Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 09 Mart 2006 / Perşembe  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Arızi istikrar!


Bir gün sohbet sırasında, "Şark ile Garp arasındaki fark nedir, sen bilir misin?" diye sormuş Demirel bir dosta ve bir fıkra anlatmış:
"Kasabaya bir cambaz gelir. Çadırın içinde ipe çıkar. Altında koruyucu tente falan yoktur. Yürümeye başlar sendeleyerek, nefesler tutulur. Peki, Şark ne yapar, Garp ne yapar? Şark, cambaz ipten ne zaman düşecek diye bekler; Garp ise cambaz ipi ne zaman geçecek diye bakar... İşte, Şark ile Garp arasındaki fark budur."
Ben de merak ettim.
Acaba Demirel'e sormuş muydu kendisinin hangi tarafta olduğunu. Fıkrayı nakleden dost şöyle dedi:
"Bu soruyu sormadım. Sormuş olsam, kim bilir belki de Demirel, 'Ben de o ipteki cambazım' diye cevap verirdi."
Bilemiyorum.
Demirel'in fıkrasında bir gerçek gizli.
Bir tarafta yapıcı düşünemeyen, düşünce sistemi genellikle olumsuzluklarla yüklü, sürekli bardağın boş kısmını görme alışkanlığında olan, aklı pozitiften çok negatife çalışan, eleştirel ve analitik düşünmek yerine, her şeye siyah beyaz gözlüklerle bakan bir dünya...
Karşı tarafta ise tam tersi:
Yapıcı düşünebilen... Kurumsallaşmış... İlkeleri yerli yerine oturmuş... Kuralları somutlaşmış, hukuku ciddiye alan bir dünya...
Biz neredeyiz?
İkisinin ortasında! Ne Şark'ta, ne Garp'ta! Öyle anlaşılıyor.
Bunalıyoruz bu yüzden. Bir oraya bir buraya savrulup duruyoruz. Baksanıza, bir iddianame bir anda siyaset sahnesini nasıl toz dumana katabildi.
Sanki dünyanın sonu!
Ezberimiz bir anda bozuluyor.
Yargı bağımsızlığı klişesi hiç eksik olmuyor ağzımızdan. Ama iddianameler istediğimiz gibi çıkmayınca, kızılca kıyamet kopuyor.
Genelkurmay'da toplantı üstüne toplantı. "Git yüzüne söyle!" manşetleriyle Genelkurmay Başkanı'nın Başbakanlık ziyareti. Ertesi gün, "Başkomutan'a çıktı!" manşetleriyle Çankaya Köşkü'ne, Cumhurbaşkanı'na ziyaret...
Daha ertesi günü de haber:
"Adalet Bakanlığı, Van Cumhuriyet Savcısı hakkında inceleme başlattı."
Şimdi gelin bakalım, sokaktaki insanı inandırın, "Yargı bağımsızdır!", "Adalet mülkün temelidir!" klişelerine... Söyleyin lütfen, kim inanır?
Geçelim.
Evet, yargıyı düzeltmek lazım. Şemdinli iddianamesi, yargı reformuyla yargının siyasallaşması sorununu bir kez daha gündeme taşımış durumda.
Ama bunun gibi, Şemdinli iddianamesinin özellikle 'Şemdinli bölümü'nü göz ardı etmekten özenle kaçınmalıyız.
Şemdinli aydınlanmalı!
Şemdinli de Susurluk gibi karanlıkta kalmaya devam ederse, Türkiye'de ne yargı kurumsallaşır, ne de hukuk devletiyle demokrasi tüm kurum ve kurallarıyla yerli yerine oturur bu ülkede.
Bir başka önemli nokta:
Askerle seçilmiş hükümetler arasındaki güvensizlik duvarı yıkılmadığı sürece, bu ülkede demokratik hukuk devletinin Garp'taki gibi kurulması uzak ihtimaldir.
Bakın, çok partili demokrasi yıllarına.
Ne zaman asker ile hükümetler arasında karşılıklı güven var olmuştur? Menderes, Demirel, Ecevit, Özal, Yılmaz, Çiller, Erbakan dönemlerinde mi?
Yoksa bugün mü?
Hiçbirinde.
Kimse birbirine güvenmedi.
Ne asker, ne de sivil iktidar sahipleri, dün olduğu gibi bugün de, kapalı kapılar arkasında birbirleri hakkında düşündüklerini, söylediklerini, birbirlerinin yüzüne de, kamuoyuna da söyleyemediler.
Birbirlerine hiç güvenmediler çünkü.
Dün olduğu gibi bugün de değişmemiştir asker-sivil ilişkilerinin bu sorunlu yapısı.
Askeri ile sivil iktidarı birbirine güvenmeden nasıl kurumsallaşabilir ki bir demokrasi?..
Kısacası:
Bu memlekette istikrar hep arızi oldu, oluyor. Yani geçici, eğreti bir şey. Demokrasiyi kurumsallaştıramadığımız için bir türlü kalıcı kılamıyoruz siyasi istikrarı. İşler bir süre iyi gittikten sonra sükûnet, rahat herkese batmaya başlıyor.
İşleri rayından çıkarıyoruz.
Siviliyle, askeriyle, elbirliğiyle...
Şemdinli iddianamesi de bunun en son örneği, o kadar. Sivil sivilliğini, asker askerliğini öğrenemiyor bir türlü...

