|
Öğrenciyken kopya çekmeyeniniz var mı?
Öğrenci olup da kopya çekmeyen, dayak yemeyen ya da en azından öğretmeninden fiske yemeyen yoktur herhalde.
Kopya, Türk eğitim sisteminin en büyük yüz karalarından birisi. Ezberci eğitimin bir ürünü.
Siz kitaptaki bilgileri satır satır ister, en karmaşık formülleri, kurbağanın kan dolaşımını, fi tarihinde yapılmış kel alaka bir yasanın tarihini ve detaylarını isterseniz, öğrenci de yaptığı işin yanlış olduğunu bile bile kopya çeker.
İlk ve ortaöğretimde de, üniversitede de farklı hocalarım oldu. Defter kitap açık sınav yaparlardı. Öğrencilerin pek azı dışında kimse de açıp bakmazdı. Çünkü hem zaman kaybıydı hem de sorular yoruma dayalıydı.
Durum böyle olunca da kopyaya hiç gerek kalmazdı.
Neden öğretmenlerin tümü böyle bir yönteme başvurmuyor? Ya da Milli Eğitim Bakanlığı defter kitap açık sınav uygulamasını neden zorunlu hale getirmiyor?
Bu konuda saatlerce tartışılabilinir. Ama sonuçta gelinen nokta, eğer öğrencinin öğrendiği bilgileri ölçmekse, bunun yolu Everest Tepesi'nin yüksekliği ne kadardır? Falanca antlaşma kaç tarihinde yapılmıştır ve maddeleri nelerdir? Ohm Kanunu nedir, türünden sorular olmamalıdır.
Bilgilerin direkt olarak değil de endirekt yollarla ölçülmesi, çok daha kalıcı olur. Kaldı ki bugün öğrenilip sınavdan sonra unutulan bilgilerin kime ne faydası var? Ben bunu hâlâ anlayabilmiş değilim.
Öğrenmenin birinci kuralı, öğretilen bilgilerin, öğrenen kişiye yararlı olduğuna inandırmaktır. Eğer o inancı sağlayamazsanız, ne yapsanız boşunadır.
Öğrenci, öğrenmek için değil de not almak için çalıştığı sürece, o bilgiler kalıcı da olmaz, kişiye yarar da getirmez. İşte bu yüzden, kopyaya neden olan gerekçeleri ve sınav sistemini, her yönüyle masaya yatırmamız gerekiyor.
"Bu bilgileri neden öğreniyoruz ki" isyanı bende çok olmuştu. Şimdi aynı tepki, bugünün öğrencilerinde de var.
Öylesine gereksiz ayrıntılar öğretilmişti ki, her defasında öğretmenlerime ya da hocalarıma, bunların ne işe yarayacağını sormuş ve şu cevabı almıştım: Büyüyünce anlarsın.
Ama aradan yıllar geçti, gecemizi, gündüzümüzü, tatilimizi çalan, iyi not alamadığımızda moralimizi altüst eden, çok iyi notlar alsak da bunun ne anlama geldiğini bilmediğimiz, o unutup gittiğimiz bilgilerin, ne zaman yararını göreceğimi hâlâ anlayabilmiş değilim.
Yoruma dayalı sorular hazırlayarak, defter kitap açık sınav yapmak elbette kolay iş değil. Yine aynı şekilde; öğrencinin bilgisini direkt şekilde ölçme yerine, aldığı bilgilerin kullanılabilirliğini araştırma projeleriyle ölçmek de çok külfetli bir iş. Ama bu artık zorunlu hale getirilmelidir.
Türk eğitim sistemi, hep söylenen ama lafta kalan, ezberci anlayıştan artık kurtulmalıdır.
Resmi rakamlara göre, çağ nüfusunun yüzde 90'ı okuma yazma biliyor. Peki ya ne kadarı aktif okur? Yani kazandığı okuma yazma yeteneğini kullanıyor? Yüzde 10 bile değil.
Demek ki bırakın diğer bilgilerin yaşama aktarılmasını, okuma yazmayı dahi bir kazanıma dönüştürememişiz. Alışkanlık haline getirememişiz.
Neden kopya çekiyorlar?
Kopya konusuna uzun süredir takmış durumdayım. Anlaşılan o ki, bu konuda daha çok yazı yazacağım. Çünkü toplumun her kademesinde tartışılıyor. Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer ve eski İÜ Rektörü Kemal Alemdaroğlu, kopyanın bir başka şekli intihalle suçlanmadılar mı? En büyük şirketlerimiz başka ürünleri taklit etmekten yargılanmadılar mı?
Sınavda neden kopya çekilir? Bu sorunun cevabını, bu akşam 20.00'de CNN Türk'te, Pozitif Eğitim'de öğrencilerle birlikte arayacağız. Neden kopya çekiyorlar? Bu konuda ne diyorlar? İlginç yaklaşım tarzları var.
Özetin özeti: Kopya, bir kolaycılık mı yoksa yanlış bir sistemin sonucu mu? Ezbere dayalı eğitimin yerini, patentin, üretimin, sorgulamanın, yaratıcılığın, alın terinin, gelişimin, girişimciliğin alması için daha ne bekliyoruz ki!..
aguclu@milliyet.com.tr
|
|