|
 |
|
|
Krizden 5 yıl sonra (4)
Hükümeti bekleyen tehlikeler
Türkiye ekonomisinin sağlıklı bir dönüşüm geçirmekte olduğuna inanan ve ekonomimizin 2006 yılında, elverişli uluslar arası konjonktürden de yararlanarak, olumlu bir yıl daha geçireceğini düşünenlere bir diyeceğim yok. Onlar haklı çıkarsa biz de gelecek yıl bu zaman oturup bu kez 2007 yılında karşılaşılması olası risklerden ve tehlikelerden söz ederiz, olur biter.
Hemen belirteyim ki ben bu mini dizinin son yazısında "hükümeti bekleyen tehlikeler"den söz ederken, bugün bulunduğumuz noktadan ileriye doğru baktığımızda göz açımıza girebilecek, olası gelişmelere değineceğim ama bu olasılıkların hemen gerçekleşeceğini ve mutlaka bir krize yol açacağını iddia etmeyeceğim. Böyle bir değerlendirme yaparken Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) bu tehlikeleri algılayıp önlem alma şansının bulunduğunu da hesaba katmak zorundayız.
Olası tehlikeler
Önümüzdeki 18 ay içinde seçime gitmek zorunda olan AKP hükümetini bekleyen tehlikeleri madde madde sıralarken en büyük tehlikenin, iç ve dış piyasalarda "olumlu" bulunan ve 2001 krizini izleyen 5 yıl içinde Türkiye'ye güven kazandıran gelişmelerin kesintiye uğraması ya da tersine dönmesi olasılığı olduğunu vurgulamak istiyorum. Önümüzdeki dönemde hükümet için tehlike yaratabilecek olası gelişmeler içinde öncelikle dikkati çekenler şunlar:
Ekonomideki gidişattan zarar gören ve memnun olmayan grupların hükümet üzerindeki baskılarının, seçimi de düşünen hükümeti bir noktada politika değişikliğine zorlaması ve hükümetin bunu yapmaya çalışırken yolunu şaşırması.Piyasaların gözünde krizden çıkış dönemini simgeleyen isimlerden biri olan Süreyya Serdengeçti'nin görev süresinin uzatılmaması ve TC Merkez Bankası'nın enflasyonla mücadele kararlılığı konusunda şüpheler uyanması.Maliye politikalarında disiplini temsil eden Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın ciddi bir itibar kaybına uğramış görünmesi.Türkiye'nin dış dünyada ve uluslar arası piyasalarda itibar kazanmasında çok önemli rol oynayan Avrupa Birliği (AB) ile bütünleşme sürecinin momentumunu kaybetmesi.Türkiye dışardan kaynak girişini önemli ölçüde etkileyen "Yükselen Pazarlar'ın yükselişi" öyküsünün bir noktada kesintiye uğraması ve bir ülkedeki sorunun diğerlerine de yansıması.Türkiye'de yükselen girdi maliyetlerinin, yerli sektörleri vurmanın yanı sıra, doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını da caydırmaya başlaması.
Dış açık yarası
Türkiye, son yıllarda uluslararası piyasanın gözdesi haline gelen "Yükselen Pazar" ülkeleri arasında en yüksek dış ticaret ve cari işlemler açığı veren ülke olmasaydı bu olası tehlikeleri daha az önemseyebilirdi belki.
"Yükselen Pazar" ülkeleri bir bütün olarak ele alındığında GSYİH'larının % 2'si mertebesinde cari işlemler fazlası verirken Türkiye'nin açığı GSYİH'sının % 6.2'sini buluyor. Ayrıca Türkiye AB üyesi olmaya aday ama AB üyesi değil bu giderek daha fazla tartışılacak olan bir konum. Bu konumdaki bir ülkenin de tehlikeyle flört etme lüksü yok bence.
oulagay@milliyet.com.tr
|
|
|

|