|
Soykırım ve inkârı!
Holocaust... Avrupa Yahudiliği'nin İkinci Dünya Savaşı sırasında Hitler ve Nazizm tarafından yok edilmesinin adı. 6 milyon Yahudi, Hitler'in Toplama Kampları'yla gaz odalarında Naziler tarafından sistemli bir biçimde yok edilerek insanlığa karşı korkunç bir suç işlendi.
Bu suç inkâr edilebilir mi?
Kamuoyu önünde yazılı ve sözlü olarak açıkça inkâr edilirse, 'ifade özgürlüğü'nden yararlanabilir mi?
Avusturya'da yararlanamıyor.
67 yaşındaki İngiliz tarihçi David İrving önceki gün Viyana'da yargılandı ve Holocaust'u inkâr ettiği için 10 yıl hapsi istendi, 3 yıla mahkum oldu.
Avusturya'da 1989 yılında yaptığı iki konuşma var İngiliz tarihçinin. "Ausschwitz'de gaz odaları yoktu" diyor. 6 milyon sayısını kabul etmiyor. Bir ara ölen Yahudi sayısını 300 bine kadar indiriyor. Çoğunluğun gaz odalarında değil, tifüs gibi salgın hastalıklardan öldüğünü iddia ediyor. Yahudilerin yaşadıklarına soykırım değil, korkunç trajedi diyor.
Hakkında dava açılıyor.
1989'dan beri kaçak yaşayan İngiliz tarihçi Irving geçen yıl Avusturya'da yakalanıyor, tutuklanıyor. Viyana'da önceki gün elleri kelepçeli olarak mahkemeye getiriliyor.
Savcı, hakkında 10 yıl hapis isterken, İngiliz tarihçiyi tarihi gerçekleri çarpıtmak ve ifade özgürlüğünü istismar etmekle suçluyor. Yargıç, David İrving'i yalancı, ırkçı, Yahudi düşmanı diye niteliyor.
İngiliz tarihçi savunmasında değiştiğini, Yahudilerin sistematik olarak yok edildiğini, yani Holocaust'u kabul ettiğini söylüyor.
Mahkemenin kararına gelince:
Soykırımı inkâr suçu işleyen tarihçiye üç yıl hapis cezası...
İngiliz tarihçi Irving 1992'de de Almanya'da soykırımı inkar suçu işlediği gerekçesiyle mahkum edilmiş. Ama hapse değil, 6 bin dolar para cezasına...
Dünkü İngiliz basınına bakıyorum. İngiliz tarihçinin mahkumiyeti hepsinde ayrıntılı ve büyük haber. Independent'in başyazısının başlığında ifade özgürlüğü, sorumluluk ve muhalefet hakkı sözcükleri yer alıyor:
"Kimse bu ülkede David Irving'in iğrenç görüşlerinden dolayı gözyaşı akıtacak değil. Ancak kendisinin de, bu görüşleri savunma ve kamuoyu önünde ifade edebilme hakkı olmalı."
Farklı bir tutum.
Ne kadar iğrenç bir görüş de olsa, Holocaust'un inkârının da ifade özgürlüğünden yararlanması gerektiği savunuyor. Independent'in bakış açısını geçenlerde Financial Times'ın önde gelen yazarlarından Martin Wolf da savunmuştu.
Hitler'in toplama kamplarında birçok ferdini kaybeden Yahudi bir aileden geldiğini, ancak Holocaust'un inkâr edilmesinin de ifade özgürlüğünden yararlanması gerektiğini, karşıt görüşlerin varlığıyla doğruların zayıflamayacağını, tersine güçleneceğini, haklılığının daha rahat savunulabileceğini yazmıştı.
Buna karşılık İngiliz basını, son Hazreti Muhammed karikatürleri konusunda genel olarak daha farklı bir tutum aldı. Karikatürleri yeniden yayınlamadı. Yayımlanmasını ifade özgürlüğü içinde görmedi. Dinin, kutsalların, inançların aşağılanmasını sorumsuzluk olarak niteledi.
Peki, bu arada şiddeti teşvik, ırkçılığı övmek ne oluyor? İfade özgürlüğünün sınırları içinde yer alıyor mu?
Örneğin İngiltere'de?..
İngiliz Milliyetçi Partisi'nin lideri Griffin geçenlerde ırkçı nefret yüzünden hakkında açılan davada beraat etmiş... Ama buna karşılık radikal İslamcı Abu Hamza, aynı suçtan ve cinayet kışkırtıcılığından dolayı 7 yıl hapse mahkûm edilmiş...
Evet, ifade özgürlüğü...
Nerede başlıyor, nerede bitiyor?
11 Eylül dünyasında bu sınırlar Amerika'da da, Avrupa'da da daralmaya başladı.
İfade özgürlüğüne yaklaşırken sorumluluk duygusu çok önemli... Her bir olayı kendi başına, kendi içinde büyük bir özenle ele almak çok önemli bir başka açı...
Şiddeti teşvik etmek, kışkırtmak, ırkçılığı övmek, kutsal inançları aşağılamak, bütün bunlar ilkesel olarak ifade özgürlüğünün dışında tutuluyor.
İyi de yapılıyor.
Ancak, yine de çizginin çok iyi, çok belirgin çizilmesi lazım. Yoksa kötü niyetliler, sorumsuz davranıp her fırsatta demokrasiyi demokrasi yapan ifade özgürlüğünü kısıtlamanın, kuşa çevirmenin yollarına sapabiliyorlar.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|