|
Bu nasıl gidiş ve "pişekâr" davası...
BİR siyasi parti düşünün ki üniversiteyle kavgalı, basınla çatışmalı, yargıdan şikâyetçi, orduyla çekişmeli...
"Bu nasıl gidiş?" diye sorarsanız cevabı var:
"Hasandağı arpalıktır, eğer saban yürürse,
Her derde bir değirmen, eğer suyu gelirse
Her kümesten birer tavuk, eğer köylü verirse
Güzel gidiş bu gidiş, eğer sonu gelirse"
Tabii demokrasi içinde!
***
ŞAİR herkesin "Bu âlemde bir kavgası var!" demiş...
Bizim de, dostumuz Hakkı Devrim'le "pişekâr" davamız var.
Hakkı Devrim, kendisine "pişekâr" diye takılmamızdan alınmış olacak ki "sitem" ediyor. (Radikal, 4 Mart 2006)
Peki niye?
Biz, herkesin bilir bilmez bir şeyler yazdığını "nesep" yerine "mezhep" dediğini, "nesebi sâhih"in "mezhebi sahihe" dönüştüğünü belirtip dostumuza, "Ey üstat, nerelerdesin? Okan Bayülgen'in Televizyon Makinesi'nde pişekâr rolüne çıkıp Türkçe işini aksattığını" söyleyerek eski dostumuza takılmıştık.
***
HAKKI Devrim belli ki alınmış...
Önce soruyor:
"Kaç kişi bilir pişekârı?
Nerede kullanıldığını, ne ifade ettiğini?"
Sonra lafı bize getiriyor:
"Hasan bilir elbette, Farsça'da pîş'in "ön" demek olduğunu. (...) Pîşâheng, "Önde giden, yol gösteren"; pîşdar, "öncü"; pîşe "iş, meslek"; pîşegâh, "işyeri" demektir; sonra pîşin'in, "peşin", pîşrev'in "peşrev" demek olduğunu da bilir elbette..."
Vallahi bilmiyorduk. Hakkı Devrim ister inansın, ister inanmasın cahilliğimize versin, Farsça kökenli bu kelimeleri bilmiyorduk.
Hele Hakkı Devrim'in yazdığı bir kelime daha var ki, onu da dostumuzun adının geçtiği bir yerde söylemekten teeddüp ederiz, utanırız.
***
AMA pişekâra gelince...
Elbette onu bilerek yazdık.
Hakkı Devrim'in pişekâr için yazdıkları da bizim bildiklerimizle aynı:
"Bu arada pişekârın ortaoyunundaki asıl işinin kavukluya açmazlar vermekten önce ve çok, hem oyunu hem de oyuncuları yönetmek olduğunu da bilir mi acaba? Bütün oyunculardan önce meydana geldiğini, oyunu açtığını, birer birer çağırdığı oyunculara sualleri onun sorduğunu, münasebetsiz sorularına münasip cevapları onun verdiğini, oyunu onun kapadığını bilir mi?"
***
KİM?
Kim bilir mi?
Hakkı Devrim bize soruyor...
İşte, biz de bunları bildiğimiz için, kendisini "pişekâr"a benzettik ya!..
Elbette ortaoyunundaki pişekârın bire bir benzeri değil ama, Okan Bayülgen'in şovunda Hakkı Devrim'i pişekâra benzetmek sanırız onu zedelemez.
"Kavuklu" Okan Bayülgen olursa Hakkı Devrim, niye "Pişekâr" olmasın?
"Pişekâr" oyun sırasında "Kavuklu"ya açmazlar verirmiş...
Peki, Hakkı Devrim'in diline doladığı iner çıkar, döner sandalye "açmaz" değil de nedir?
Hakkı Devrim "televizyon makinesi"ndeki oluşunu "müzmin misafir"e benzetiyor.
Bir deyim vardır:
"Mesken tutma konuk gittiğin evi
Tadında bırak uzatma misafirliği"
Aman yanlış anlaşılmasın, biz, laftır, deyimdir, diye söyledik.
Okan Bayülgen'in, Hakkı Devrim'in misafirliğinden hoşnut olduğu her halinden belli...
Allah muhabbetlerini daim eylesin!
DİPNOT - "Aydınlık" dergisinde çıkan "Can Yücel'in mal beyanı"nı geçen pazar yayımlamıştık. Bazı okurlarımız bu "mal beyanı"nın, mizah yazarı Metin Üstündağ'a ait olduğunu ve iki yıl kadar önce "Penguen" dergisinde yayımlandığını bildirdiler; duyururuz.
h.pulur@milliyet.com.tr
|
|