|
Mızrak çuvala girdi, tapular ortaya çıktı...
BİR haftadır bekledik, "Şu mızrağı çuvala nasıl sokacaklar?" diye.
"Hamas" mızrağını...
Sonunda Sayın Abdullah Gül, mızrağı çuvala soktu:
"Filistin'le ben ilgilenmeyeceğim de kim ilgilenecek? Filistin'in, İsrail'in, Kudüs'ün bütün bu coğrafyanın, tapuları benim elimde!"
Hemen "Maşallah ne kadar da çok tapunuz varmış?" diye Sayın Gül'e takılmayın, "Tapular benim elimde!" derken Türkiye Cumhuriyeti'nin Dışişleri Bakanı olarak konuşuyor, yani tapular Türkiye'nin elinde, öyle diyor...
***
NE var ki bu tapular delinmiş, işe yaramayan tapular.
Biz o tapuları unutalım da, elimizdeki toprağın tapusuna sahip çıkalım, deldirmeyelim!
***
YÜZÜNE gözüne bulaştırmak gibi bir deyim vardır.
"Hamas"ın yetkilisi Meşal'le görüşmeyi "resmi değil, gayri resmi" diye çuvala sokmaya çalıştılar, görüşmeyi AKP merkezinde yaptılar, arka fonda AKP'nin mumu görünmesin diye duvara perde çaktılar. Adamın otel parasını bakanlığa ödettiler. Amerika ve İsrail bastırınca, Tayyip Erdoğan, adamla havaalanında karşılaşmamak için, mobilyacı dükkânına girip takım seçti. Bari beğenip aldı mı acaba?
Adamlar da bunları yediler, öyle mi?!!!
Şairin dediği gibi:
"Sen herkesi kör, âlemi sersem mi sanırsın?"
***
NEYSE Kİ Sayın Abdullah Gül, bu işlerin yabancısı değildir.
"Refah-Yol" hükümetinde Devlet Bakanı'ydı ama, aslında Erbakan Hoca'nın gizli Dışişleri Bakanı'ydı.
"Dün"ü "yarın" olmadan unutanlar Erbakan'ın haysiyet kırıcı Libya gezisinde kendisine refakat edenin Devlet Bakanı Abdullah Gül olduğunu belki hatırlamazlar.
Oysa, bu gezi o tarihlerde Türkiye'nin gündeminde birinci maddeydi; Erbakan Hoca, Müslüman ülkelerin desteğini almak için bu geziye çıkıyordu. Maksadın ne olduğunu tahmin edenler bu geziye karşıydılar. Başta, o tarihte bakan olan DYP'li Mehmet Ağar, gezi kararnamesini imzalamadı. Türk heyeti Mısır'da gayet soğuk karşılandı, havaalanına Türk bayrağı bile çekilmedi. Büyük umutlar beslenen Kaddafi ise Türk heyetini gece yarısından sonra saat 2'de çöl ortasında kurulan Bedevi çadırında kabul etti...
***
VE sonra açtı ağzını, PKK'ya destek verdi, Türkiye Cumhuriyeti tarihini yok saydı, Türkiye yönetimine hakaret etti, herkes donup kaldı... Türk heyetindekiler hop oturup hop kalkıyordu. Umutlar Başbakan Erbakan'daydı, hele Kaddafi lafını bir bitirsin, onun ağzının payını "Hoca" verecekti.
***
HEYHAT! Umutlar suya düşer, Erbakan'ın cevabı teşekkürdür:
"Muhterem Kaddafi Beyefendi'ye, gösterilen misafirperverlikten dolayı kalpten teşekkür ediyorum."
Sayın Gül de zevahiri kurtarmaya çalışır, gerginliği azaltmak için, gazetecileri "Deli saçması der, geçeriz!" diyerek güya yatıştırır.
***
MEHMET Ağar, kararnameyi imzalamadığı gibi, bakanlıktan da istifa eder.
Aynı gün de Erbakan kendisini arar:
"Çok başarılı hizmetleriniz oldu, size çok teşekkür ederim. Libya gezisi konusunda da doğru bir öngörü içindeydiniz. Keşke sizi dinleyip Libya'ya gitmeseydik. Ama oldu; bu konuda haklı çıktınız, doğru düşünmüşsünüz." (x)
***
SAYIN Gül, acaba o günleri bugün hatırlıyor mu?
Şimdi tapu peşindeyiz, imparatorluğun mirasçısı olarak, Filistin'in, İsrail'in, Kudüs'ün tapularına sahip çıkıyoruz.
Sayın Demirel'in bir sözü aklımıza geldi:
"Tapulu arazime gecekondu diktirmem!" diyerek partisine sahip çıkardı.
Sayın Gül de Ortadoğu'ya sahip çıkıyor.
Bırakın o tapuları müzede kalsın, biz elimizdeki tapuyu deldirmeyelim de...
——-
(x) 28 Şubat - Post Modern Darbe'nin Öyküsü, Birharf Yayınları, Hakan Akpınar.
h.pulur@milliyet.com.tr
|
|