|
Lafla peynir gemisi yürür mü, yürümez mi?
"Şnozer", kimsenin pek bilmediği bol tüylü küçük bir köpek cinsi... Genç bir kadın, tüyleri aşırı dökülmeye başlayan "şnozer"ine bir çare bulmak için veterinere gitmiş.
Veteriner:
- Tüylerin dökülmesini önleyen özel bir losyonla yıkayın köpeği, demiş.
Ve genç kadın hemen eczaneye koşmuş:
- Özel bir losyon istiyorum, demiş; tüylerin dökülmesini engelleyen...
Eczacı, raflardan küçük mavi bir şişe almış:
- Buyurun demiş; bacaklarınız içinse hiç su katmadan kullanın. Yok koltuk altlarınız içinse, aynı oranda suyla karıştırarak kullanın...
Genç kadın:
- Ne bacaklarım, ne koltuk altlarım için, demiş; "şnozer"im için istiyorum.
Eczacı şöyle bir duraklamış:
- Ha evet, demiş; neydi... şeyiniz için... Aman dikkat edin; tahriş olmaması için, beş-altı misli suyla karıştırarak kullanın. Ve en azından 1 ay bisiklet, motosiklet gibi şeylere binmeyin...
* * *
Hamas'ın, Suriye'de yaşayan silahlı eylem lideri Meşal'in, Ankara'ya davet edilmesi, içinden çıkılmaz anlaşmazlıklara neden oldu.
Ertuğrul Özkök'ün, iyi Arapça bilen Cengiz Çandar'dan öğrenip yazdığına göre, bir yığın da çeviri hatası olmuş.
Meşal bir ara:
- "Hukuke-i Vatani" diye bir kavram kullanmış.
Arapçada "hukuk", "hak" kelimesinin çoğuluymuş; yani "haklar" anlamına gelirmiş. Meşal:
- Milli haklardan vazgeçmeyeceğiz, demek istiyormuş.
Çevirmen ise bunu:
- Hukukun üstünlüğünü kabul ediyoruz, diye çevirmiş.
Türkiye'deki ünlü yazar ve yorumcular da, "Meşal'in, hukukun üstünlüğünü kabul ettiğini açıklamasını" çok büyük bir aşama olarak değerlendirmişler. Oysa Araplarda "hukukun üstünlüğü" diye bir kavram yokmuş...
* * *
Tüylerinin dökülmesini önlemek amacıyla "şnozer"i için özel bir losyon almaya kalkan genç kadına, eczacı nasıl:
- Aman dikkat edin, 1 ay bisiklete falan binmeyin, demişse...
Karmakarışık bir çöp torbasına dönen şu Hamas olayının da, kimse prim yapmak için üstüne binmeye kalkmasa...
Çünkü tahriş olan yer, dış politikanın apış arası...
* * *
Kendisini dev aynasında gören ve yerden alıp gökte yiyen bir hastayı, en sonunda bir psikiyatra götürmüşler.
Aylarca süren özel seanslardan sonra psikiyatr:
- Nihayet tedaviniz bitti, demiş; artık kendinizi, gerçekçi bir çerçeve içinde görmeye başladınız...
Hasta:
- Size minnettarım doktor, demiş; beni gerçekten kurtardınız o kahrolasıca megalomanyaklıktan. Size bilmem ki nasıl teşekkür etsem? Belki haberiniz vardır, kendilerine yol göstermem için, Yakındoğu ülkelerinin liderliğini yüklenmek zorunda kaldım. Acaba aynı zamanda Başkan Bush'u da uyarmak için, yardımcılığımı kabul eder misiniz?
* * *
Aman kimse alınmasın. Irak Cumhurbaşkanı Talabani için, anlatılan bir fıkra bu...
* * *
Ankara'da, bazı üst düzey makamlardaki kişiler, mafya liderleriyle bir güzel örgütlenip; "sauna"ya gitmeyi âdet haline getirmiş bazı önemli bürokratlarla siyasetçileri, şantaj yaparak haraca bağlamışlar...
"Sauna"nın ünlü tiryakileri, acaba duyulmasından korktukları, neler yapıyorlarmış ki oralarda?
* * *
Vaktiyle bir statistik uzmanı, Çin'deki nüfus artışı üstüne bir konferans veriyormuş ve şöyle diyormuş:
- Çin, 1 milyar 300 milyonluk nüfusuyla dünyanın en kalabalık ülkesidir. Hesap edildiğine göre, şayet bütün Çinliler peş peşe dizilseler de, bir dağ tepesinden denize doğru inip, denizde teker teker boğulmaya başlasalar bile, yine tükenemezler; çünkü üreme hızları, denizde boğulma hızlarını geçecektir.
O sırada dinleyicilerden biri parmağını kaldırıp sormuş:
- Peki ama, peş peşe yürüyüp dururlarken, nasıl becerebilecekler çoğalmasını?
* * *
İnsan doğrusu merak ediyor, ülke sorunlarıyla uğraşıp durmaktan başlarını kaldıramayan bazı önemli kişilerimiz de; nasıl becerebiliyorlar, kimselerin duymasını istemedikleri için, haraca bağlandıkları o "sauna" âlemlerini?
* * *
Nasreddin Hoca'ya sormuşlar:
- İktidarla muhalefet arasındaki ilişkiyi nasıl görüyorsun, Hoca?
Hoca:
- Tıpkı demiş; karısı araba kazasında ezilip ölmüş bir adamla, şaşkın arkadaşının karşılaşması gibi...
- Nasıl yani?
- Şaşkın arkadaş, karısı araba kazasında ezilip ölmüş ahbabıyla sokakta karşılaşınca:
"- O merhaba, demiş; nasılsın bakalım?
"- Eh işte fena değil...
"- Karın nasıl? Her zamanki gibi...
Ve hemen hatırlamış, karısının bir araba kazasında ezilip ölmüş olduğunu ve kekeleyerek:
"- Her zamanki gibi, şey yani, yine ezilmiş durumda mı, demiş.
* * *
Nasreddin Hoca'ya:
- Evet ama Hoca, demişler; karısı ezilip ölmüş kocayla, şaşkın arkadaştan; hangisi iktidar, hangisi muhalefet?
Hoca:
- Kim kimi tutuyorsa, ona göre yakıştırabilir, demiş; ailesi ezilmiş kişi, muhalefet de olabilir, iktidar da...
* * *
Orhan Murat Arıburnu'dan bir şiirle bitirelim yazıyı:
ZAMPOK EYİN Pİ
İki cambaz bir ipte oynamaz
Bir ipte bir sürü cambaz
Hilebaz, madrabaz, kumarbaz
İki cambaz bir ipte oynamaz
Bir ipte bir sürü cambaz
Ateşbaz, işvebaz, hokkabaz
İP NİYE KOPMAZ
ZAMPOK EYİN Pİ!
c.altan@prizma.net.tr
|
|