|
'Renklü Türkçe' maceraları-1:
Hacivat ve Karagöz Meclis'te
Önceki gece Ankara'da AKP'li milletvekilleri, Ezel Akay'ın yönettiği "Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü?" filmini özel bir gösterimde izlemişler. Ne ayıplamışlaaar, ne ayıplamışlar!
Sanat zaten "ayıp" bir şeydir. Oturma odalarında "Siz nasılsınız? Ee, daha daha nasılsınız?" diye sürüp giden uzlaşmaları, huzurlu ve terbiyeli yalanları bozup atan, oralara, tam da insanların hakikatleri söylemediği yerlere bomba koyan bir şeydir. İyi yapılmışsa sanat dediğimiz "ayıp", o bomba patlar ve herkes tedirgin olur. Bu manada Ezel, sanatını konuşturmuş olmalı! Zira bir bomba patlamış ve AKP'li milletvekilleri bir panik halinde hamasi savunma cümlelerini saydırmaya başlamıştır:
"Osmanlı tarihi araştırılmamış!"
"Osmanlı'ya yakışmamış!"
"Tarih çarpıtılmış!"
"Çocuklar izlememeli!" (Büyükler izlemeli anlamı da çıkar buradan!)
"Yüzümüz kızardı!"
Sanat, zaten insanların o ya da bu biçimde yüzünü kızartmak için yapılan bir şey. Kızartmıyorsa, ateşler basmasına sebep olmuyorsa, aklını başından almıyor ve neye uğradığını şaşırtmıyorsa ona sanat değil, "zanaat" diyoruz zaten. İnsanın yüzüne aniden tutulan bir yamuk aynadır sanat, "Bu ben miyim?" dersin nutkun tutularak. Bu, işin bir tarafı. Diğer tarafı ise...
"Artizlik yapma yönetmen!"
Hayatta hiç eski Meclis tutanağı gördünüz mü? Bir gün karşınıza çıkarsa bir yerlerde, mutlaka bakın. Şöyle 50'lere, 60'lara, 70'lere bir bakın... Oradaki Türkçeye, üsluba, tavra bir bakın. Bir zamanlar bu ülkenin Meclis'inde iyi Türkçe konuşulduğunu, hiç değilse bir cümlenin baştan sona "kurulabildiğini" göreceksiniz! Sonra açıp bir de TBMM TV'ye bir bakın. Sanatını icra edemeyen Karagöz ile Hacivat'ı görmüş gibi olacaksınız, sakın şaşırmayın! Fazla uzağa gitmenize gerek de yok, Meclis'te en son yaşanan ithal doktor tartışmasına bakarsanız AKP'lilerle CHP'liler arasında gidip gelen şu "güzel Türkçemiz" çarpacak kulağınıza:
"İte bak, ite!"
"Şerefsiz senin yedi ceddini...!"
"Bağla şu köpeği, bağla da..."
Başbakan'ımızın da "Lan!" olsun, "Artizlik yapma!" olsun, bu tip "yüz kızartacak" repliklerle bu "Güzel Siyaset Türkçesi" kampanyasına dahil olduğunu, hatta bazen meydanlarda başı çektiğini göreceksiniz. Üstelik bu insanlar ne Hacivat ne de Karagöz gibi sadece insanları güldürmeye çalışan halk kahramanları değil, bir halkı hasbelkader temsil eden insanlar. Ve şimdi onların, bir sinema perdesinde "sanatın aynası" yüzlerine tutulunca yüzleri kızarıyor. Hacivat ve Karagöz'ü yeniden öldürmek istiyorlar hınçlarından.
Ne diyeyim şimdi ben buna? Bir şey diyeyim mi? Demeyeyim en iyisi...
ODTÜ'de, Irak işgalinin üçüncü yıldönümü mitingi için bir konuşma yaptım. Sonra Doğuş Üniversitesi'nde Kadınlar Günü için. Başka başka konulardı ama bir yerinde konuşmaların, meseleyi insanın kendine ihanet etmesi konusuna getirdim.
"En ağır ihanet, insanın kendine ihanetidir" dedim,
"En açıklanamaz ve en dayanılmaz olanı." Hayatın ucunu kaçırır insan değil mi? Kendinin ne olduğunu kaybeder ve en zor bulunanıdır bu... Gençler bunu anladı mı acaba?
Hayat, keşke "öğretilebilir" bir şey olsa...
Oylar Kenyaspor'dan Ömer'e!
Dans Yarışması'nda, garson Ömer birinci oldu. Halkımız, dans eğitimi almış, ailesi varlıklı olan Eylül yerine, tıpkı uluslararası maçlarda mazlum ülke takımını tutar gibi Ömer'e verdi oyunu.
Almanya'ya karşı Nijerya futbol takımını tutarak ve kazanacağına inanarak, kazanmayınca hakikaten üzülerek yaşayan bu ülkeyi seviyorum. Ve bir gün, korkuyorum, basket maçlarında Yugoslavya yerine ABD'yi tutan çocuklar doğacak diye...
Kazananları tutan çocuklar büyütmeyelim arkadaşlar! Çünkü o zaman bize yabancı çocuklarımız olur.
O zaman, bu ülkenin kıvamı bozulur. Bu ülkenin kıvamı bozulmasın. Kaybetmek önemli değil çünkü, kıvam önemli. Değil mi?
ecetem@hotmail.com
|
|