|
Polisiye fıkra
Karakolun telefonu çaldı. Komiser Muavini Davut açtı telefonu:
- Burası Girençıkmazkuyusu Emniyet Amirliği, ben Komiser Muavini Davut, dedi.
Bir ses:
- Çaldılar muavin bey, çaldılar, diye bağırıyordu.
- Telaşlanmayın, yavaş konuşun. Adınızı söyleyin, nereden telefon ediyorsunuz? Neyinizi çaldılar?
Ses:
- Kırkbeşyaş Mahallesi'nden Halil, diyordu; yataktan telefon ediyorum. Çaldılar...
- Neyi çaldılar?
- Evimi çaldılar, sonra bahçemi, sonra resimlerimi, sonra plaklarımı, sonra okur-yazarlığımı, sonra çocuklarımı, sonra tatilleri mi?..
- Necisiniz siz?
- Sakayım, su taşırım.
Davut:
- Alay mı ediyorsun, yoksa aklından zorun mu var senin, dedi. Kapattı telefonu.
***
Bir heyecan baş göstermişti şehirde. Karakolların telefonları zır zır ötüyor, vilayete mektuplar yağıyor, Emniyet Müdürlüğü'ne boyuna insanlar taşınıyordu.
Hepsinin şikâyeti aynıydı:
- Çaldılar, diyorlardı.
- Neyinizi çaldılar?
- Geçmişimizi, halimizi ve geleceğimizi çaldılar. Mor salkımlar açacaktı çardakta; hiç açamadı, çaldılar. Giysilerimizi çaldılar, ayakkabılarımızı çaldılar, doktorlarımızı çaldılar, plajlarımızı çaldılar, denizlerimizi çaldılar...
***
Bir delilik salgını mıydı bu? Soruşturmalar genişletildi. Kadın-erkek yüz binlerce insan:
- Bizi çaldılar, çalıyorlar, diye oradan oraya koşuşup duruyordu.
Gençler aralarında tartışıyorlardı:
- Bizi de çalacaklar mı?
- Zaten çalıyorlar...
- Yok, hayır, çaldırtmayalım...
***
Sivil, resmi bütün polisler seferber olmuşlardı. Halk neden böyle bir kuşkuya düşmüştü? Gerçekten görünmeyen hırsızlar mı türemişti şehirde? Gerçekten hırsızlık varsa, bu hırsızlar kimdi? Kimler kimlerin, nelerini çalıyordu?
***
Soruşturma sırasında Aksaray'dan daktilo Fitnat:
- Benim bir şikâyetim yok, dedi; hiç kimse hiçbir şeyimi çalmadı, benim.
***
Fitnat 26 yaşındaydı. Sinema meraklısıydı. Mahalleden iki kız arkadaşıyla beraber motorcu Recep Ağa'nın oğluyla gezmeye gidiyorlardı. Recep Ağa'nın oğlunun üstü açık bir Chevrolet'si vardı. O da erkek arkadaşlarını getiriyordu. Yiyip içiyor, bazen bir evde toplanıyor, bazen Belgrad Ormanları'na kadar uzanıyorlardı. Fitnat memnundu hayatından. Recep Ağa'nın oğlu yüzük bile almıştı kendisine. Açıkça söylememişti ama, nişan yüzüğü bile sayılabilirdi bu bir anlamda.
Hayır, Fitnat'ın hiçbir şeyini çalmıyorlardı. Böyle ifade verdi polise.
***
Evkaftan İsmet Bey, bazı ipuçları yakaladığını iddia ediyordu. Karakollara da ihbarlar artmaya başlamıştı. Ada'daki, Küçükyalı'daki, Yeniköy'deki bazı bahçeleri, evleri, kotraları gösteriyorlar:
- Bizim de vardı galiba böyle şeylerimiz, bizden çalındı galiba bunlar ve galiba buralarda aramak gerek hırsızları, diyorlardı...
Polis sinirleniyordu:
- Galiba ile olmaz, diyordu, tapunuzu gösterin ispat edin nasıl çalındığını...
Adalar'da, Küçükyalı'da, Yeniköy'de oturanlar:
- Biz kimsenin hiçbir şeyini çalmadık, bunların hepsini kendimiz yaptık, tapuları da bizlerin üstüne, diyorlardı...
***
Hırsızlık iddiaları genişliyor, fakat soruşturmalardan hiçbir sonuç çıkmıyordu. Şoför Tamgaz Ömer, kahveci çırağı Kirpi Lütfü'ye:
- Anam avradım olsun, çaldılar, diyordu; üstelik sade evi, bahçeyi, güneşi, yıldızları değil, hayatımı çaldılar tümden...
Ve ölüyordu Tamgaz Ömer, bir trafik kazasında. Bin beş yüz kilometreden gelen kamyonun şoförü, uykusunu açamamış ve üstüne doğru gelmişti bir virajda... Kamyon şoförü de ölüyordu.
Seyyar köfteci Faik, gazetede havadisi okuyunca:
- Her ikisini de çaldılar işte, diye mıraldandı; her ikisini de çaldılar işte...
***
Soruşturma derinleştirildi. Başkentten müfettişler geldiler. Bir şeyler çalındığına dair kesin bir kanıt yoktu elde. Ancak iddialar büsbütün artıyordu. Bir inşaat ustası:
- Rüyalarımızı çalıyorlar bey, diye; ifade vermişti.
Daktilo Fitnat da değiştirmişti ilk ifadesini. O da inşaat ustasının söylediklerini doğruladı. Onun da rüyasını çalmışlardı...
***
Tam bilemiyorlardı bu rüyaları kimlerin çaldığını; kimlerin çaldığını, çiçekli bahçeleri, kutu gibi evleri, yetişmiş çocukları ve tatilleri ve rahat emeklilikleri ve şiirleri, kıyıları, denizleri...
Kuşkulu kuşkulu bakınıyorlardı çevrelerine:
- Bulacağız elbette bir gün, diyorlardı; bunları bizlerden kimlerin çaldığını; kimler çalıyor bunları bizden?..
Not: 36 yıl önce yazılmış bir yazı... "Kopuk Kopuk"tan...
c.altan@prizma.net.tr
|
|