Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 10 Mart 2006 / Cuma  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
"Bence giysi bir heykeldir"

35'inci sanat yılını Matah adını verdiği, 100 "heykel-giysi"sinin sergileneceği etkinliklerle kutlayan Balkan Naci İslimyeli: "Şıklık parayla kazanılmış bir değer değil, daha çok yaratıcılıkla ilgili"

MELİS ALPHAN


Balkan Naci İslimyeli 35'inci sanat yılını Mahmutpaşa ve Tahtakale'nin karışımından oluşturulan Matah adlı bir proje ile kutlayacak. 58 yaşındaki sanatçı, 9 Mart'ta Milli Reasürans Sanat Galerisi'nde, 13 Mart'ta ise Proje 4L'de sunacağı sergisi için Mahmutpaşa ve Tahtakale'de giysi dışı amaçlarla üretilip pazarlanan yüzlerce üründen "heykel-giysi"ler yarattı.
Matah'ın kendi içinde bölümler var. Ev kadınlarının kullandığı malzemelerle oluşturulan diziye İç Hatlar; maço erkek kimliğini sorgulayan diziye Testosteron adı verilmiş. Mistik dizide dini giysiler, Gece dizisinde ise gece kıyafetleri yer alıyor. Hepsinin ortak yanı, kadın ve erkek kimliğinin değişim ve dönüşümlerini, toplum içinde maruz kaldığı baskı ve buna tepkilerini ortaya koyması.

Nasıl geçti bu 35 yıl?
Üniversitede, o dönemin siyasal ortamında sanatın önüne geçen pek çok sorun vardı. Ben bunlara hiç aldırmadan gece gündüz çalışırdım. 1970'te ilk sergimi açtığımda üçüncü sınıftaydım. Bütün hayatım sanattı. Öyle bir ailede büyüdüm. Dedem doktor olmasına rağmen resim ve hatla uğraşıyordu, babam karikatüristti. Fakültede asistanlık sınavını kazandım ve orada kaldım. Beni sanatımla baş başa bırakabilecek tek yerin fakülte olduğunu düşünüyordum. Bunda da yanılmadım. Bugün isim olarak var olan, kendini kanıtlamış pek çok sanatçı benim öğrencimdir. Bundan gurur duyarım. Geçen yıl birden 35 yılın geçiverdiğini fark ettim.

"Her alandan beslendim"

35'inci sanat yılınızı kutlamanızın özel bir anlamı var mı?
Anlamı yok. Artık yaşlanıyoruz, belki 40'ıncı yılımı kutlayamam diye panik içinde böyle bir karar verdim.

Bu bir retrospektif çalışma mı?
Hayır. Sanat hayatımın tümünü özetleyen bir çalışma değil bu. Bu, benim 35'inci yılımı kutlama şenliklerim. Bir dolu projem var. Bunları dinlenmeye yatırırım, yazarım, çizerim, bir kenarda dururlar. Sonra onların içinden kalıcı olanları, eskimeyenleri uygulamaya geçerim. Sanatımdaki her yeniliğin geçmişimde bir tohumu, bir işareti vardır. Bu "giysi-heykel" projem de, 1989'da New York'ta açtığım "Deli gömleği" sergisinin bir devamı olarak algılanabilir. 1984'te İtalya'dan döndüğümde Türkiye sanat ortamında kurallar vardı. Kimse komşu alana girmezdi. Ressam fotoğrafla, edebiyatla uğraşmazdı. Edebiyatçı resimle uğraşmazdı. Ben bunlara çocukluğumdan beri isyan ettim. Her alandan beslendim.

Şu an moda, heykel, mimari, resim, hepsi iç içe, değil mi?
Sonunda böyle oldu. Ben bunu ilk zorlayanlardanım. 1980'lerin başında Urart Sanat Galerisi'nde, "Bir Ev Kadınının Fotoromanı" adlı, giysilerin ağırlıkta olduğu bir seri hazırlayıp sergilemiştim.

Giysilere ilginiz nereden geliyor?
Ben giysiyi her zaman bir heykel; insanın üç boyutlu bedenini, kimliğini zarflayan, sarmalayan, onu sunan bir paket gibi görmüşümdür. Giysiler aynı zamanda insanın kişiliğini tanımlar, ciddi bir toplumsal göstergedir. Giysi hangi toplumsal sınıfa ve beğeniye ait olduğunuzu simgeleyen bir işarettir. Ben buna sivil üniforma diyorum. İkinci giyinme tarzı, kişinin kurulu düzenle çelişkisini, farklılığı sembolize eder. Yaratıcılar, sanatçılar "Ben size ait değilim, farklı biriyim" demek için bu şekilde giyinirler. Sadece yaratıcılar değil, marjinal gruplar da kurulu düzene tepkilerini giysilerle ifade ederler.


Bir sanatçı olarak moda hakkındaki düşünceleriniz neler?
Moda hiç savunduğum bir şey değil. Moda en marjinal kalıpların bile resmileşmiş biçimini tekrarlamaktan ibarettir. Önemli olan onu ilk yapan ya da giyme cesaretini gösteren insan olabilmek.

