|
Nihayet "light" kebabı da becerdik...
ADANALI kebapçı "Reşit Usta" dükkânına "light kebap" levhası asmış, Türk Dil Kurumu Başkanı Prof. Şükrü Haluk Akalın kebapçıyı uyarmış:
"Ben Adana'da doğdum, büyüdüm, Adana kebabının light oluşunu düşünemiyorum; light demekle belki yağsız özelliğini anlatmak istediniz ama, bu arada dilimizi de kirletmiş oldunuz."
"Reşit Usta" da Dil Kurumu Başkanı'na söz vermiş, dükkânın adını değiştirecekmiş, birlikte bir isim bulacaklarmış...
***
AH hocam, ah! Serde hemşerilik var diye "Adana kebabı"nın "light" oluşuna dayanamadınız, bir gün İstanbul'a gelseniz de, Şişli'den İstiklal Caddesi'ne yürüyüp Galatasaray'da dursanız, kaç dükkânın adının Türkçe kaldığını işaretleseniz...
***
"LİGHT kebap" haberini okurken aklımıza Hıfzı Topuz'un "Çamlıca'nın Üç Gülü" romanındaki "Nedim Bey" geldi... (x)
"Çamlıca'nın Üç Gülü" sefir-i kebir, Hariciye Nazırı "Hulusi Bey'in" üç kızıdır. Çamlıca'daki köşk, Avrupa hayranlarının yaşadığı bir mekân, "Nedim Bey" ise, hem uzaktan akraba hem de aile dostudur. Sık sık eve girip çıkar, kızların "Nedim Ağabey"i onlarla her şeyi konuşur, Mustafa Kemal ve arkadaşlarını över, Saray'a verip veriştirir, "millici" bir subaydır.
***
"NEDİM Ağabey" bir gün kızlara dil konusunu anlatır.
"Türkçemizi ne ölçüde yitirdiğimizin farkında mısınız? Dilimiz zaten Arapçanın ve Farsçanın etkisi altındaydı, şimdi de Fransızcanın ve İngilizcenin etkisi altında."
Örnekler verir:
"Niçin Pera Palas'a Beyoğlu Sarayı demiyoruz?"
"Neden Galata Bonmarşesi diyorsunuz da, Galata Ucuzluk Pazarı denilmiyor?"
"Neden Rose Noir Kabarsi, Kara Gül değil?"
"Şark Kulübü, Cercle d'Orient'dan daha güzel değil mi?"
***
MÜTAREKE İstanbul'udur, İstanbul işgal edilmiştir. "Nedim Bey" gelecekleri görür:
"Sorun çok ciddi. Dilde bağımsızlığımız elden gidiyor. Bu bir kültür sorunudur. Yavaş yavaş Fransızların ve İngilizlerin egemenliği altına giriyoruz. Önce ekonomik bağımsızlığımızı yitirdik, sonra da kültürel bağımsızlığımızı. Bunu siyasal bağımsızlık izleyecek. Neye varacak bunun sonu?"
***
"NEDİM Bey" sanki bir kâhindir, geleceği görür:
"Böyle giderse elli yıl sonra sokaklarda Türkçe tabela göremeyeceğiz. Önce gazeteler, sonra da okul kitapları yabancı sözcüklerle donanacak."
***
"NEDİM Bey"in endişesi ve korkuları Anadolu zaferiyle ortadan kalkar, 1950'ye kadar....
Sonra mı?
Hal meydanda!
"Bağımsızlığın Allah belasını versin!" diyenler kültüre de, ekonomiye de, siyasal alana da egemen oldular.
Bir de "küreselleşme" kulpunu yakaladılar, Avrupa kapılarında "Bizi de alın!" diye yalvar yakar olarak.
"Nedim Bey" sanki kâhindi...
(x) Remzi Kitabevi, 2002.
h.pulur@milliyet.com.tr
|
|