|
 |
|
|
Yıldırım'a kulak verin
Madde biiir!.. Derbiden önce sayın Aziz Yıldırım'ın yaptığı açıklama, "tarihidir" ve aklı başında her futbolseverin altına imza atması gerekir. (Aslında, askıdaki eşofmanlar arasında gündeme koyulamayacak kadar ciddi bir konuydu ama sayın Yıldırım insanları şaşırtmayı çok sevmektedir)
Ne diyordu başkan gittikçe yükselen temposuyla:
"Biz ölmüş anamıza küfür yemek için yönetici olmadık. Kimse buna müstehak değil"...
Ve çözüm öneriyordu:
"Devlet çapulcuya pabuç bırakmaz".
Kehanette bulunuyordu; ki aynı gün Diyarbakır'da gerçekleşiyordu bu kehanet:
"Çok kötü olaylar yaşanabilir".
"A"dan "Z"ye doğrudur bu tespitler.
Arada, Beşiktaş seyircisini rencide edecek cümlelere takılıp "haddini bil" gibi hamasi yanıtlar, Tük Futbolu'nun geleceğinden endişe duymak yerine, kendi yöneticilik kariyerinden endişe duyanlara göre bir değerlendirmedir.
***
Madde ikiiii!.. Bugünkü kulüp başkanları ve yönetim kurulları yapısıyla "tribün terörü" denilen ve "nefretlik küfürlerden taşlı sopalı hardal gazlı toplumsal olaylara" yönelen illeti temizlemek olası değildir. (Sayın Aziz Yıldırım'ın çok nadir de olsa kendi kulüp menfaatlerini aşan bu açıklamasının, fikir cimnastiği yerine, başkanlar arası sözlü kick boks yaratması 'genel gaflet'i ispat etmiştir)
Kulüp yöneticilerimiz futbolun altın yumurtalarını toplamak yerine, tavuğu ızgaraya yatırıp egolarını doyurma güdüleri, her türlü sağduyuyu yok etmektedir.
Bu sorun, tutumları, tavırları ve söylemlerinin yanı sıra küfürbazlarla el altından ilişkileri nedeniyle yöneticilerden kaynaklanmaktadır ve yöneticilerin çözmesi imkansızdır.
Mutlaka bir üst otorite gerekmektedir.
Artık, Federasyon mu olur (Hükümet ile soğuk rüzgârlar içindeki bir Federasyon ne kadar yapabilir) Emniyet mi olur bilinmez...
Birileri yapmalı. Yapılmazsa boşluğu "mafya"nın dolduracağından kimsenin şüphesi olmamalı. Bu kronik sorunumuz da "kestirme yol" uğruna "mafya"ya ihale edilemez.
***
Madde üüüç... Şu anda düğümü kılıçla kesecek bir otorite görebiliyor musunuz ortada?.. Toplumsal, ekonomik ve psikolojik boyutları bu kadar dallı budaklı, içinde gelir adaletsizliğinden ahlaki erozyona, etnik istismarlardan umutsuzluğa, dolduruştan popüler kültür sığlığına kadar sayısız parametreler barındıran "tribün volkanı"na kim su dökebilir?
Derbiden derbiye karar değiştiren mülki amirler mi?
Federasyondan kulüplere kadar her seçime taraf olan siyasiler mi?
Her yasayla eli kolu biraz daha bağlanan emniyet mi?
Federasyon mu?
Kulüpler mi?
Medya mı?
Hiçbiri.
Ancak ve ancak; hepsi.
Alex'e sandalye
Bir keresinde Anadolu'daki gündüz maçında "gölgede" durmaya çalışıyor diye yazmıştım Alex için, ne futbolcudan anlamadığım kalmıştı ne Fenerbahçe düşmanlığım.
Şimdi eleştiri yapmıyorum, çözüm getiriyorum. Sahada olup da yokmuş gibi davranan Alex, haybeden yer işgal ederek takımın dengesini bozuyor. Koysunlar kenara bir iskemle, orada otursun. Serbest atış , korner falan olursa girer atar; sonra yine sandalyesine döner.
Böylece gereksiz enerji harcamadığı gibi, sakatlık tehlikesi falan da ortadan kalkar. Hem on kişi oynadıklarını bilen Fenerbahçeliler, maça daha çok asılırlar belki. Ne dersiniz?
Her gazeteye "ruh doktoru" !
Biz hazırlıklıyız. Milliyet Spor Servisi yazarları arasında Prof.Dr. Fevzi Aksoy gibi psikiyatri dalında çok önemli bir yazar ağabeyimiz var. Olayların ve davranışların ruhsal kökenlerini açıklıyor zaman zaman ve hepimizi aydınlatıyor.
Darısı tüm medyanın başına... Çünkü olaylar o boyutlara geliyor ki, yaşamı sporun içinde geçen yorumcuları bile aşıyor bazen. Açıklamak için psikoloji bilimi gerekiyor.
Mesela Galatasaray taraftarlarının Hasan Şaş'a küfür etmesi...
On sene düşünüp yazı yazsanız, bunun sportif sebeplerine ulaşamazsınız.
Yok çünkü...
Galatasaray gibi tekrarlamaktan hicap duyduğum koşullara sahip takımı sırtlayıp götüren futbolculara, kazanılan bir maçta nasıl küfür eder bir Galatasaraylı?
Ya Hasan Şaş maça gelirken arabasıyla ayağının üzerinden geçti onların, ya da psikolojik sorunları var bu arkadaşların.
Fevzi ağabey yazar öğreniriz nasıl olsa.
Daum bıkkınlığı
Fenerbahçe Beşiktaş derbisi ardından o "önemli" an!.. Sayın Daum basın mensuplarının karşısında...
Sorular yağacak, anlatacak takımındaki kapasite düşüklüğünü... Ümit ile Serkan'a niye "rok"çektiğini? Alex'in niye ağır çekim oynadığını... Niye Beşiktaş'ı yenemediğini?
Kimbilir kimi suçlayacak...
Belki de Almanya'dan gelen teklifleri taşıyacak gündeme.
"Derbiler sürprizlere açıktır" diye başlıyor lafa, sanki Saracoğlu'daki Beşiktaş maçlarında altı yıldır sürpriz olmuş gibi. Ardından "soruları bekliyorum" diyor.
Çıt yok meslektaşlarımız arasında...
Uzunca bir sessizlik ardından, soru olmadığından basın toplantısı üç cümle ile bitiyor. Daum şaşkın, biz şaşkın.
Nasıl olmaz?.. Hiç kimse sormasa, en sıkı Fenerbahçe sorgucusu Milliyet'in Fenerbahçe uzmanı Yusuf Kobal nasıl susar. Basın toplantısında yok mu acaba?
Hemen açıyorum telefonu ve sevgili Yusuf'a tekrarlıyorum.
"Oradaydım" diye yanıt alınca daha da afallıyorum.
"Birincisi basiretimiz bağlandı hep birlikte" diyor Kobal... Ve ikincisini anlatıyor:
"Belki de aynı sorulara aynı yanıtları almaktan bıktık hep beraber. Demagojiden sıkıldık. Belki hepimiz biliyorduk gelecek yanıtları. Belki duymak bile istemedik. Planlı olmayan ortak bir ruh hali yaşadık".
Hadi biz yorumcuyuz ve Daum eleştirileriyle dikkat çekiyoruz!.. Ona soru bile sormak istemeyen Fenerbahçe muhabirleri size ne ifade ediyor şimdi?
Galiba hepimiz sıkıldık Daum'dan.
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|