|
Teleskop
Köyceğiz gecesinde, önce göklerde zikzaklı bir şimşek kılıçlanması, arkasından orada burada patlatılan C4 bombalarının yüz katı bir patlamayla gümbürdeyen gökler; besbelli ki bir yerlere yıldırımlar düşmekte...
Sabahın erken saatlerinde yataktan çıktığımızda, sanki tüm dünya koyu kül rengi bulutlarla sarmalanmış gibiydi ve duracağı umudu vermeyen inatçı bir yağmur yağıyordu.
Köyceğiz'in masmavi gökyüzü ile Akdeniz patentli ışıklarına âşık pencere camları, sürekli gözyaşı döküyorlardı.
***
Türkiye'nin yazgısını saptama iddiasındaki büyüklerimiz, acaba bir yasa çıkartarak; Köyceğiz'de şimşekli, gök gürültülü bir yağmur yağmasını, yarım günü geçmeyecek bir biçimde kısıtlayamazlar mıydı?
"Hukukun üstünlüğü" ilkesine karşı; mart ayı da, uyum gösterme çağdaşlığını çiğneyebilir miydi?
Yasalara karşı, özel bir dokunulmazlığı ve özel bir ayrıcalığı mı vardı mart ayıyla, mart yağmurlarının?
Yoksa iklimler de, "gelişmekte olan ülke" kodamanları gibi; bir yandan gümbür gümbür gümbürdüyor, bir yandan esip savuruyor, bir yandan da ya üşütüp ıslatıyor, ya yakıp terletiyor ve asla yasa masa dinlemiyorlar mıydı?
Kopenhag kriterlerine karşı bu kadar da uyumsuzluk olabilir miydi yani kardeşim?
***
Bu arada zaten biz, Ankara'da "gergin saatler"in analizlerine bir yenisini katmak ve ayrıca 1936 Montrö Antlaşması'nın, çoktan süresi bittiği halde neden ilk kez gündeme gelme kıpırdanmaları gösterdiğini incelemek yerine; koskocaman bir teleskopun montajıyla uğraşıyorduk...
***
Bizim, alkış dışı kalmış espri hevenklerinin renkli mimarı Şafak Barış, ablası Solmaz Kamuran'a; eşi, değerli dostum Doğan Barış'la birlikte, yaş günü armağanı olarak neredeyse profesyonel düzeyde, özel çantasıyla bir teleskop armağan etmişlerdi.
Metalik uzun çantasının, bir tarafındaki yatay penceresinden, görüntüsü kocaman namlulu geri tepmesiz topa benzeyen teleskop dürbünü ile çantayı; Köyceğiz'e nasıl götüreceğimiz takılmıştı önce aklımıza...
Çünkü ancak, bulutsuz Köyceğiz gecelerinde bakabilirdik, fiske fiske ışıklar halinde üstümüze doğru yaklaşıyor gibi görünen yıldızlara...
***
Atatürk Havalimanı'ndaki emniyet görevlisi dostlar, çok anlayışlı karşıladılar bizim uzun metalik çantasındaki teleskopu...
Uçağın servis personeli arasında, eğitimini astronomi üstüne yapmış genç bir dost da, bebeği gibi sahiplendi bizim, o acayip teleskop çantasını...
***
Ankara'da gergin saatler yaşanıyordu...
Biz de vatandaş olarak, eşdeğer bir gerginliği; armağan teleskopu monte etmeye çalışırken yaşıyorduk.
Teleskopun çantasında, yan yana istiflenmiş 3 metalik ayak çubuğu vardı.
Her çubuğun içinden, kayarak aşağı doğru çıkan, bir uzatma ayağı daha vardı.
Ve uzatılmış biçimiyle her 3 ayağı, özel bir parça çevresinde vidalayarak, önce teleskopun sehpasını kurmak gerekiyordu.
Gergin saatler yaşıyorduk; tıpkı Ankara'da olduğu gibi...
***
Kurulan 3 ayaklı sehpanın üstüne, içine teleskopun yerleşeceği, dev bir avuç biçimindeki kavisli yatağı da vidaladık.
Girdisi çıktısı bir hayli karmaşık olan kocaman teleskopu da, yatağına yerleştirmek kolay olmadı.
Nereye bakacağını önceden saptamaya yarayan, yan küçük bir objektif; önce onun merceklerinin ayarlanması...
Sonra teleskopun mercekleriyle, teleskopun ucuna dikey bağlanan, göze uygun ufacık merceğin ayarlanması...
***
Meğer yıldızlara bakmak da, Türkiye'ye bakmak kadar zormuş.
Büyüklerimizin kadrini bilelim arkadaşlar; onlar da Türkiye'yi daha iyi dikizleyebilmek için, kim bilir ne ayarlarla uğraşıyorlar?
İnsan, onların da neler çektiğini; ancak Köyceğiz'de bir teleskopun montajını yaparken anlayabiliyor.
Tek fark bizim, daha geniş bir açıdan, gökteki yıldızları da izlemeye niyetlenmemiz...
***
Nihayet teleskopun montajı da, ayarları da bitti.
Gel gör ki, bu kez de gümbürtülü yağmurlar başladı; tıpkı politikadaki ayarlamalar sonunda olduğu gibi hep...
***
Nasıl olsa biz, er geç göreceğiz bir hayli yaklaştıracağımız yıldızları Köyceğiz'de.
Bakalım büyüklerimiz, ne kadar görebilecekler; bir türlü yeterince izlemeyi başaramadıkları ülke sorunlarını?
Yararlı olacağına inansak, bizim teleskopu da verebilirdik kendilerine...
Ne var ki, bizimki daha uzaklara bakmak için... Uzaklar ve yıldızlar ise, biliyoruz ki pek ilgilendirmiyor; sık sık kilitlenen bir dümenin başında, kaptanlık yapmaya çalışan büyüklerimizi...
c.altan@prizma.net.tr
|
|