Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 03 Mart 2006 / Cuma  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Kalp yiyen


Çölde
Bir yaratık gördüm, çıplak, vahşi
Çömelmiş oturuyor
Yüreğini ellerinde tutuyor
Yiyordu.
Dedim ki: "Tadı güzel mi dostum?"
"Acı, acı", diye karşılık verdi;
"Ama seviyorum
Çünkü acı
Ve benim kalbim" (H. Crane)

Tombul ve sıkış tepiş egolar arasında ya da botokslu benlikler kenarında bazen boğuluyorsan eğer, üstüne yığılıyorsa o gürbüz "Ben! Ben! İlle de ve özetle ben!"ler... Bu dünyanın tek yangın merdiveni şiirdir. Çünkü şair kişi, "Ben hiç kimseyim!" (Emily Dickinson) deyip üzerinden insan ağırlığını alabilendir.
"Ben sadece atan bir kalbim" (Proust) deyip tül gibi hafif, geçip yanından sadece ürpertebilendir. "Ama sizin adınız ne / Benim dengemi bozmayınız" (Turgut Uyar) deyip aniden, senin o yaldızlı, staras taşlı, süslemeli, oymalı, kakmalı egonun altındaki kilimi çekip seni tepetaklak yere serebilendir.
Bütün bunları yapabilmesinin tek nedeni "acı bir kalbi" olması ve şair kişinin durmadan kendi kalbini yemesi, tükendikçe kusup kalbini yeniden yemesidir.

Yarışmadığın için...
Kalp yiyen bir dostum var, adı Birhan Keskin. Antalya Altın Portakal Şiir Ödülü'nü aldı geçen gün. Daha birkaç gün önce "yazının yarıştırılamazlığı" üzerine konuşuyorduk, yarıştıranların tuhaflığından söz ediyorduk. Tam da bu yüzden ödül alınca insan, sırf yarışmadığı için madalya kazanınca, güzel oluyor. "Sen kalbini yiyormuşsun" diyor birileri sana, "Başkalarınınkini değil, kendininkini yediğin için sağ ol!" Bu ödülü Birhan, şimdi böyle alıyor kanımca: Yıllardır yiyip durduğu kalbine karşılık bir teselli ikramiyesi olarak. Kalbin kadrini bilenlerin bir armağanı olarak belki. O yüzden söylemiş olmalılar ödülün gerekçesinde, "ürpertici şiir dili sebebiyle" diye. Kalbin tadını biliyor olmalı bu ödülü verenler.

Nilgün Marmara
"Sanat ve Bilim Fakültesi Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü'nden mezun olmak için gereken koşulları kısmen karşılamak amacıyla teslim edilmiş bir tez"... Şair Nilgün Marmara'nın tıpkı kendisi gibi intihar etmiş, tıpkı kendisi gibi güzel bir kadın şair olan Sylvia Plath'ın şairliğinin intiharı bağlamında analizi üzerine 1985'te yazdığı tezin başında böyle diyor. Tez, Everest Yayınları'ndan kitap olarak çıktı geçen günlerde. Marmara, kendi intiharından iki yıl önce, kendi çizdiği kaderin "analizini" yaparken akademik olarak, ne yapıyordu acaba?
Nilgün Marmara da kendi kalbini yiyen kadınlardan biriydi. Dayanamayıp burada kalmanın yüküne, gidiverdi. Hep öyle düşünürüm intihar etmiş şair kadınlarla ilgili:
Muhtemelen aramızdan gidiverenler, kalplerini yemekte yeterince usta değildiler. Zira acı çekmenin de bir erbaplığı vardır. Öyle kana kana içersen kendini, zehirlenirsin kendinden. Profesyonel bağımlılar gibi ince ayarını yapmalısın bu işin. Erken yaşta gitmemek, bu yeryüzünden doğmuş olmanın intikamını yeterince alabilmek için yaşamalısın oysa.
Can Yücel gibi sunturlu bir küfür savurabilmek için lameli egolara ve balon ben'lere bu dünyada yeterince uzun süre kalmalısın. Bunları düşündüm Marmara'nın tezini okurken. Sonra açtım Birhan'ın "Cinayet Kışı+İki Mektup" kitabını "Saf Sabır" şiirini okudum, kış biterken:
sardunyalarla konuşarak çoğalttım
aramızdaki ayrılığı
sayarak çoğalttığım günleri tamamladım
kirpiklerimin arasına çektiğim tülde
yağmur durdu ve şimdi kış bitiyor
oysa kimse yokmuş dışarda
içim dışıma vuruyor
sardunyalara su vermekle unutamadığımız
şeymiş aşk:
alnından bir günaydın gibi düşürdüğüm sabah,
sağ yanımda unuttun keder.
Şairler neden yerler kendi kalplerini? Acı olduğu için. Çünkü bir de kendi kalpleri değil mi?
Başkalarının kalplerini yiyemeyenler, ne kadar ittirse de dünya, kimsenin canını yakmayanlar, yakamayanlar, bu dünyada hepimizin en fazlası sadece bir kalp atışı olduğunu bilenler, bu dünyadan en çok bir ürperme olarak geçip gitmek isterler...

ecetem@hotmail.com








Taha AKYOL
Mezhep ve siyaset
IRAK sadece mezhep ve etnik kimliklere göre p...
Çetin ALTAN
Çıplak kadın bacağı ve takke çatışması...
Özellikle "takkeler dünyası"nda ölenlerle öle...
Melih AŞIK
Tezkere yıldönümü
Boğaziçi Üniversitesi İşletme ve Ekonomi Kulü...
Fikret BİLA
ABD'nin Kürt sorunu
Türkiye, Irak, İran ve Suriye için, "Kürt sor...
Hasan CEMAL
Utanç!
Önce Ahmet Altan'ın satırları: "Biz acıklı ma...
Güneri CIVAOĞLU
Grupta grizu
AKP "duralama" sürecinde. Hatta "inişte..." A...
Abbas GÜÇLÜ
Evren, Muğla Üniversitesi ve Gençler (1)
Türkiye'nin yakın tarihi, önceki gece Genç Ba...
Hurşit GÜNEŞ
IMF'nin ikinci tasarım hatası
Türk ekonomisi bundan tam 5 yıl önce belki de...
Sami KOHEN
Nükleer "bonus"...
HİNDİSTAN 1998'de ilk nükleer silah denemesin...
Metin MÜNİR
Konut kredisinde cevapsız sorular
Eğer ortalama bir Türk'seniz, bankaya paranız...
Faik ÖZTRAK
İktisat politikalarının başarısının ölçütü işsizliktir
İşsizlik rakamları bir ülkede iktisat politik...
Hasan PULUR
"Kemal Abi" daş gibidir daş...
YOLDA çevirip soruyorlar:
Derya SAZAK
İran kaygısı
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Çek meslekta...
Meral TAMER
Artık en güçlü silah enerji
Bir yanda petrolün yanı sıra zengin doğalgaz ...
Ece TEMELKURAN
Kalp yiyen
Güngör URAS
İki yakamız bir araya geldi mi?
Hükümetimiz bu yıl 168 milyar YTL iç ve dış b...
M. Ali BİRAND
Belçika, nihayet doğruyu gördü...
Fehriye Erdal 1996 yılında, Özdemir Sabancı b...

© 2006 Milliyet