8 Mart kutlu olsun!
Kadın ile erkeğin gerçekten eşit olduğu, kadının toplumsal ve siyasal katılımda hak ettiği eşit yerini kazandığı, 'erkek demokrasisinden gerçek demokrasiye' giden yolun ardına kadar açıldığı günlerin özlemiyle Dünya Kadınlar Günü'nü kutluyorum.

h.cemal@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Pakistan, kara gün dostu
8 EKİM 2005 günü 7.6 şiddetindeki deprem, Pak...
Çetin ALTAN
Teleskop
Köyceğiz gecesinde, önce göklerde zikzaklı bi...
Melih AŞIK
Bir skandal daha...
Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya'nın Şe...
Fikret BİLA
Çiçek: Açılan davanın Büyükanıt'la ilgisi yok
Adalet Bakanı Cemil Çiçek, Şemdinli iddianame...
Hasan CEMAL
Arızi istikrar!
Bir gün sohbet sırasında, "Şark ile Garp aras...
Yılmaz ÇETİNER
Van yöresinin atan sigortaları!
İsmet Paşa'nın cumhurbaşkanlığı döneminde ve ...
Güneri CIVAOĞLU
Kriz yönetimi
Türkiye'de bazı kurumlarla çatışmak "tekin" d...
Can Dündar
Ya doğruysa?
3 hafta önce yargılanan Prof. Baskın Oran sa...
Hurşit GÜNEŞ
Cari işlemlerde sorun büyüyor
Dün akşam Merkez Bankası ocak ayına ait ödeme...
Doğan HEPER
'Arapsaçı' derler ya, öyle
Van Savcısı, Şemdinli iddianamesinde, Orgener...
Semih İDİZ
Sorun medyada değil, gerçeklerde
Medyaya saldırmak zorda kalan siyasetçilerimi...
Hasan PULUR
Gündemdeki üç isim...
NE oldu Kemal Unakıtan'a? Günlerdir gazeteler...
Derya SAZAK
Şemdinli davası
Dün yazı günüm değildi, 'Şemdinli iddianamesi...
Meral TAMER
Son kullanma tarihi olmayan kadınlar
Biri aktris.
Yaman TÖRÜNER
Aman dikkat
Merkez Bankası Başkanı değişiyor.
Güngör URAS
Derviş'in mesajı piyasayı etkiliyor
Kemal Derviş TV ekranından yerli ve yabancı y...
Serpil YILMAZ
Hoş geldiniz çiçekler!
Dün sabahın ilk mesaisini çiçekler yaptı. 8 M...
M. Ali BİRAND
"Türkiye ile müzakerelere yeşil ışık yakıldı"
Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik il...

© 2006 Milliyet