Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 03 Mart 2006 / Cuma  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Kayıp sporlar

Torino Kış Olimpiyatları geçtiğimiz pazar akşamı görkemli bir törenle sona erdi. Aslında bir şekilde gündemimize girmeyi başaran/başaramayan Olimpiyatlar, ben ve benim gibi spor adına futbola gömülmüş insanlara sporun sadece futboldan ibaret olmadığını bir kez daha gösterdi. Birçok spor dalında oldukça heyecanlı yarışmalara tanık olduk. Dahası; çeşitli spor dalları ve sporcular hakkında ne denli cahil kaldığımızı -en azından ben- bir kez daha anladık.
Olimpiyatlar bittiğinde kendimi ilk olarak futbol-spor denklemini düşünürken buldum. Nitekim dünyada ve Türkiye'de de spor gündemini ağırlıklı olarak futbol işgal etmekte. Gazetelerin spor sayfalarını açıp bir göz atalım: Futbolun dışında çok şey bulmanız mümkün değil. Dahası spor gazetesi olarak çıkan gazeteler bile yeterli sayfa sayısı olmasına rağmen, gazeteyi futbol üzerine kurmuştur. Bu durumda diyebiliriz ki; "Gazeteler, insanlar ne okumak istiyorsa ona göre gündemlerini belirliyor. Bu da futbol olduğuna göre ortaya çıkan manzara gayet doğal..." Keşke bu kadar basit olsaydı!

Üvey evlatlar!
Bu duruma biraz daha tarihsel açıdan yaklaştığımızda insanların futbol okumaktan ve seyretmekten öte buna alıştırıldığını görürüz. Futbol piyasalaştıkça, piyasada büyüdükçe diğer spor dallarının ve sporcuların parayı-gücü-reklamı elinde bulunduranlar tarafından bir kenara atıldığını ve adeta "üvey evlat muamelesi" gördüğünü bilmemiz için kahin olmaya gerek yok. Çok geriye gitmeye de gerek yok! Türkiye adına bu Olimpiyatlara ya da Atina Olimpiyatları'na katılan ve madalya alan sporcuların hangisini doğru düzgün tanıyorduk? Ancak madalya kazandıktan sonra, bu insanların hangi koşullarda çalıştıklarını ve ne kadar ücret aldıklarını öğrendik. Ortalama bir futbolcunun kazandığı para ve çalışma şartlarıyla kıyaslandığında aradaki uçurum daha bir netlik kazandı.
Evet, hepimiz futbolla yatıp, futbolla kalkıyoruz; ama bir o kadar da futbolla yatırılıp-futbolla kaldırılıyoruz. Hükümetlerin spor politikaları futbol üzerine kurulunca ortalama bir insanın, küçüklükten başlayarak futbola ilgi duymasının dışında fazla da bir alternatifi yok. Ve bence esas doğal olan bu gerçeklik.
Geçmiş olimpiyatlara ilişkin hafızamı zorladığımda ise ilginç bir manzarayla karşılaştım: Çocukluğumda mesela buz pateni yarışmalarını ev ahalisi olarak izlerdik. Hatta, ne kadar anlarsak o kadar, kendimizce puanlar da verirdik yarışmacılara... Bir arkadaşımla bu konu üzerine konuşurken, Türkiye'de sporun futbolla özdeşleşmesinin biraz da özel TV'ler aracılığıyla gerçekleştiğini fark ettim. Sadece TRT'nin olduğu yıllarda hemen herkes bir nevi zorunlu olarak seyrederdi bütün sporları çünkü. Gerçekten de 1990'lı yılların başlarında özel kanalların çoğalmasıyla hayatımız altüst oldu. Sürekli aynı yiyecekleri yiyen birinin sağlığının bozulması gibi futboldan gayrısı yalan diyen özel kanallar da spor adına gözümüzü, kulağımızı, beynimizi futbolla doldurdu.
İşte sevgili okur, sonuna kadar popülist bir kültürü yayın politikası olarak yansıtan özel kanalların yaşamımızdan çaldığı bir parça da olimpiyatlar olmuş. Biz ise birçok şey gibi bunu da geç farkettik. Ya da hala farkedemedik...

Kendinizi aldatabilirsiniz, dostlarınızı aldatabilirsiniz, belki sevgilinizi de aldatabilirsiniz ama kulübünüzü aldatamazsınız. O sevginin yerine başka sevgi konulamaz çünkü.
İbrahim Altınsay


Haberiniz var mı?

1934 yılı Dünya Kupası'nda Çekoslovakya İtalya karşısında 1-0'lık bir galibiyet almıştı. Bunun üzerine İtalyan fanatikler bir Çek oyuncuyu saçlarından yakalamış ve ona asker traşı yaptıktan sonra geri göndermişlerdi! 1958 yılında ise Arjantin takımı grup sonuncusu olmuştu. Ülkelerine döndüklerinde onları havaalanında bekleyen taraftarlar oyuncuların üzerine deli gibi koşarak saldırmışlar ve onları çöp yağmuruna tutmuşlardı. 1966'da da İtalyanlar Kuzey Kore'ye yenildiklerinde aynı durum onların başına gelmişti.

