Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 26 Şubat 2006 / Pazar  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
"Trajediyle komedinin iç içe olduğunu gördüm"

Pelin Esmer 10 Mart'ta vizyona girecek olan, birçok festivale davetli ve ödüllü "Oyun" belgeselinde Mersin'in Arslanköy'ündeki kadınların hayatlarını, kurdukları tiyatro grubu ve oynadıkları oyun üzerinden anlatıyor

ASLI ÇAKIR

Birkaç yıl önce haberlerini görmüştük. Mersin'in Arslanköy'ündeki kadınlar bir tiyatro grubu kurmuştu. Set işçiliğinden senaryo yazımına, yönetimden oyunculuğa her şeyi kendileri yapıyor, sahnede sorunlarını dile getiriyorlardı. Bu haberi görenlerden biri de genç ve başarılı belgeselcilerimizden Pelin Esmer'di. Esmer haberi okumasıyla birlikte Arslanköy'e gitti. Onlarla 5,5 hafta geçirdi. 94 saatlik bir film çekti. İki yıl boyunca montajıyla uğraştı ve ortaya yapım, yönetim, kamera ve montajın Esmer'e ait olduğu "Oyun" belgeseli çıktı.
Türkiye'de 10 Mart'ta vizyona girecek "Oyun" daha önce uluslararası festivallerde gösterildi, yarıştı. Seyredenlerin bayıldığı, tüm salonun beraber ağlayıp gülerek izlediği film gerçekten çok etkileyici. Bu etkileyiciliğini de Trieste Film Festivali'nde En İyi Belgesel Film Ödülü'nü alarak kanıtladı. San Sebastian Film Festivali'nde gençlik jürisi tarafından en iyi üçüncü film seçilmişti. Önümüzdeki aylarda ise Prag One World Film Festivali, Navarra Belgesel Film Festivali, Selanik Belgesel Film Festivali, Münich Doc Film Festivali, New York Tribeca Film Festivali gibi önemli festivallerde yarışacak.


Arslanköylülerle tanışma nasıl oldu?
2003 Mayıs'ında ilk gittiğimde onlarla iki-üç gün geçirdim. Yanımda kamera vardı ama çekim yapmadım, sadece filmdeki kamyon sahnesini çektim. Hani işten dönerken, göbek attıkları sahne.

Kameradan hiç çekinmiyorlar. Size güvenmelerinin de etkisi vardır.
Tabii, birbirimize güvendik. Ama onların zaten hayatla direkt ilişkiden kaynaklanan bir rahatlıkları var. Benim de en gıpta ettiğim şey.

Kadın olmanızın da etkisi oldu mu?
Onun da bir faydası olabilir. Yurtta kalan kızlar gibi bir muhabbetimiz oldu.

Onlara ne anlattınız ilk üç gün?
"İlk oyunumuz başka bir köydeki kan davasını anlatıyordu. Özdeşleşemedik. Yeni oyunumuzda kendi hayat hikayemiz olacak" dediler bana. İşte beni filmi yapmaya iten sebep bu aslında. Benim de anlatmak istediğim onların hayatıydı. Orada gerçekle oyun arasında gidip gelmeme neden olacak çok güzel hikayeler olacağını sezdim. Üç hafta içinde başlayacaklarını söylediler. Ben de "Sizin hayaliniz bu oyunu yapmak. Benim de hayalim siz bu oyunu yaparken bunun filmini çekmek. Var mısınız?" dedim. "Sonuna kadar yardım ederiz" dediler.

Sonra?
İstanbul'a döndüm. Ama onlar emin olamadılar benim köye döneceğimden.

Ne yaptınız o üç hafta içinde?
Bir kere sponsor aradım. Bulamadım. Kendi biriktirdiklerimle ve filme, bana inanıp destek olan Nida Karabol'un desteğiyle yola çıktım. Bilgi Üniversitesi'nden teknik malzeme anlamında destek aldım. Bir ses teknisyeni arkadaşımı ayarladım. Sonra ben dahil üç kişilik bir ekiple gittik. Proje bitince de Kültür Bakanlığı'nın desteği ve Danone'nin sponsorluğu oldu.


Köyün okulunda prömiyer

Film daha acıklı ya da komik olabilirdi ama her şey çok dozunda.
Sadece film değil, hayatta hiçbir şeyin sadece çok acıklı ya da çok keyifli olduğunu düşünmüyorum. Trajediyle komedinin iç içe olabileceğini gösterdiler. Hayatta hiçbir şey o kadar ağır ya da hafif değildir. Onlar sekiz saat güneş altında çapa salladıktan sonra o yorgunluğu atmak için kamyonda göbek atıyor. Ya da senaryo için dertlerini anlatırken ağlayıp daha göz yaşları donmadan gülebiliyorlar.

