|
 |
|
|
Uyanın artık!
Hâlâ anlamadınız değil mi? Tribün terörü denilen "organize suç", daha organize önlemler olmadan asla bitmeyecek.
Çünkü bu yolun yolcusu adamlar, bu pis yola ayrı ayrı nedenlerle koyuluyorlar. Ayrı ayrı hedefleri var. Bakmayın siz koro halinde küfür edip, tribün koltuklarını "imece" ile söktüklerine. Etnik ve ideolojik tetiklemelerden tutun; adam yerine konulmaya, şöhret olmaya kadar sayısız güdü var bu işin içinde.
Bedava bayat ekmeği kapmak için komşusunu, hemşerisini ezenlerin, çantadaki emekli maaşını almak için yaşlı teyzeyi yerlerde sürükleyenlerin yaşadığı, tinerin hapın sokağa düştüğü, gelir dağılımı uçurumlarının arzın merkezine kadar indiği bir ülkede "kalabalık" eylemlere tek reçete yazamazsınız.
* * *
Önce "potansiyel suçluları" ana gruplara ayıracaksınız.
Akılları sıra kulüplerinin çıkarlarını savunanlar.
Kişisel güç ve çıkar peşinde koşanlar.
Ve psikopatlar.
Şu kaba tablo bile "futbol suçlarının" ne kadar farklı kesimlerden gelebileceğini açıkça ortaya koymuyor mu?
Bu tablo, "Olay çıkaran kulübün sahasını kapatırım" gibi "radikal" önlemlerin ne kadar çocuksu ve komik olduğunu göstermiyor mu?
Olay çıkmışsa, kulübün ihmali varsa, kapatacaksınız tabi. Ama bu mu durduracak çıkarcı ve psikopatları?
* * *
Şimdi siz yöneticisiniz... Elinizden geleni ardınıza koymasanız, hangisini durdurabilirsiniz bu grupların? Biraz "kulüp çıkarlarını savunduklarını sananları"... O kadar.
Diyelim ki federasyonu size teslim ettiler. "Al; durdur şu terörü" dediler. Ne yapacaksınız? Kime ve ne kadar sizin yaptırımlarınız? Kulüplere...
O kulüpler ki, en iyi niyetlisi bile "kişisel çıkarcılar" ile "psikopatlara" karşı bir engellemeyi henüz icad edemedi. Dünya'da kim etti ki?
Demek ki, ilk şart; aynı zamanda hukukun temel ilkelerinden biri olan "suçun şahsiliği"... Pislik yapanın cezası, içinde yer aldığı varsayılan camiaya kesilerek hangi suçun önüne geçilmiş yeryüzünde?
* * *
Uyanın artık... Henüz anlayamadınız veya anlamamazlığa geliyorsunuz, ama mesele kulüpleri, yöneticileri, federasyonu falan aşmış, resmen bir devlet görevi haline gelmiştir. Organize suçların hakkından ancak "daha organize" önlemler gelebilir. Bunu yapması gereken devlet ve onun meşru güçleridir. Aksi halde mafyaya ihale edilir.
Asıl ne zaman korkmalıyız biliyor musunuz? Tribün terörünü devletin meşru güçleri yerine "güçlü kişiler" durdurduğu zaman.
Diyarbakır valileri
On iki yıl önce... Terörün en azgın olduğu devirde... Olağanüstü Hal Bölge Valisi sayın Ünal Erkan ile Diyarbakır sahasına girdik. Tribüne yerleştik. Maç başladı.
Vali alkışlarsa, alkışlıyor taraftarlar. Haksız bir karara kızacaklarında Ünal Erkan'ın mimiklerine bakıyorlar. O da kızgın görünüyorsa, biraz bağırıyorlar.
Günün koşullarında "otorite" bunu gerektiriyordu belki de.
Yıllar geçti. Büyük acılar geride kaldı. Ama "otorite", bu kadar çaresiz olmamalıydı.
Diyarbakır valisi sayın Efkan Ala'nın açıklamasına bakın:
"Maçı iddaa oynayanlar provoke etti"!..
Diyarbakırspor Futbol Şube Sorumlusu Felat Hevedanlı da iddaa kuponu yatmasın diye mi sahaya indi?
Madem trilyonluk iddaa oynandı bilgisi Valilik'te vardı, niye önlem alınmadı?
Vilayet, şikayet makamı mı? Üstelik tespit de hatalı. Zamanında "teröre çare" olarak Güneydoğu'ya taşınan ve "garanti"sini bu politikadan alan futbol, artık bölgedeki sosyal ve etnik gerilimin çıban başı haline geldi.
Olumlu ve kayırma anlamında bile olsa, futbola siyaset karıştırılmasının sonuçlarını görüyorsunuz işte.
Sayın Vali de bunu söyleyemiyor, faturayı iddaa kuponuna kesiyor.
İmam, Polis, Yönetici
Ne günlere geldik!
Uşak Emniyet Müdür Muavini, sokak magandası... Gol oluyor, beylik tabancasıyla adam vuruyor.
Diyarbakırspor yöneticisi, gol atan rakip futbolcuyu saha ortasında dövüyor.
Darıca taraftarı cami imamı Mehmet Ali Kamber, rakip takım aleyhine sürekli küfür ettiği için tribünden dışarı çıkarılıyor.
İmamın "söylediğini" söyleme, polisin "yaptığını" yapma ve asla "yönetici gibi" olma diye nasihatler mi vereceğiz çocuklarımıza?
Demirören, Bush benzerliği
Henüz "eğitim sürecini" tamamlayamadığı başkanlığında, ne kadar hata yaparsa yapsın iktidarını sürdüren ve son olarak mali kongrede ibra edilen sayın Yıldırım Demirören'in "çizgi"sini ABD'nin "babadan oğula" başkanı George W. Bush'a benzetiyorum bazen.
"Kaza"dır; kaçınılmaz ama, birdirbir oynarken kaburgasını incitmesi bile patates cipsi yerken düşüp yaralanan "küçük" Bush gibi.
Şaka bir yana, artık sayın Demirören'in "reaksiyonel" olma devri geçti. Dış etkilere sert tepkiler vermek, camianın içinde ajan provokatör arayıp izlemek yerine, son şansını iyi değerlendirip "acemi"likten "usta"lığa terfi etmesi ve seçimle geldiği makamda seçimle "kalması", hatta "kalıcı", daha da ileri gidelim "vazgeçilmez" olması gerekiyor.
Beşiktaş'ı kurtaracak olan "seçimle gelip, seçimle gidecek" başkan değil; uzun süre alternatifsiz kalacak başkan. Kulübün genlerinde bu var.
Anahtar; söylemle değil eylemle "kavgalar üstü" olmak.
Irkçılığımız yoktur!
Yattara, "Türkiye ideal ülke" demiş...
Neden?
"Siyahi oyuncular açısından".
Evet sevgili Yattara, biz adamın ten rengine bakmayız.
Irkçılık yapmayız.
Siyah, sarı, beyaz; fark etmez bize.
Sadece kaşkolu ve forması... O önemli.
Öbür renklerdense, tribünde, sokakta, öyle infazlar yaparız ki...
Senin ataların bile şaşırır bu işe.
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|