Bir kitap
'Başkalarının sakatladığı çocuklar'
Türkiye'den genç futbolcular
Oray Eğin, ALFA Yayınları
"Emre Belözoğlu bir işçi çocuğu olarak slow şarkı dinleyince hüzünlendiğini, Ümit Karan Almanya'daki ırkçılarla yaptığı kavgaları, Serkan Balcı yetimhanede geçirdiği günleri, Kemalettin Şentürk aileden gelen solculuğunu, İlhan Mansız kendisini nasıl beğendiğini, Nihat Kahveci Bağcılar'da geçen çocukluğunu, Gökdeniz Karadeniz ilk kez soyunma odasına girdiğinde hissettiklerini, Ünal Karaman MHP'ye olan bağlılığını, Kompela nasıl Türk olduğunu, Selçuk Şahin Aleviliğini, Kemal Aslan da eczanede çalıştığı günleri..." anlatmış Oray Eğin'in kitabında. 1997-2003 yılları arasında yapılan söyleşiler için kilometrelerce yol katedip, tesis önlerinde, otel lobilerinde saatlerce bekleyen Eğin, ünlü futbolcuların hiç kimsenin girmesine izin vermedikleri dünyalarına girmiş ve onları kendilerinin dahi tahmin etmediği konularda konuşturmuş. Eğin'in kalemiyle, röportajları birleşince; aradan geçen zaman da düşünüldüğünde "nerden nereye" diye düşünüp keyifle okuyacağımız bir kitap çıkmış ortaya... Hele bir de röportajların dışında "Hayatlarında ilk kez sahaya çıkan 11'de yer bulan ve hemen ardından gelecekleriyle oynanan futbolcular var..." diye başlayarak gerçekleri insanın yüzüne çarpan bir giriş yazısı
var ki...

***

Onlar Fenerbahçelidir!
İstifamı isteyen sadece tribündeki 20 bin kişi. Dışarıda insanlarla konuşuyorum, sonuna kadar beni destekliyorlar.
(Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören)

Unutmuşum Abi!
Hakan Şükür kadroda neden yok Fatih?
(Turgay Şeren -Akşam)

Kuran'a da el basın!
Sevgili seyirciler, şerefimiz üzerine yemin ediyoruz ki sadece futbol konuşmak istiyoruz.
(Şansal Büyüka - Maraton, Lig TV)

Artema da olabilir!
Çok güzel açılıp kapanan, yelpaze gibi bir futbol oynadık.
(Beşiktaş Yöneticisi Kenan Öner)

Yapmazsan kulübede oturursun!
Futbol mesleği böyle. Elinden geleni yapacaksın.
(Galatasaraylı futbolcu Volkan Arslan)

Özlü Söz 25!
Seba'lı yıllardan Heba'lı yıllara!..
(Ali Sami Alkış - Star)

Biz başka maça mı gidiyoruz?
Helal olsun! Beşiktaş seyircisini de Avrupai eğitimle bu hale getirdiler. İddia ediyorum; şu anda Beşiktaş seyircisi, Üç Büyükler içinde en Avrupai taraftar! Takım o kadar zamandır maç kazanamıyor ki; ne gol atsa, ne gol yese taraftar istifini hiç bozmuyor, keyfiyle tezahüratını yapıyor, skor ne olursa olsun aynı şekilde stattan çıkıyor.
(Reha Muhtar - Sabah)

Ne gibi Abi?
Yenilseydik üzülürdük, neden? Biz Milli Takımımız ve bayrağımıza başka ülkelerden daha değişik bakıyoruz.
(Turgay Şeren - Akşam)

Hayırdır inşallah!
Beşiktaş'a son haftalarda bir "el" değmeye başladı. Bunun sihirli bir "el" olduğu söylenemez. Ancak sihirsiz bir "el" olmadığı da ileri sürülemez.
(İlker Ateş - Pas Fotomaç)

Sen bilirsin!
Başkan Demirören bırakıp kaçamaz. Önce borçların tek kuruşuna kadar hesabı verilmelidir. Bir kuruş eksik kabul etmem.
(Kazım Kanat - Sabah)


yakantop@gmail.com




SPOR
Son durak BEŞİKTAŞ
Fener'de Önder korkusu
Uzak ufuklar!
Ahmet Dursun'un talihsizliği
Orhan'a milli engel
Fatih Tekke yine yok
Yeni felsefe
Ülker sonda yıkıldı: 84-74
Achtung, Achtung!
Kerata hem...
Nihat'ta umut ışığı
Alpay'a yardım teklifi
Huggel Tahkim'e gitti
Utah ve Orlando kayıp
Haftanın hakemleri
Fener altılıyı buldu: 3-1
Cent Koleji hedef büyüttü
Kurtarıcı Del Bosque
Maradona şov yaptı
Haber turu...
Çevir kazı, yanmasın
Kayıp sporlar
At yarışları





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR



Bilgin GÖKBERK
Çevir kazı, yanmasın
Sergen-Tümer yan yana oynamaz diyorlardı hâlâ...
Nilay YILMAZ
Kayıp sporlar
Torino Kış Olimpiyatları geçtiğimiz pazar akş...



 Atina 2004
 Dünya Kupası 2002
 Euro 2000
 Sidney 2000
 Dünya Kupası 98
© 2006 Milliyet