Bu bir belgesel mi, kurmaca mı? Belgesel diyoruz ama film gibi izleniyor.
Bu bir kurmacamsı belgesel film. Belgesel çünkü karakterlerim gerçek, hiçbir şey mizansenle yapılmadı. Ama bir hikayesi, anlatım şekli olduğu için de kurmaca gibi. Etrafınıza daha dikkatli bakıp hayattan gelen hikayeleri anlatmaya konsantre olursanız, hayat zaten her kurmacadan daha dramatik.

Sizi nasıl etkiledi onlarla bu kadar vakit geçirmek?
Onlar için önemli bir dönemin bir parçası olmak büyük şanstı. Yer yer o oyunun benim için bile bu filmin önüne geçtiği anlar oldu. Onların hayatla, birbirleriyle, kendileriyle kurdukları dolaysız ilişki çok sorgulattı. Biz bir şey söylerken 89 elemeden geçiriyoruz. Kekemeleşiyoruz. Biraz da bu köylülük ve kentlilik olayını düşündüm. Türkiye'de ayrımın çok ağır olduğunu düşünüyorum. Kimse beklemiyor tabii ki Arslanköylü kadınların tiyatro yapmasını. Bunu beklemiyor olmamız da ayıp. Burada ekonomik durumu daha iyi, eğitimli, kaç kentli mutlu olmadığı hayat koşuluna karşı bir şey söylüyor?

Onlar izlediğinde ne hissettiler?
İlk gösterimi onlara yaptım. Yani prömiyer okulun odasında, televizyonda oldu. Aileleriyle izledik. Heyecandan ölüyordum. Sanki başka birileri oynuyormuş gibi gülerek seyrettiler.

Yurtdışında gösterildiği ülkelerde nasıl tepkiler aldınız?
Çok olumlu tepkiler aldım. Çok soru soruldu Türkiye üzerine, kadın üzerine. "Türkiye ile ilgili fikrimi tamamen değiştirdim. Çok teşekkür ederim" diyenler oldu.



"Son yıllarda gördüğüm en güzel aşklardı"

Filmde bir yandan kocalarından şikayetçiler, bir yandan da harika ilişkiler görüyoruz.
Son yıllarda gördüğüm en güzel aşklara da orada tanık oldum. Hayat da böyle değil mi zaten? Bir kere anlattıkları kötü hikayelerin çoğu eskiye ait, geçmişte kalmış hikayeler. Sadece o hikayeleri başkaları da yaşamasını istiyorlar.

En önemli dertleri de o zaten: "Bizden sonrakiler bizim yaşadıklarımızı yaşamasın, iyi olsun."
Bütün dünyayı olmasa bile etraflarındaki dünyayı değiştirebileceklerini düşünüyorlar. Gündelik hayatlarında bir değişiklik yok. Ama kendilerini nasıl hissettiklerine dair bir değişim yaşamaları önemli.

Kocaları da çok destekliyor onları gördüğümüz kadarıyla.
Bir kere eşleriyle çok gurur duydu erkekler. Onlar da çok zorlanmışlar. Tabii ki ilk başladıklarında bir sürü dedikodu olmuş. Küçük bir yer. "Bu kadınlar ne yapacaklar acaba?" diye. Buna rağmen göğüs germişler. Bu arada eşleri provaya giderken kocaları eve, çocuklara bakıyor. Destek olmalarının nedenlerden biri de kadınların provalarda deşarj olup eve mutlu dönmesi. Tabii ki ev ihmal edilince sürtüşmeler, tartışmalar oluyordur.

Siz görüşüyor musunuz?
Bayağı sık konuşuyoruz. Onlar ne yapıyor, ben ne yapıyorum... "Elmaya gittik, şu evlendi" diyorlar. Ben de onlara filmle ilgili bilgi veriyorum.



