorlamalarından ibarettir. Kimi geleneksel, kimi protest; kimi yerel, kimi küreseldir.
Bütün bu mevsimlik dalgalanmalara rağmen, dikkat ederseniz, "Cinsellik, kadın, çocuk, kabadayılık" çağrışımları her zaman baş tacıdır.
Büyüklere saygı, aile kurumunun kutsallığı, yüksek ahlâkÓ değerler, dürüstlük ve benzeri figürler ise, bayramdan bayrama "kâğıtlı şeker ve çikolata" reklamlarının ana teması haline getirilmiştir.
Bu reklam kuşaklarında, anadilin korunması, asgari nezaket kurallarının sakınılmaya değer bulunması, insanı insan yapan değerlerin yüceltilmesi filan "reyting" de almadığı iddiasıyla artık can sıkıcı ve çağdışı ayrıntılar olarak algılanmakta ve sadece, "mânâdan uzak bir maddeler dünyasının" tanıtılması ve sektör tarafından ne isteniyorsa, geniş kitlelere onun dayatılmasında hiçbir sakınca görülmemektedir.
* * *
Reklamcılık bu kadar ucuz bir iş olmasa gerek !
Son günlerde, bir banka reklamında kullanılmaya başlanan slogan, başlangıçta kulağa hoş gelen ve insana ferahlık veren birşeyler çağrıştırıyordu.
Her köşesiyle kokuşmuş bir toplumda yaşamaktan bunalmış sade ve temiz vatandaş, ister istemez, "Aslında öyle olması lâzım ama, böyle diye diye, bekleye bekleye ömür geçiyor birader" diye düşünse dahi, geleceği umutla kucaklamak gereksinimini sanki bu reklamla gideriyordu.
Çünkü hepimiz, "iyi, güzel, doğru, akıllı ve çalışkan" sayıyorduk (ya da sanıyorduk)kendimizi.
Ve dolayısıyla, reklam bile olsa bu yakıştırmadan bir pay çıkartıyor, mutlu oluyor ve umutlanıyorduk...
Çünkü reklam sloganı, gözümüzün içine baka baka, "İyiler mutlaka kazanır..." diyordu ya; "Evet evet 'O ve onlar' zaten bizdik! Artık kazanma vaktimiz gelmiş miydi acaba?"
* * *
Kantarın topuzu, futbol maçlarının naklen yayını sırasında kaçtı efendim...
Takımlardan biri gol attı mı, hemen ekranda bir yazı beliriyor:
"İyiler mutlaka kazanır..."
Küçük büyük fark etmez, kendinizi golü yiyen takımın taraftarı yerine koyun.
Reklam bilinçaltınıza, üst bilincinize, arkanızdan veya yüzünüze karşı diyor ki, "Eee ne yapalım. Zaten böyle olacağı belliydi. Siz ve sefil takımınız şu dakikaya kadar neler yapmış olursanız olun, kötü olduğunuz için kaybetmeye mahkûmdunuz. İlâhi adalet denilen bir şey var. Ağzınızla kuş tutsanız kazanamazsınız. Olmayacak duaya amin demeyin. Çünkü siz kötüsünüz!"
Bu satırları, bütün takımların benim gibi hisseden taraftarları adına yazıyorum. Şimdi reklamı hazırlayanlar diyecekler ki, "Biz emeği, motivasyonu, takım ruhunu, inancı ve başarıyı ödüllendirmek istedik; Kaldı ki golü hangi takım atarsa atsın yazıyoruz, bunda ne kötülük var? Tarafsız bir reklam işte!"
Öyle değil sayın seyirciler.
Kitle iletişim araçları ile verilen her mesaj, doğru bir psikolojik zemine oturmak zorundadır.
Orta halli bir maçın, beraberlik kokan havası ile binlerce voltluk elektrik içeren karşılaşmaların hoşgörüsüz çılgınlığı başka başka şeylere gebedir.
Zaten gol yemiş olmanın burukluğunu yaşayan bir adama, bir de diyorsunuz ki, "Sen kötü olduğun için kaybediyorsun..."
Gelin şu yanlışlığın üstünde hep birlikte biraz düşünelim.
Bu arada, Altay'ı kutluyorum!

ege@milliyet.com.tr







EGE
Emeklilik hakkında her şey
İyiler mutlaka kazanır...
Bu sorumsuzluğa seyirci kalınmamalı
Biyoteknoloji bazı ülkelere neler kazandırıyor?
Altay ve Süper Lig





Ege Ana Sayfa
Ekonomi
Spor
Rehber


Necati Çetiner
Nihat Demirkol
Özgür Kaynar
Deniz Sipahi
Fatih Tanfer

© 2006 Milliyet