|
Ne Batı'ya, ne Doğu'ya yaranabiliyoruz
Son dönemde yurtiçinde ve yurtdışında katıldığım konferanslardan sonra bir şeyi daha iyi görüyorum. Batı'nın olduğu kadar, Müslüman Doğu'nun da Türkiye'ye bakışı, mevcut düzenimizi hararetle savunanların Türkiye tanımına pek uymuyor.
Kısacası Türkiye, altyapısını Batı'dan ithal ederek kendisine uyarlamaya çalıştığı siyasi sisteminden çok, tüm engelleme çabalarına rağmen iktidara gelmiş olan İslami kökenli bir partinin ülkeyi yönetiyor olması nedeniyle önemseniyor.
Türkiye'nin İslam âlemine sağladığı "model"den söz edilirken de bu kastediliyor. Yoksa, Türkiye'deki siyasi sistemin -mevcut haliyle ve Avrupai kıstaslarla ölçüldüğünde- demokrasi açısından bir "başarı" değil, aslında bir "başarısızlık hikâyesi" olduğu savunuluyor.
Kemalist model
Özetle, Türkiye'nin "Kemalist modeli" bölgemizdeki Müslümanlar için fazla bir şey ifade etmiyor. "Laiklik" dediğinizde de, bizdeki türban tartışmalarına işaret edilerek, "İslamiyetin sadece bir din değil, bir yaşam biçimi olduğu ülkeler için Türkiye'nin nasıl model olabileceği" ciddi şekilde sorgulanıyor.
"İslamofobi" içinde yüzen Avrupa'nın, türban gibi hassas bir konuda Türkiye'deki katı laik düzenin savunucularıyla aynı hizaya gelmiş olması da zaten bu "modelin" itibarını Müslümanlar nezdinde iyice sarsmış bulunuyor.
Batılılara gelince, onlar da Türkiye'nin, "Kemalist" diye tanımladıkları "milliyetçi" sistemini Avrupa açısından "çağdışı" olarak görüyorlar. "Milliyetçilik, ulusal çıkara bile zarar veren bir olgudur. Biz bunu Avrupa'da zor yoldan öğrendik" diyorlar.
Atatürk'le sorunları yok
Ancak, Atatürk'le bir sorunları yok. Belli bir zümrenin, "Kemalizm" adı altında, ülkeyi Atatürk'ün çizdiği modernite yolundan çıkardığına, Türkiye'nin bu yüzden bugün, "demokrasiye benzer bir sistemle yönetilen bir Ortadoğu ülkesi" görünümünde olduğunu belirtiyorlar.
Buradaki tarihi başarısızlığı ise, demokrasi ve insan hakları gibi kavramları özümsediğine hiçbir zaman inanmadıkları bu zümreye fatura ediyorlar. "Yoksa Türkiye bugün Avrupa'dan dışlanıyor olmaz, Atatürk zamanında olduğu gibi saygı duyulan, Avrupa Konseyi ve NATO'ya kabul edildiği yıllarda da olduğu gibi, Avrupa'nın doğal uzantısı sayılan bir ülke olarak görülürdü" diyorlar.
Seçim barajı eleştirisi
Ardından da ekliyorlar: "Türkiye, statükosu yüzde 10 gibi hiçbir Avrupa ülkesinde görülmeyen antidemokratik bir barajla korunan bir ülke değil de, demokrasiye gerçekten önem veren bir ülke olsaydı, meclisiniz bugün çok farklı bir sosyal kontratı yansıtırdı."
Bunların hepsi, sakin kafayla ve çok derin bir şekilde tartışılması gereken hassas konulardır. Kimlik bunalımı yaşayan Türkiye'de bu konuların önümüze giderek daha çok çıkacağı ise kesin. Fakat, toplumlar ilerleyecekse bu tartışmaların kaçınılmaz olduğu da aşikâr.
Sorun, bu tartışmaları kavgasız dövüşsüz yürütebilmeleri için toplumların gerekli eğitim donanımına sahip olup olmamalarından kaynaklanıyor. Son gelişmelere baktığımızda, Türkiye açısından bu soruya olumlu yanıt vermekte açıkçası zorlanıyoruz.
semihi@cnnturk.com.tr
|
|