|
 |
|
|
'Laik kulüp'!..
Vay vay vay... İş nerelere geldi!..
Alevi dedesi ve Galatasaray'ın duayeni Prof. İzzettin Doğan, "Hükümet güçlü bir Galatasaray istemez" demiş.
Neden?
"Galatasaray laiktir"...
İşte günlük sorunları kestirmeden alt etme ve güçler dengesinde bir adım öne geçme uğruna futbolun içine siyaseti sokanların bizi getirdiği nokta.
Sayın Doğan'ın bu sözleri çok tartışılacak elbet.
"Kadrosunda tarikatçı olduğu iddia edilen futbolcuları yıllar boyu görmezden gelen Galatasaray laik de, rakipleri değil mi" türünden sorular gündemi daha çok karıştıracak.
Orayı geçelim. Sayın Doğan'a bu tespiti yaptıran koşullara bakalım.
Siyaset futbolun içine bu kadar dalmasaydı böyle bir saptama yapılabilir miydi ?
Yapılsa kim ciddiye alırdı?
Ciddiye alanlar da tespiti yapanı suçlardı "olayı nereye taşıyorsun" diye.
Oysa günümüz koşullarında, minik bir fikir jimnastiği ile sayın Doğan'ın endişesinin hiç de yersiz olmadığı sonucuna varabilir insan.
Çünkü kıymetli hükümetimiz ve kraldan çok kralcı iktidar izcileri, sporun, özellikle de futbolun her kademesinde küçük üçgenler kurarak kayıt dışı goller atmaktan çekinmiyor. Hemen her kulüp bir şekilde iktidarla bağlantı kurmaya çalışıyor. Kimi yönetimlerine "akrabalar" alıyor, kimi ahbaplığın telvesini koyulaştırmaya çalışıyor. Hiçbir şey bulamayan bölge milletvekillerinin yakasına yapışıyor.
Gerçekten de bu modayı en uzaktan izleyen Galatasaray galiba.
Lakin bu durumu laik-antilaik bağlamında değerlendirmek ne kadar doğru olabilir?
Belki de Galatasaraylıların yüksek egoları engel oluyor Türkiye'yi yöneten erk ile uzlaşmaya?
Ve sık sık başkan adayı gösterilen sayın İzzettin Doğan'ın tespitiyle yeni bir boyut ekleniyor futbolun siyasetine. Allah, mezhep tartışmalarından korusun.
Sergen ile Alex maçı
ANAP Genel Başkanı Erkan Mumcu demişti ki, "Eğer bir maçta Sergen oynuyorsa, ben maçı değil Sergen'i seyrederim"...
Sanıyorum Sarıyer maçını da izlemiş ve hepimiz gibi kahırlanmıştır zaman denilen zalimin Sergen'den yıllar çalmasına.
Yazık ki futbolu bırakacak yakında.
En az rahmetli Yusuf Tunaoğlu futbolu bıraktığında dertlendiğim kadar yanacağım o zaman. Sergen'in futboldan kopmasına bir aile yadigarını kaybetmiş kadar üzüleceğim.
Adam özel bir durum. Elle, dürbünlü tüfekle yapamayacağımızı ayaklarıyla beceriyor. Durdurulması gerekiyorsa, onu bile kimseye bırakmıyor bir iki gece sabahlayıp kendi kendini durduruyor.
Ben onu olduğu gibi kabul edenlerdenim. Sayın Mumcu gibi o oynadığı zaman seyrederim. Oynayamadığı zaman beklerim. Eleştirmem, sadece on-on beş senedir bana futbol estetiği olarak seyrettirdikleri için kendisine teşekkür ederim.
Gelelim Fenerbahçe Beşiktaş derbisine... Kulağı çekilen Alex ile formunu doksanlayan Sergen arasında olacak bu derbi. Umarım ikisi de iyi günlerini yaşarlar ve bizler de paraşütsüz inen futbolumuzda keyifli bir maç yaşarız. Hem de "Alex mi yaman, Sergen Bey mi" anlarız.
