Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 03 Mart 2006 / Cuma  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Çevir kazı, yanmasın

Sergen-Tümer yan yana oynamaz diyorlardı hâlâ.
Maçın 40 küsuruncu dakikası oynanıyordu.
Oynuyorlardı.
Oynamazı mı kalmıştı.
Hele hele yanlarında Ahmet Hassan da vardı.
Beşiktaş maçı bir kaybetseydi var ya...
Neler diyeceklerdi neler!..
Üstelik bu orta sahayı kuran bir orta saha uzmanıydı, gençliğinde.
En azından onlardan daha iyi orta sahayı ve orta sahaları biliyordu.
Platini, Giresse, Tigana dünyanın gelmiş geçmiş en iyi üçlülerinden biriydi.
Tigana bilmiyor muydu, Platinivari oyuncularla oynamanın ne ifade ettiğini?
Biliyordu.
Futbolu önce futbolcuların oynaması gerektiğini de biliyordu ama.
Büyük maçları Platiniler'in kazandığını.
Tigana kendi olmasa Platini'nin, Fransa Milli Takımı'nda Platini kadar oynayamayacağını da çok iyi biliyordu.
Ama Platini olmasa hiçbir şey oynayamayacaklarını da...
Uzatmayalım.
Allah'tan Sergen o golleri attı.
Allah'tan Beşiktaş kaybetmedi.
Şimdi Arsenal'e, Real Madrid'e karşı Sergen ve Tümer ile oynanmaz diyecekler.
Tigana bunu da bilmiyor sanki.
Yine de...
Bu kadarı bile bir gelişme.
Eskiden Kayseri'ye, Malatya'ya, Denizli'ye vs... karşı da yanyana oynayamaz diyorlardı...

TRT, Stadyum ve biz
"Öv beni, öveyim seni" kulübünün üyelerinden bir abimiz "Kendi kendini amma övüyorsun." dedi. (Stadyum'un raytingleriyle ile ilgili olan yazımı kastediyor).
"Ben olsam yapamam, ayıp olur gibi gelir."
Gibi değil, ayıp zaten.
Bence de ayıp...
Ailem, dostlarım da ayıp diyor.
Bizi yok saymaları ayıp değil mi peki?
Hem de her hafta taş gibi varken.
Ayıbın kralı.
O kulübün üyeleri böyle, napalım.
"Gör beni göreyim seni, yaz beni yazayım seni"ci onlar.
Her neyse.
Biz işimize bakalım.
Ben de "Kimse bahsetmezse bizden, ben bahsederim bizden" kulübünü kurdum.
Mecburen, mecburiyetten.
Geçen hafta hem AB grubunda, hem genelde 100 program arasında yine birinci oldu "Stadyum".
Evet biz de maç görüntüleri var.
Yok demiyoruz ki.
Siz söylemeden söyleyeyim de.
Ama görüntülerin olmadığı bölümlerle de "ilk beşler"in içinde varız.
Şovları, dizileri geçtik.
Sizlere teşekkür ediyorum.
Benim adıma.
Stadyum adına.
TRT Spor adına.
TRT adına.
İyi ki varsınız.

Eto'o'lar, Song'lar için

Bir kenara koymuştum.
Gün gelir lazım olur diye.
Geldi.
Bizim Uğur (Meleke) bu hafta köşesinde yayınladı.
Olsun.
"Bi daha."
Bir fazla olsun.
* * *
Sevgili beyaz adam,
Doğarım, siyahım,
Büyürüm, siyahım,
Güneşlenirim, siyahım,
Üşürüm, siyahım,
Korkarım, siyahım,
Hastalanırım, siyahım,
Ve ölürüm, hâlâ siyahım.
Ve sen, beyaz adam,
Doğarsın, pembesin,
Büyürsün, beyazsın,
Güneşlenirsin, kızarırsın,
Korkarsın, sararırsın,
Hastalanırsın, yeşilsin,
Ve ölürsün, grisin.
Ve hâlâ utanmadan,
Bana renkli dersin...

Siyaset Meydanı, Kırca, Galatasaray

Bir şey iyice belli oldu Siyaset Meydanı'nda.
Galatasaray'ın futbol takımı çoktaaan üniversiteli olmuş...
Kulübü liseli kalmış...
Ve lise üniversiteyi yönetmeye çalışıyor.
Ve yönetemiyor.
Ali Kırca doğrusu büyük iş başardı.
Birbirinin arkasından atıp tutan bu kadar ağır topu, bir canlı yayında bir araya toplamak kolay iş değil.
Sonuna kadar seyredecektim.
Sabaha karşı uyku bastırdı.
Yine de eski başkanların çözüme yönelik sözlerini duymadan yatmak istemedim.
Bilhassa vizyoner başkan Faruk Süren'i bekledim.
O da "birleşmeliyiz" deyince, hemen televizyonu kapadım.
Ve hemen yattım...
Allah aşkına bu çözüm için böyle bir organizasyona gerek mi vardı?
Dağ fare doğurdu.
Ve yine Refik Arkan.
Paradan sorumlu Arkan, hâlâ sıkılmadan belediye melediye, proje mroje, stat mtat diye vıdı vıdı yapıyordu.
Pes vallahi...
Ve yine hiç ama hiç inandırıcı değildi.
Mehmet Cansun "İki buçuk kişi yönetiyor" demişti Galatasaray'ı, hatırlarsınız.
"İki"si Canaydın ve Terim demiştim ben de.
"Buçuk da Arkan herhalde".
Sonra "iki"nin biri gitti, bir buçuk kaldı.
Hadi "Bir" istifa etmiyor...
Onun kararıdır, saygı duymak lazım.
Buçuğu etsin bari...
Bu kadarı da ayıp oluyor artık Galatasaray'a, Galatasaraylı'ya.

