Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 22 Şubat 2006 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Kürdistan demeli mi, dememeli mi?


Gazetecinin takip etmesi gereken Kutup Yıldızı, resmi ideolojiler, "beğendiğiniz gibiler", ortalamanın genel kanaatleri değil, sadece hakikattir.
Bu, çoğu kez kalabalıkların hoşuna gitmeyecek, kimi kez de öfkelenen kalabalıklar gazetecinin kanını bile görmek isteyebilecektir. Çünkü gazeteciler, büyük bir ailenin sakladığı sırları, sırf ailenin hakikatlerle yüzleşmesi için, hem de misafirlerin yanında yüksek sesle söyleyen "haberci çocuklardır".
Gazetecilik, hayatla bir inatlaşmadır. Hakikatin tarafında durup, eğer yeterince vicdanlı ve olgunsa gözün gördüğüne güvenip, duyduklarında sana öfkeleneceklerini, inanmayacaklarını, seni bir daha sevmeyebileceklerini bile bile anlatmaktır.
Herkes sevilmek, onaylanmak ister. Ama gazetecilik, kimi zaman, bu temel ihtiyaçla bile inatlaşma halidir.
Böyle demeyi düşünüyorum, önümüzdeki günlerde birkaç üniversitede vereceğim gazetecilik seminerlerinde. Çünkü iyi bir nedenim var ve yine, yeniden edindiğim taze bir deneyim.

'Kanında boğulacaksın'
Geçen hafta Milliyet gazetesinde, yedi gün boyunca "Adı Konmamış Şantiye Devlet" başlığı altında, yeni Irak Anayasası'nın 113'üncü maddesinde adı "Kürdistan" olarak konan bölgeyle ilgili olarak hazırladığım yazı dizisi yayımlandı.
Irak'ın işgal edilip yeniden yapılandırılmasının ardından Kuzey Irak'taki Kürdistan bölgesinin sahne olduğu yapılaşmayı anlatıyordu. Çok sayıda meslektaşım, bölgenin en zor zamanlarında oraya gitmiş, o dönemde yapmaları gerekenleri yapmışlardı. Benim yapmak istediğim ise burnumuzun dibindeki "Kürdistan" gerçeğini, savaşın tozu birazcık olsun aralanmışken, başka bir gözle yazmaktı.
Bir coğrafyanın, bir halkın fotoğrafını çektim. Bu fotoğrafta insan yüzleri, hayatlar, kaygılar, umutlar ve sadece gerçek vardı...
Dizi boyunca aşırı milliyetçi Kürtler ve aşırı milliyetçi Türklerden ilk günden son güne kadar gelen mesajlar fena halde öfkeliydi.
Enteresandır, birbirlerine bu kadar karşı olan taraflar, hakikat karşısında aynı reddeden dili konuştu.
Bir taraf "Sen nasıl Kürdistan dersin!" deyip Kürtleri övmenin bedelini "kanımda boğularak" ödeyeceğimi söyledi. Diğer taraf ise Kürtleri aşağıladığımı iddia etti. Gazetecilik adına doğru bir iş yaptığımızı böylece anlamış olduk.
Mesele şu ki, öfke tepkileri gösterecek olanlar başta olmak üzere meseleyle ilgili herkes okumalıydı bu yazıları: "Resmi ideolojileri", siyasi stratejileri belirleyenler, dünyayı ve ülkesini "Kurtlar Vadisi"nin sanal koordinatları içinde algılayanlar, oraya "Güney Kürdistan" diyerek başka bir hayale gönderme yapanlar... Çünkü nerede durursak duralım hepimizin gerçeği bilmeye ihtiyacı var.

Tabular da gevşer
Bu yazı dizisiyle birlikte bir ilk yaşandı. Kürdistan meselesine, Türkiye'nin bölge stratejisinin, "Barzani onu dedi / Talabani bunu dedi" kıskacının ötesine geçilerek bakıldı.
Foto muhabir arkadaşım Yurttaş Tümer'le birlikte oraya gidebilmemiz, belalı bir yolculuk sebebiyle bir hafta sürdü. İşin peşini bırakacaktık az kalsın, bu kez Milliyet Genel Yayın Yönetmeni Sedat Ergin bırakmadı. "Hava kötü, gitmeyin" deyince o, bu kez biz inat ettik. Hep birlikte, gazeteci olduğumuz için herhalde, inatlaştık yani.
Hava koşullarına ve kalabalıkların önyargılarına inat çektiğimiz Kürdistan fotoğrafında doğru-yanlış, iyi-kötü, yararlı-zararlı tanımlarına sığışamayacak renkler vardı. Renklerden korkanlar bakamadı! Ama şunu da biliyoruz herhalde: Biz bakmıyoruz diye yok olmuyor hiçbir şey.
Ve tabular... Onlar er ya da geç gevşer. Çünkü mutlaka başka çocuklar gelir, başka haberci çocuklar. Onların da canı, bazen bilmezler niye, hayatla inatlaşmak, gerçeklerden bahsetmek ister.

ecetem@hotmail.com








Taha AKYOL
Hamas, İsrail ve Türkiye
TÜRKİYE için Amerika'daki dost lobilerin başı...
Çetin ALTAN
1889'da Ertuğrul gemisinin Japonya'ya gidişi ve batışı...
Şu bizim olduğumuzdan fazla görünme hastalığı...
Melih AŞIK
Yeni Sahne'den...
Ankara'da Devlet Tiyatrosu oyunlarının sahnel...
Fikret BİLA
Geçim cambazlığı aracı olarak kredi kartı
Kredi kartı borcu yüzünden TBMM'de görevli bi...
Hasan CEMAL
Soykırım ve inkârı!
Holocaust... Avrupa Yahudiliği'nin İkinci Dün...
Güneri CIVAOĞLU
Öldüren kartlar
Kredi kartı rezaleti nihayet TBMM'deki polis ...
Abbas GÜÇLÜ
'Edepsizlik' heyecanla söylenmiş
Abant İzzet Baysal Üniversitesi'nde yaşanan r...
Hurşit GÜNEŞ
2006'da büyüme motorları tekler mi?
Bir ülkede ekonomik büyümenin üç motoru vardı...
Nail GÜRELİ
Türkiye'nin ikilemi ve Kütahya
Türkiye'nin genelinde yaşanan bir ikileme geç...
Sami KOHEN
Dora ile ne değişir?
YUNANİSTAN'ın dış politikasında, Bayan Dora B...
Metin MÜNİR
Hayal, trafik için çare değil
İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ı tanı...
Hasan PULUR
Mızrak çuvala girdi, tapular ortaya çıktı...
BİR haftadır bekledik, "Şu mızrağı çuvala nas...
Tuba AKYOL
Neden kopuyor bu çocuklar?
Çocuklar artık daha çabuk büyüyor. Ve büyüdük...
Meral TAMER
Banka alan da, satan da ödül aldı
Önceki akşam Ekonomist Dergisi'nin 'Ekonomide...
Ece TEMELKURAN
Kürdistan demeli mi, dememeli mi?
Gazetecinin takip etmesi gereken Kutup Yıldız...
Osman ULAGAY
Doları ve YTL'yi uçuran sermaye
ABD'nin dış ticaret açığının geçen yıl 725.8 ...
Güngör URAS
Prim affı (Her af: 'Bu son af')
TBMM'nin gündemindeki "sosyal güvenlik kurulu...
M. Ali BİRAND
Arap Yatırımcı'nın Türkiye'ye bakışı
Geçenlerde, uzun süredir yakından tanıdığım İ...

© 2006 Milliyet