|
 |
|
|
MÜZİK
Çok kültürlü pop
Üç arkadaştan oluşan Coup deBam kendi adını taşıyan ilk albümünü çıkardı
MURAT BEŞER
Dünya üzerinde coğrafyalarına göre şekillenen ve sonradan oranın adı ile anılan pek çok tarz, müzik türü var. Bir kısmı gerçekten nevi şahsına münhasır özellikler sergilerken, bir kısmı sadece benzerlerinden ayırt edilmek için böyle sıfatlandırılıyor.
Burada göçmen kültürü, lejyoner müzisyenler, birkaç kuşak öncesinden bulundukları ülkenin kültürüne duhul eylemiş ya da farklı kültürleri çelişkileriyle yaşayanların ürettikleri yeni yaşam formatları önemli bir yer tutuyor.
Almanya'dan sonra Türklerin yoğunlaştığı ve yerelliği ile kültürel sentezler yarattıkları önemli merkezlerden biri Viyana. Elektronik dans müziğinde Viyana sound'unun oluşumunda Türk-Avusturya işbirliği önemli.
Lejyoner insan hikayeleri
Son üç yıldır, hedeflediği müziğe yani çok kültürlü groove popa ulaşmak için epey çalıştı Coup deBam. Üç mükemmeliyetçi kafadardan, Wilko Goriany, Özden Öksüz ve Metin Yılmaz'dan oluşan topluluk, sonunda kendi ismini taşıyan ilk albümünü çıkardı.
Albümleri yaşadıkları doğal iklimin, Viyana'da içinde dünyanın her yerinden milletin temsilcisini barındıran görkemli ortamın enerjisinden hayat buluyor. Viyana'nın imajında büyük bir yer teşkil eden bu kültürel pazar, onların müziği için biçilmiş kaftan. Gereken ilham için bulunmaz nimet.
Bir başka dünyanın hayali ile yanıp tutuşan lejyoner insan hikayeleri, Coup deBam'ın müziğinde vücut buluyor. Müzik nu-jazz ile egzotik pop arasında, kimi zaman R&B etkili buğulu şarkılar biçiminde tezahür ediyor.
Geleneksel Anadolu enstrümanları çalan Özden ve Metin uzun zamandır kanka. MC Sultan ve dZihan&Kamien ile birlikte çalışmışlar. Daha sonra kendi yollarını çizmiş ve yeni şeyler üretmeyi amaçlamışlar. Wilko'nun yollarına çıkmasıyla kader ağlarını örmüş, Coup deBam doğmuş.
Birbirlerine benzemiyor olmayı bir avantaj olarak kullanıyorlar. Özden ve Metin Anadolu kültüründen temelden etkilenmiş müzisyen ailelerden geliyor. Metin klasik gitar eğitimi almış olmasının yanında kaval, düdük gibi üflemeli çalgılar ile ilgileniyor. Özden ise şarkı söylüyor ve saz çalıyor. İkisi de pop müzik sektöründe tecrübeli. Eski davulcu Wilko ise 70'lerin progresif rock müziği tutkunu. Sırt sırta vermiş eski dostlar dayanışmasında vokallerde Madita, vurmalılarda Mısırlı Ahmet var.
Türkiye'de bir Underground DJ ve club kültürünün doğuşuna denk düşüyor üçlünün tevellüdü. Ama özellikle Türkiye'yi hedefleyerek yola çıkılmamış. Her daim geleneksellikten uzak durmaya, folklor içinde boğulmamaya çalışılmış. Kültürel farkları kapı önüne koyup projeyi dünya vatandaşı olarak şekillendirmişler.
Coup deBam'ın şatafatlı tınıları, farklı kimliklerin iç içe geçmiş bilinci ve kültürel estetiği ile iyi bir düzeye ulaşıyor.
Ne olması gerektiğinden öte, ne olmaması gerektiği konusundaki yoğunlaşma, özenle arabesk lounge'dan uzak tutuyor onları. İki malzemeyi bir kaba koyarak elde edilmiş ucuzluğa düşülmemiş; son yıllarda emeksiz üretilmiş sürü sepet kolay işten uzak kalınmış.
Elleri çak, kontağı çevir
Mağazalarda kıpkırmızı bir albüm var bu aralar. Boğaz Köprüsü ile taçlandırılmış olmasına karşın, bağımlılık yapan bir içeceği anımsatan logosuyla, On Air'in ilk rap projesi olan İstanbul Attack'in "İstanbul Geceleri" albümü bu.
Taksim-Bakırköy karması gençler dörtlüsü İstanbul Attack. Ceza'nın eski ortağı Fuchs da aralarında.
Herkes kendi okuyacağı kısmı yazıyor, sonra bir araya gelerek hamuru yoğuruyorlar. Türk müziği motifli "Yaylan", ilk dinleyişte kulakta kalan parçaların başında geliyor. Rebel Moves ile Reggaeton etkisi var "Rapin Marşı" ve "Itomamatambiyen" adlı parçalarda.
Mezar müziği diye tabir edilen cinsten değil İstanbul Attack rap'i. Eğlence faktörü önemsenmiş; pop ile rap arasında mesafeli bir denge kurulmuş. Söz-müzik uyumu iyi.
Gitar aşkı yolun yarısı
Klasik müzik evreninde iki koca dünya; bir yanda müzik tarihinin dev bestecileri, öte yanda onları anlama, anlarken yeniden yaratma, yeniden yaratırken kendini ifade etme çabasındaki icracılar.
50 yaşına merdiven dayayan dünya ligindeki klasik gitarcımız Ahmet Kanneci, bu konuda işinin hakkını teslim edenlerin başında yer alıyor.
Sony Classical etiketli yeni albümü "Ahmet Kanneci Plays Italian Baroque". Adı geçen dönem ve coğrafyayı seslendiren gitarcı, eserlere büyük bir tarihsel yükümlülük duygusuyla yaklaşıyor. Albümdeki gitar olmayan döneme ait 22 eserden 19'una ilk kez gitarla icra edilme özelliğini hediye ediyor.
Klasik gitar aşıkları için doğru kılavuz Kanneci. Ah, bir de albümün bukletinde Akın Ünver tarafından kaleme alınmış metnin Türkçesi de olsaymış.
Dijitalden analoğa
Bitpazarına nurun yağdığı yıllardayız. Ayakta kalan ya da yeniden toparlanan 80'li yılların toplulukları ikinci altın yıllarını yaşıyor. Bu toplulukların en iyi hallerinin o yıllarda kaldığına dair değişmesi olanaksız kanıyı ortadan kaldırmak için canla başla uğraşıyorlar. Her örneğin aynı olmadığını göstermeye çalışıyorlar.
A-ha altı yıllık molayı bitirdi ve küçük dil yutturan bir albüm patlattı: "Analogue". Bu süre zarfında Magne Furuholman kendini güzel sanatlara vererek içindeki yaratıcı duyguları şaha kaldırmış. Çok cici şarkılar yazmış.
"Analogue" bilinen A-ha çalışmalarından daha organik ve akustik çalgılara soluk aldıran şarkılardan oluşuyor. Bu yaklaşım da, ne inkar edelim, onları pek güzelleştirmiş.
"Analogue" ile A-ha en iyi zamanlarındaki kadar iyi; hatta...
|
|
|

|