Ancak bugün öyle moda tasarımcıları var ki, sanatçı diye de adlandırabilirsiniz.
Bugün sadece sanatlar arasındaki sınırlar değil, sanatla bilim ve endüstriyel üretim arasındaki sınırlar da kalkıyor. Tasarımcılar sanata, sanatçılar tasarıma yönelmeye başladı. Ama bu yeni bir şey değil. Geçmişte de böyleydi. Jean Cocteau'nun kostümleri, Salvador Dali'nin Yves Saint Laurent için yaptığı aksesuvarlar... Yüzlerce örnek sayılabilir. Bugün artık tamamen sınırsız bir dünyada yaşıyoruz ama benim yaptıklarım benim geçmişimle ilgili.

"Heykel-giysi"leri hazırlarken nereden esinlendiniz?
Annem ve babam çok güzel giyinirdi. Eve hep moda dergileri girerdi. Annemin tarzı çok kadınsıydı. Babamın yüzlerce kravatı ve papyonu vardı. Giyime olan merakları bana yansıdı. Çocukluğumda babamın işi dolayısıyla çok il gezdik ve hep büyük evlerde yaşadık. Bu evlerin boş bir odası olurdu. Annem ve babam giymekten bıktıkları giysileri bu odaya doldururlardı. Orası benim tiyatro kulisimdi. Bütün arkadaşlarımı oraya toplar, cinsiyetlerine göre giydirirdim. Onlara replikler yazar, makyajlarını yapar ve oyunu yönetirdim. Bunlar ilk performanslarımdı. Ben giysiyi hep önemli bir toplumsal ve kişisel tanımlama aracı olarak kullandım.


"Çok kolay seçerim"

Bir defile düzenleyecek misiniz?
100 parça giysi var. Santralİstanbul'da bir defile yapacağız. Sponsor arıyoruz.

Malzemelerinizi Mahmutpaşa ve Tahtakale'den toplamışsınız. Bu semtleri ilham verici buluyor musunuz?
Buralar için çıldırıyorum. Malzemelere bakarak hayatın dinamiklerini tadıyorum. Görebilen için çok malzeme var.

Ne tür malzemeler kullandınız?
Banyo klozet takımı, leğen, hortum, sineklik, ip perde, köpek ağızlığı, at yemliği, yapay çim, terzi kollukları, kuş tüyü, bigudi parçaları, çamaşır sepeti, çuval kumaşı vb.

Tasarladığınız bir kıyafeti giyen birini sokakta görmek sizi heyecanlandırır mı?
Çok. Öyle olağanüstü tipler beni çok heyecanlandırıyor. Türkiye'de sadece travestiler, transseksüeller ve fahişeler böyle giyinebiliyor. Çünkü dikkat çekmek mesleklerinin bir parçası. Tiyatrocular bile bana karton gibi geliyor. Bin bir şekle girebilme sanatını icra eden insanlara bakıyorsunuz, Dame de Sion müdiresi gibi giyiniyorlar. Sivil üniformalı bir toplumuz.

Siz nerelerden giyiniyorsunuz?
Her yerden. Mahmutpaşa'dan da, Beymen'den de. Ama benim için giyinmek o kadar sorun değildir. Çok kolay seçerim.

Sergiyle verdiğiniz bir mesaj var mı?
Evet. Şıklık, yani yüksek giyim aslında parayla kazanılmış bir değer değil. Daha çok yaratıcılıkla ilişkili.

"Bunları giyecek babayiğit yoktur"


Moda tasarımcılarının en büyük sıkıntılarından biri, hayal ettikleri tasarımı her zaman giysiye dönüştürememeleridir. Siz bu zorluğu yaşadınız mı?
Hayır. Düşündüğüm her şeyi yaptık. Ama bunları giyecek babayiğit pek bulunmaz, o ayrı. Geçen gün Issey Miyake'nin defilesini izledim ve içim parçalandı. Bu kadar büyük bir modacı, bütün yaratıcı heyecanını bir yana bırakıp herkesin giyebileceği bir koleksiyon hazırlayıp teslim olmuş gibi geldi bana. Bütün modacıların başına gelen bu. Sadece Gaultier bu yanını koruyor. Bense, istediğim kadar çıldırabilirim. Ama New York'ta da underground grupların çok yaratıcı giysiler ürettiklerini ve bunları göğüslerini gere gere giydiklerini gördüm. Türk toplumuna baktığımızda ne kadar gri, siyah bir toplum olduğumuzu görüyoruz. Renk kullanma cesaretimiz yok. Farklı bir çizgi deneyemiyoruz. Denesek arkamızdan bakarlar. Bu korkular birey olamamamızın işaretleri. Bir şey ancak modayla resmileşirse, onu kullanma cesaretini gösterebiliyoruz.









CUMARTESİ
"Bence giysi bir heykeldir"
Vitrinler beyaza boyanıyor
Milano'danmakyaj trendleri
"Büyükler de eğlenecek"
Kadınların günü festivalle kutlanıyor
ne var, ne yok
En moda En yeni
Bir Avrupalının elinden çini ve hilal
"Avantajlı" 8 Mart
MİNİKLERİN DÜNYASI





Melis Alphan
Ali Rıza Kardüz
Donatella Piatti
Cemal Saydam
Tuba Akyol
İlhan Uçkan

© 2006 Milliyet