'Takdir' ve 'Taksir'
İnanamıyorum... Bir iki gün önce "Niye takdir edilmiyor Fenerbahçe?" diye soran sayın Nihat Özdemir bir iki gün sonra "Beşiktaş seyircisini stadımızda istemiyoruz" diye beyanat veriyor.
Neden?.. İnönü'deki maça Fenerbahçeliler alınmamıştı.
Kim sokmamıştı?.. Beşiktaş yönetimi mi? Taraftarı mı?
Valilik karar almıştı, Beşiktaş'a uygulamak kalmıştı.
Sonra değiştirdi kararını Valilik. Eski uygulamaya döndü. Belirli kontenjanlarda rakip taraftar maçlara gidebilir dedi.
Ne alemi vardı ki; "Beşiktaş seyircisini Şükrü Saraçoğlu'nda görmek istemiyoruz" diyerek ortamı germenin? Bu taksir (hata) değil mi? Sonuçta Valilik yeniden çarketti.
Aksi olsaydı bile, ikinci başkanından bu direktifi alan Fenerbahçe seyircisi "konuklarını" görmezden gelebilir miydi? Kadıköy'de çıkacak olası arbedelerin sorumlusu kim olacaktı peki?
Hem ne olurdu, "Beşiktaşlılar bizim konuğumuzdur" türünden bir beyanat verilse ve bin Beşiktaşlı maça gelse, geldiğinde rakibinin bu iyi niyeti altında ezilse. Bin kişi yüzünden maçı mı kaybedecekti Fenerbahçe?
Örnek alınması gereken bir sürü uygulamasına karşın niye takdir edilmiyor Fenerbahçe?
Çünkü sevimli olmak istemiyor. Enerjisini gerilimden alan bir tarzda yönetiliyor. Ve bu tarz "mutlak üstünlük" durumunda bile tatmin olmuyor.
Canaydın'ın kaderi
Özhan Canaydın aday olmasın!..
Olmasın... Çünkü beceremedi.
Galatasaray camiasında bu fikir geçerli.
Galatasaray laik midir, demokratik midir, halkçı mıdır bilemem ama "vefasız" olduğu kesin.
Alacaklı icraları kapıya dayandığında, attılar Canaydın'ı aslanların önüne, kenara çekildiler seyrettiler.
Kurtuluş planı diye ortaya konan Riva'yı bile reddettiler. Kampanya yapıldı parayı esirgediler. Sonra da "Beceremiyorsun" dediler başkana.
Hep merak etmişimdir; sayın Özhan Canaydın'ın başarmasını yürekten isteyen kaç genel kurul üyesi vardı acaba?
Boşlukta bir cümle
"Devlette küslük olmaz"!..
Süper bir cümle... Sevgi, şefkat, kucaklama ifadesi.
Gücünün farkında olan ve bağışlayan bir çelebilikle, gündelik çekişmeleri aşmış bir bilgelikten imbiklenen otoritenin berrak sesi.
Sayın Bakanımız Mehmet Ali Şahin, Haluk Ulusoy ile buluşmalarını böyle özetledi.
Başkan Ulusoy'un "Gol atmayı severmişsiniz" göndermesine, "Son zamanlarda atamıyorum" kinayesini "espri" kabul edip değerlendirme dışı tutarsak, devlet adamlığının belgesidir bu cümle:
"Devlette küslük olmaz"...
Cümle güzel de;
Peki niye küstünüz Haluk Ulusoy'a?
Neden seçilmemesi için güç kullandınız?
Neden seçildikten sonra içinize sindiremediniz ve intikam aradınız?
Ve şimdi neden yan yana fotoğraf çektirip "Devlette küslük olmaz" diyorsunuz sayın bakanım?
"Devlette küslük olmaz" sözü, koftiden bir laf durumunda kalmaması için alt yapısı tamam olmalı.
Mesela, "Devlet taraf tutmaz".
"Seçimi maniple etmez"
"Özerk kurumlara saygı duyar" falan...
Arada boşluk olunca porselen diş gibi sırıtıyor o güzel cümle.
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|