Futbolun misyonerleri

Yüzüncü yılını kutlayan Galatasaray'ın yüzüncü yılındaki en hiçbir şey yönetemeyen yönetimi, Galatasaray futbol takımının kazandığı olağanüstü sempatiyi bile paraya çevirmeyi beceremedi.
Konya'da son dakikada oyuna giren 17'lik çocuğun son saniyede attığı golden sonra, "O konuşan sevinç fotoğrafı"nı, bir Japon fotoğraf devine kim bilir kaç milyon dolara satardı, işi bilen biri.
O da üstüne birkaç milyon koyup UEFA'ya ya da FIFA'ya gazlardı.
Futbolu en ücra yerlere bile pazarlamak için anaları ağlayan bu kuruluşların arayıp da bulamadığı fırsattı bu.
Kimbilir kaç slogan çıkarırlardı futbolun patronları Galatasaray futbol takımından.
"Futbol parasız pulsuz, statsız, yöneticisiz de oynanır".
"Bir forma, bir şort, bir çift ayakkabı, bir çift çorap ve bir top yeter".
"Hadi futbola koşun".
2000 senesinde Avrupa'nın üç büyüğünden, Dünya'nın ilk 10 takımından biri olan bu takımın futbolcularını futbol misyonerlerine bile dönüştürebilirdi yine işi bilen biri.
Hem de FIFA ve UEFA'dan milyonlarca dolar, euro alarak.
Ama vizyon lazım tabi bu işler için.
Ezeli ve ebedi rakibinin yüzyıllık tarihindeki en sevdiği yönetim ve başkanı olmanın altında yatan mana bile o başkanı ve o yönetimin istifa etmesi için yeterli sebepti ya...
Doğrusu Fenerbahçeliler bile yönetseydi Galatasaray'ı, bu kadarını yapmazdı.
Bu kadarı da ezeli ve ebedi rakibime ayıp olur diye.

Bilgin'den
Önce aşk.
O 'nun yazdığı, sonunu sadece O 'nun bildiği bir hikayenin içinde dolanıp duruyorum.
Dolaştırıp duruyor beni.
Ya hikaye olucam,
Ya hikayem olacak.
Ne sonunu biliyorum,
Ne sonumu,
Ne sonumuzu...
Her gün sonmuş gibi yaşıyorum.
Merak da etmiyorum.
Öyle heyecanlı ki...
Sona kadar devam,
Sonuma kadar,
Sonumuza kadar.
Sonra iş.
Sizlerin yazdığı, sonunu sadece sizlerin bildiği bir hikayenin içinde bir yerlere doğru gidiyorum.
Bir yerlere götürüyorsunuz beni.
Ne sonunu biliyorum
Ne sonumu.
Her hafta Milliyet'te sonmuş gibi yazıyorum; TRT'de, Lig Tv'de, Radyospor'da her hafta sonmuş gibi konuşuyorum.
Merak da etmiyorum.
Öyle heyecanlı ki.
Sona kadar devam,
Sonuma kadar.

BİR SERİ İLAN
Pazarları TRT / Pazartesileri Lig TV / Pazartesi ve çarşambaları Radyo Spor / Cumaları Milliyet.
Başka şubem yoktur.

bilgingokberk@mail.com




SPOR
Son durak BEŞİKTAŞ
Fener'de Önder korkusu
Uzak ufuklar!
Ahmet Dursun'un talihsizliği
Orhan'a milli engel
Fatih Tekke yine yok
Yeni felsefe
Ülker sonda yıkıldı: 84-74
Achtung, Achtung!
Kerata hem...
Nihat'ta umut ışığı
Alpay'a yardım teklifi
Huggel Tahkim'e gitti
Utah ve Orlando kayıp
Haftanın hakemleri
Fener altılıyı buldu: 3-1
Cent Koleji hedef büyüttü
Kurtarıcı Del Bosque
Maradona şov yaptı
Haber turu...
Çevir kazı, yanmasın
Kayıp sporlar
At yarışları





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR



Bilgin GÖKBERK
Çevir kazı, yanmasın
Sergen-Tümer yan yana oynamaz diyorlardı hâlâ...
Nilay YILMAZ
Kayıp sporlar
Torino Kış Olimpiyatları geçtiğimiz pazar akş...



 Atina 2004
 Dünya Kupası 2002
 Euro 2000
 Sidney 2000
 Dünya Kupası 98
© 2006 Milliyet