|
Sevince ladessiz sevmeli
"1Nisan gibi lades de eskiden bir şans kemiğiydi. Tavuklar uğurlu sayılırdı, lades kemikleri de... İngiltere'de Noel'de hindinin lades kemiğini ele geçiren genç kız, evinin kapısına asardı ve yeni yılda o kapıdan giren ilk bekâr erkekle evleneceğine inanırdı. Lades kemiği o zamanlar kısmet açan bir tılsımdı.
Sonra gün değişti, insanlar lades kemiğini kırmaya ve birbirlerini kandırmaya başladılar."
Dökmen'in ilk romanı
Yukarıdaki satırlar, kurulduğundan beri istikrarlı bir çizgi izleyen Sistem Yayıncılık'ın 500. kitabı olarak piyasaya çıkan Ladesçi adlı romandan. Romanın yazarı Prof. Dr. Üstün Dökmen'i ilk dinlediğimde, "Günlük davranışlarımızdaki hataları karikatürize ederek yüzümüze vuran ve bizi kahkahalara boğan süper eğitimci" diye yazmıştım.
TV programları ve eğitici kitaplarından tanıdığımız Prof. Dr. Üstün Dökmen, ilk romanı Ladesçi'de de keskin zekâsı ve akıcı üslubuyla bizleri hem güldürüyor, hem de toplumsal hastalıklarımıza iğnelerini batırmaya devam ediyor.
Çocukluğumun ladesi
Kitap beni çocukluğuma, akşam yemeklerinde annem, babam ve Melahat'le lades oynadığımız günlere götürüverdi. Evde tavuk piştiği günler, yemeğin ayrı bir keyfi vardı. Mutlaka lades tutuşulur, tıpkı romandaki Cemil'in babası gibi lades kemiğinin uzununu koparan, daha birinci dakikada karşısındakini kandırmaya çalışırdı.
Tavuklar but, göğüs, hatta kemiksiz parçalar halinde satılmaya başlandığından beri bizim evde lades oynanmıyor. Dahası kuş gribi meselesinden sonra evimize tavuk da girmiyor.
Çocukluğumda lades, sadece bir oyundu. Masum duygularla oynadığımız, çok eğlendiğimiz bir oyun. Romanda ise farklı bir lades çıkıyor karşımıza:
Üçkâğıtçılık mı?
"Lades tutuşanlar, ladesli olduklarını unutmamaya ama rakibine unutturmaya çalışırlar. Ladeste kanmayıp kandırmak esastır. Lades bir anlamda oyun yoluyla üçkâğıtçılıktır. Lades oyununda yaşamla mücadele, ötekiyle kavga vardır. Yani lades kemiği, birbirleriyle yarışanların ellerine yaraşır.
(...) Cemil lades oynarken, dikkatli olmayı, kendi olanaklarını iyi kullanıp çevrenin eksiklerinden faydalanmayı öğreniyordu. Lades basit bir oyun değildir; bir sinir, bir strateji savaşıdır. Sizi gerçek hayata hazırlar.
(...)Sen lades seviyorsun, kanmadan kandırmak istiyorsun. Ama senin oyun diye oynadığın şeyi, ciddi ciddi her işte yapıyor kimileri, sürekli kandırarak birilerini. Herkes herkesi kandırıyor ve herkes devleti, devlet de kendi kendini. Herkes birbiriyle ladesli. Dürüst olmama konusunda milli mutabakat var galiba!
Aşkta lades olmaz
(...) Cemil, ilkokul 5'te bir kıza aşık oldu. Çevresindeki herkesle, en azından içinden lades oynadığı halde, Gülşen'le hiç lades tutuşmadı. İnsan sevdiğini kandırmamalı diye düşünüyordu. Daha sonraki yıllarda Gülşen'i unuttu, ancak bu olaydan çıkardığı dersleri unutmadı:
1) Birisini sevdiğinizi unutmak istemiyorsanız, onunla etkileşiminizden kâr elde etmeyi unutmalısınız.
2) Sevdiklerimizi sevdiğimizi aklımızda tutmak, bazen ladesli olduğumuzu aklımızda tutmaktan daha zordur.
3) Sevdiklerimizi kandırmak, onlara karşı dürüst olmaktan daha kolaydır.
Belki de şöyle bir slogan olmalı: Sevince ladessiz sevmeli.
mtamer@milliyet.com.tr
|
|