|
 |
|
|
Ha tişört ha sevgili!
Nasıl basit bir tişörtü sağına soluna müdahale ederek tam istediğiniz hale getirebilirseniz, işte sevgilinizi de ilişkinizi de aynı şekilde dönüştürebilirsiniz...
www.ilhanuckan.com
Faks: (0212) 505 63 88
Geçenlerde eşimle bir partiye davetliydik. Bahane hazır ya, hemen alışveriş hastalığım depreşti. Benim gibi alışveriş tutkunu bir kız arkadaşımla Nişantaşı'na ışınlandık. Tabanlarımızı hissedemez hale gelene, elbise denemekten saçımız başımız darmadağın olana kadar ve yüz kere sürdüğümüz rujlarımızı sağa sola bulaştırdığımız için elimizde ayna, umurumuzda mı dünya keyfiyle ama "İşte tam aradığım elbise" diyememenin tatminsizliğiyle, elimizde paketlerlerle evlerimize döndük. Tabii enerjimizi kaybetmemek için arada kocaman tatlılar da yedik.
Aldığım elbiseyi giymedim. Pek yabancı göründü görüntüm gözüme. Sanki emanet gibi! Partiye başka şeyler giydim tabii. Sonraki gün de iade ettim mağazaya.
İnsan yavaş yavaş yaratıcılığını kaybediyor, kendine yabancılaşıyor önüne konanı kabul ettikçe.
Neyse işte, internetten kendime dikiş makinesi sipariş ettim. Şahane bir şey. Pek becerikli! Mağaza gezmekten sıkılmış biri olarak kumaşçılarda eğleniyorum. Hele diktiğim şeyleri görenlerin şaşkınlıkları beni fena halde eğlendiriyor. Jartiyer biçiminde bir konç diktim mesela... Mini elbiselerle çok güzel oluyor. Eğlenirken övünmenin tadı da ayrı canım!
Meğer Tülin Şahin de kendi dikiyormuş! Hani takıydı, mağazaydı açıp duran sosyetemizin sıkılgan kadınlarını da unutmamak lazım...
İşte Bilirkişi olarak yazıyorum:
Hiçbir beceriniz yoksa bile hazır aldığınız şeylere müdahale edin. Farkında bile olmadan hayatınıza da müdahale etme konusunda cesaretlenirsiniz. Nasıl basit bir tişörtü sağına soluna müdahale ederek tam istediğiniz hale getirebilirseniz, işte sevgilinizi de, ilişkinizi de aynı şekilde "Tam bana göre!" diyebileceğiniz bir biçime dönüştürebilirsiniz. Ha tişört ha sevgili! Yok bir farkı!
Ben kendime süslü elbiseler dikerken, kocacığım da beni seyrederken çok eğleniyor. Ama çok da kıskanıyor; "Bana ne zaman bir şey dikeceksin?" diye etrafımda dolanıyor. Dikmez olur muyum! En kolayı pijama dikmek, onu dikeceğim. Tülinciğim, sen de kocacığına pijama dik. O da zevkle giyer.
Bugünkü yazımın ana fikri şu:
Bugün benim doğum günüm! Hediye günü yani! Ama benim doğum günlerim hep kötü geçer! Haftaya hediyemi söylerim...
İyi oyunlar herkese...
Erkek köşesi!
Sevgiliniz canı sıkıldığı için üzerinize çok mu düşüyor?
Kadınların kafaları hiç durmadan çalışır. Oyalanacakları bir şey yoksa hep ilişkileri hakkında çalışır bu güzel kafalar. E, o zaman da işler çığırından çıkar tabii! Bazı erkekler gibi sakın ha "Tatlım, bir yemek kursuna falan yazılsan..." gibi tekliflerde bulunmayın. Siz böyle dediğiniz anda, "Ya yemeklerimi beğnmiyor ya da bir derdi var ki beni oyalamaya çalışıyor" diye şimşekleri üzerinize çekersiniz. Onun yerine, herhangi bir yerde yemek yerken "Eminim bu tatlıyı sen yapsaydın daha güzel yapardın" deyin. Ya da üzerindeki bir giysiyi kendisinin yapıp yapmadığını büyük bir beğeniyle sorun. O yeni meraklara yol alırken siz de rahata erersiniz. Fazla da rahatlamayın tabii!
Öptüm sizi
Seray Sever'in maksi single'ındaki sesin yüzde 75'i İzel'e aitmiş, ne fark eder? Bir problem yok bence. Tabii İzel neden başkaları yerine şarkı söylüyor, orası ayrı. Arkadaş hatırı falan desek de o arkadaşın sizin yaptığınız bir işi arka planda yararına kullanmayı teklif etmesi düşündürücü... Varsa böyle "gölge şarkıcı" olmak isteyen, olsun varsın. Kimin söylediğinin ne önemi var, şarkı güzel olsun yeter ki! Öpelim de utanmasınlar, sıkılmasınlar. Ama İzel, Çelik'le olan arkadaşlığını bir daha gözden geçirsin derim.
ÇEKİNMEYİN, SORUN! DAHA İYİSİNİ BİLENİNİZ VARSA DA ANLATSIN!
"Onu nasıl eski kıvamına getirebilirim?"
Merhaba İlhan hanım, size hayranım. Sizin gibi olabilmeyi çok isterdim. Ben yedi yıldır bir beraberlik yaşıyorum. Şimdi nişanlıyız ama ilk yıllardaki heyecanın kalmaması beni evlilik adına korkutuyor. Ne yapabilirim? Eskisi kadar sevgi dolu değil, daha hırçın ve kırıcı. Onu nasıl eski kıvamına getirebilirim?
Ebru A.
* * *
Bir erkekle evlenmek için fazla beklemek yanlıştır. Tanıştığınız günden itibaren bir yıllık bir süre yeter de artar! Evlenme ya da evlenmediyseniz o erkeği terk etme süresi bu bir yıldır. Bir yıl bittiğinde bir karar vermek zorundasınız; her şey istediğiniz gibi mi? Yok değilse herkes kendi yoluna... Sizinki gibi uzun süren beraberliklerde gün geçtikçe kendinizi ilişkide güvensiz hissedeceğiniz için elinizde olmadan taviz vermeye başlarsınız. Ve o kadınsı huysuzluklarınız, kaprisleriniz, nazlarınız iyice törpülenir gider. E, ne de olsa bunca zaman emek verdiğinizi düşüneceğinizden, kaybetmemeye odaklanmanız normal. Nişanlınız sizi artık "garanti" olarak görüyordur. Bir erkeğin bu rahatlığa saplanmasına ne kadar izin vermezseniz, o kadar güzel bir ilişkiniz olur. Sizi kaybetmekten korkmazsa olmaz ki? İşte size küçük bir tüyo: İlişkiniz ister yolunda gitsin, ister yalpalasın, evlenme konusunu konuştuysanız o erkeği mutlaka bir kere terk edin. Sizden özür dileyene kadar da bir araya gelmeyin. Yani onu eski kıvamına getirmek istiyorsanız, kaybetmekten korkmamanız gerekiyor.
|
|
|

|