"Pelin hanım benim gülen gözlüm"

Ümmüye Koçak (Oyuncu)
Köyden ayrıldım. İki yıldır Mersin'de, şehirde yaşıyorum. Burada Şehir Tiyatroları'nda bir sene kursiyerlik yaptım.
Buraya ilk geldiğimde şehir şehir diye ölüyordum. Ama baktım ki buradaki kadınlar daha mutsuz. Hepsi ev hanımı. Tiyatrodan hiç haberleri yok. Ama ben onların gözündeki o parıltıyı gördüm. Tiyatro grubu kurdum. Yeni oyunumuz: "Hasret Çiçekleri".
Filmi çok beğendim. İlk olarak köy okulunda izlediğimde ağlamaktan hiçbir şey anlamadım. Sonra şehirde, bir üniversitenin konferans salonunda seyrettim. Benim gibi köylü bir kadın, ayağımda lastik ayakkabılarla üniversitenin konferans salonunda... Bunu siz anlamazsınız ama benim için o kadar önemli ki.
Tiyatroyla hayatımızdaki bazı şeyleri daha iyi duyurabileceğimize inandım. Sanatla mutsuzluklardan kurtulacağımıza...
Pelin hanım benim gülen gözlüm. Geldiğinde gözleri pırıl pırıldı. Başında örtüsü, ayağında şalvarı, tozun toprağın içinde bizimle yaşadı, filmini çekti. Ve hep gülümsüyordu, hep pırıl pırıldı. Hayatımda kimse bana değer vermemişti Pelin hanıma kadar.
İspanya'ya gideceğiz. Rüyada gibiyim. En büyük korkum da bu rüyadan uyanmak.


"İstanbul hayal gibiydi"

Cennet Güneş (Oyuncu)
İlk başlarda sıkılıyorduk ama sonra kameraya alıştık. Pelin hanıma da çok güvendik.
Biz Mersin dışında hiçbir yere gitmemiştik. Davet ettiler film için, İstanbul'u gördük. Pelin hanım "İstanbul'a gideceksiniz" deyince şok geçirdik. "Biz bu İstanbul'a hiç gitmedik, nasıl bir şey? Acep yiter miyiz?" diye. Hayal gibiydi.
Tarlaya gidiyoruz, işlerimizi yapıyoruz, çoluk çocuğa bakıyoruz. Değişiklik yok yani.
Her akşam provalara devam ediyoruz.
Şimdi Alanya'ya gideceğiz "Kadının Feryadı!"nı oynamaya.
Kocalarımız gurur duyuyorlar bizimle.
Bir oyunumuza kocalarımız da katıldı. Oyundan sonra "İyi bir şeymiş" dediler.
Filmi çok beğendik.

"Bize katılmak isteyen çok"
Ümmü Kurt (Oyuncu)
Filmi çok beğendik. Çok mutlu olduk. Bunlar hiç aklımıza gelmiyordu.
Biz hiç sıkıntı çekmedik kamera karşısında. Pelin hanım rahatlattı bizi. Aynı o da bizim gibiydi. İçimizden biri gibiydi.
Tiyatroya katılmak isteyenler çok. Ama biz "Şu an bu düzen iyi" diyoruz.
Oyunlarımızdan sonra değişim oldu. Artık kız çocuklarını daha çok okutmak istiyorlar.

"Böyle olacağını bilseydik panik yapardık"
Hüseyin Arslanköylü (Arslanköy Yahya Aydın Lisesi müdürü-senaryo yazarı)
Filmdeki oyunun, "Kadının Feryadı!"nın senaryosundan sonra cesaret aldım, artık senaryo yazmaya devam ediyorum.
Filmin böyle başarılı olacağını düşünmüyordum. İki kişi geliyor, ellerinde kamera, çekiyor, hobi diye düşündüm. Zaten böyle olacağını bilseydik panik yapabilirdik.





PAZAR
Siyasetçilerdeki futbol merakı
Yarım asırlık anılar
"Her kıtadaki en yüksek zirveye çıkacağım"
"Trajediyle komedinin iç içe olduğunu gördüm"
Afganistan'daki ilk klasik müzik konserini Şişli Senfoni verecek
Masalsı rock şarkıları
"Yanlış bilgiler ilişkileri zora sokuyor"
Çok kültürlü pop
Bir film platosu:
Cumalıkızık

Radyonun kısa tarihinden notlar
Nazik konu lasik!
Bir işadamının evrak-ı metrukesi
Balık ve ünlüleri
Mezzaluna'da ne eksik?
"Tütün çağı"nın yeni tartışması
Atina günlüğü
Adı gibi olmayan hastalık: Şeker
Şans yanar döner, bir gün size de güler
Şarapta tekelcilik son bulmalı





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Mılor
Nevsal Elevli
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Mehmet Yalçın

© 2006 Milliyet