|
Kürdistan demeli mi, dememeli mi?
Gazetecinin takip etmesi gereken Kutup Yıldızı, resmi ideolojiler, "beğendiğiniz gibiler", ortalamanın genel kanaatleri değil, sadece hakikattir.
Bu, çoğu kez kalabalıkların hoşuna gitmeyecek, kimi kez de öfkelenen kalabalıklar gazetecinin kanını bile görmek isteyebilecektir. Çünkü gazeteciler, büyük bir ailenin sakladığı sırları, sırf ailenin hakikatlerle yüzleşmesi için, hem de misafirlerin yanında yüksek sesle söyleyen "haberci çocuklardır".
Gazetecilik, hayatla bir inatlaşmadır. Hakikatin tarafında durup, eğer yeterince vicdanlı ve olgunsa gözün gördüğüne güvenip, duyduklarında sana öfkeleneceklerini, inanmayacaklarını, seni bir daha sevmeyebileceklerini bile bile anlatmaktır.
Herkes sevilmek, onaylanmak ister. Ama gazetecilik, kimi zaman, bu temel ihtiyaçla bile inatlaşma halidir.
Böyle demeyi düşünüyorum, önümüzdeki günlerde birkaç üniversitede vereceğim gazetecilik seminerlerinde. Çünkü iyi bir nedenim var ve yine, yeniden edindiğim taze bir deneyim.
'Kanında boğulacaksın'
Geçen hafta Milliyet gazetesinde, yedi gün boyunca "Adı Konmamış Şantiye Devlet" başlığı altında, yeni Irak Anayasası'nın 113'üncü maddesinde adı "Kürdistan" olarak konan bölgeyle ilgili olarak hazırladığım yazı dizisi yayımlandı.
Irak'ın işgal edilip yeniden yapılandırılmasının ardından Kuzey Irak'taki Kürdistan bölgesinin sahne olduğu yapılaşmayı anlatıyordu. Çok sayıda meslektaşım, bölgenin en zor zamanlarında oraya gitmiş, o dönemde yapmaları gerekenleri yapmışlardı. Benim yapmak istediğim ise burnumuzun dibindeki "Kürdistan" gerçeğini, savaşın tozu birazcık olsun aralanmışken, başka bir gözle yazmaktı.
Bir coğrafyanın, bir halkın fotoğrafını çektim. Bu fotoğrafta insan yüzleri, hayatlar, kaygılar, umutlar ve sadece gerçek vardı...
Dizi boyunca aşırı milliyetçi Kürtler ve aşırı milliyetçi Türklerden ilk günden son güne kadar gelen mesajlar fena halde öfkeliydi.
Enteresandır, birbirlerine bu kadar karşı olan taraflar, hakikat karşısında aynı reddeden dili konuştu.
Bir taraf "Sen nasıl Kürdistan dersin!" deyip Kürtleri övmenin bedelini "kanımda boğularak" ödeyeceğimi söyledi. Diğer taraf ise Kürtleri aşağıladığımı iddia etti. Gazetecilik adına doğru bir iş yaptığımızı böylece anlamış olduk.
Mesele şu ki, öfke tepkileri gösterecek olanlar başta olmak üzere meseleyle ilgili herkes okumalıydı bu yazıları: "Resmi ideolojileri", siyasi stratejileri belirleyenler, dünyayı ve ülkesini "Kurtlar Vadisi"nin sanal koordinatları içinde algılayanlar, oraya "Güney Kürdistan" diyerek başka bir hayale gönderme yapanlar... Çünkü nerede durursak duralım hepimizin gerçeği bilmeye ihtiyacı var.
Tabular da gevşer
Bu yazı dizisiyle birlikte bir ilk yaşandı. Kürdistan meselesine, Türkiye'nin bölge stratejisinin, "Barzani onu dedi / Talabani bunu dedi" kıskacının ötesine geçilerek bakıldı.
Foto muhabir arkadaşım Yurttaş Tümer'le birlikte oraya gidebilmemiz, belalı bir yolculuk sebebiyle bir hafta sürdü. İşin peşini bırakacaktık az kalsın, bu kez Milliyet Genel Yayın Yönetmeni Sedat Ergin bırakmadı. "Hava kötü, gitmeyin" deyince o, bu kez biz inat ettik. Hep birlikte, gazeteci olduğumuz için herhalde, inatlaştık yani.
Hava koşullarına ve kalabalıkların önyargılarına inat çektiğimiz Kürdistan fotoğrafında doğru-yanlış, iyi-kötü, yararlı-zararlı tanımlarına sığışamayacak renkler vardı. Renklerden korkanlar bakamadı! Ama şunu da biliyoruz herhalde: Biz bakmıyoruz diye yok olmuyor hiçbir şey.
Ve tabular... Onlar er ya da geç gevşer. Çünkü mutlaka başka çocuklar gelir, başka haberci çocuklar. Onların da canı, bazen bilmezler niye, hayatla inatlaşmak, gerçeklerden bahsetmek ister.
ecetem@hotmail.com
|
|