|
 |
|
|
Daum sadece standart
Daum 2 maçtır savunmada 4 stoperle oynuyor. Bu stoperlerin tamamı golcü. Bu stoperlerin kenarlarda oynayanları fuleli ve ortacı. Ümit, Konya maçında 20 kez indi sol kanattan ve 11 orta yaptı. 5'i kaleyi tehdit eden. Bu bu maça da özgü değil orta saha iyi kurulduğunda Ümit bunu hep aynı güvenle yapıyor. Daum 2 maçtır orta sahaya tek yönlü agresif bir oyuncu (Deniz, burada Serkan da tercih edilebilir) ve iki yönlü 3 oyuncu koyuyor (Appiah, Aurelio, Tuncay). Bu düzen Serhat Akın takımdan ayrılıp, Tuncay - Serhat çifte kanadının forveti besleme taktiği ortadan kalktığından bu yana Fenerbahçe'nin en iyi çalışan düzeni. Alex'in bugünkü takımda bu özellikleriyle vazgeçilmez olduğunun ispatlarıyla ortada oluşunu da bu tabloya ekleyelim. Durum bu olunca geriye bir yer kalıyor. Anelka, Nobre, Semih ve Zafer, bu yerin adayları. Anelka markası, dripling yeteneği, rakibi Avrupalı da olsa savunmada ekstra tebdirler almaya itmesi, yani rakipte yarattığı çekingenlik var ortada. Öte yandan Nobre var. Brezilyalı da her şey var ama dripling, topla adam geçme yok. Anelka'da olan şey yani. Günümüz forvetlerinde ilk önce olması gereken şey. Tabii o da olsa 30 milyon Euro eder ve Chelsea, Sheva'nın yerine onu alır, o da farklı bir durum.
Santrforu yok
Daum'un baştan bu yana kafasını karıştıran da bu oluyor zaten. Bu oyunculardan en az ikisini sahaya sürüp orta sahadan eksiltmesine yol açıyor bu karışıklık. Çünkü tam bir santrforu yok. Zaten Appiah'ın alınmasına sebep de buydu. Anelka ve Nobre'nin çifte santrfor olarak sahaya çıkması için orta sahaya çift yönlü bir oyuncu gerekiyordu. Appiah'a 8 milyon euro bonservis verdiren işte bu düşünce. Ama olmadı. Appiah da Fenerbahçe'yi çift santrforlu oyunda savunma yönünde rahat ettirmedi. Rakip kim olursa olsun Fenerbahçe pozisyon buluyordu. Ama bu düzeyde takım savunması gevşek kalıyor Bunun en hafif zararı bile takımın çok fazla yorulması oluyordu. Çünkü rakibe erken basmak mümkün değildi. Daum 2 maçtır Anelka veya Nobre'den sadece birini oynatarak bu sıkıntıya çözümü buldu. Bu kez de finansal ve ismen daha büyük olan oyuncu Anelka, Nobre'nin gerisinde kaldı.
Hamle sorunu
Yani bugün, Anelka'nın diğer tüm etkenleri bir kenara bırakalım, bu takımda en azından yedek kalmayı kabul etmesi şart. Bu olabilir mi? Buna ikna olabilir mi? İşte bunu sağlamak zor. Fenerbahçe için en hayırlı olanı Anelka'nın Dünya Kupası'nda bir şeyler yapması ve piyasasının zirveye vurması için dua etmek. Zira o bu düzende Nobre'nin değil ancak Alex ya da Tuncay'ın yedeği olabilir. Nobre'nin pozisyonunun alternatifi ise Semih'ten başkası değil.
İşte Daum'un 3. yılında Fenerbahçe'nin geldiği nokta bu. Sezon başında yapılan plan tutmuyor bir türlü. Durum 3 yılda buysa bu takımın futbol idaresinde en azından bir temel sorun olduğunu söylemek gerekir. Daum iyi bir standart hoca. Bırakın dahi olmayı, iyi bir hoca da değil. Sadece temel standardı iyi oturtan bir Alman. Bugün onun geldiği nokta, bu yukarıda bahsettiğimiz duruma, en azından temelde ikna olmuş gibi durması onun hâlâ futbol düşündüğünü gösteriyor, bu güzel Ama iyi hoca Galatasaray ve Konya'dan önce, ligin en zor deplasmanlarından Kayseri'ye bu hamlelerle çıkmalıydı. Ve üstüne hangimiz bu hafta sonu Ankaragücü maçına bu hamleden vazgeçip yine sezon klasiğiyle çıkmayacağından emin olabilir ki! İşte sorun budur!
Ronaldinho-Barça
Yaşadığın zamana sıkışıp kalmak geçmişi, yaşadıklarını başkalarının yaşadıklarını hatırlamamak, bilmemek tehlikelidir. Dünyayı sadece bugünü yaşamış sanmak da. Barça-Chelsea eşleşmesi sonrası, futbolseverlerin kesin bir yargıyla "En büyük Ronaldinho", Pele, Maradona da kim haykırışları uçuyor, çirkin dişleğin "Küçük Ronaldo'nun" akıl dışı işlerinin yarattığı heyecanla. Ama unutuyoruz işte. Çok değil birkaç yıl önce bugün şişman çocuk diye dalga geçilen Ronaldo'nun aynı formayla yaptığı akıl almaz hareket ve gollerin yarattığı şaşkınlığı unutuyoruz. Ama bir yüz ifadesini hatırlamalı. Yanlış hatılamıyorsam bir Mallorca maçında iğne ile ipliğin geçmesi mümkün olmayan bir savunma aralığından Ronaldo geçip gittiğinde hem de bütün bir yarı sahayı geçtikten sonra. Sonra da golü yaptığında Sir Bobby Robson'ın kulübede fırlayıp "Bu çocuk ne yaptı böyle" ifadesiyle sağa sola koşuşturuşunu hatırlamak gerekir. Ronaldo birkaç yıl önce Ronaldinho'ydu. Ve bu şahane futbol sihirbazını değerlendirirken Barça'nın hakkını da vermek gerekir. O da PSG'de asla böyle bir oyuncu değildi. Yararlanmasını bilene Barça hep böyle büyük olma yolunda koridor açar. Stoickov, Laudrup, Figo, Rivaldo, Ronaldo ve diğerleri. Bu oyuncular hep Barça'da en büyük oldular. Şimdi isterseniz alın Ronaldinho'yu ve koyun Inter'e sonra bir daha konuşalım.
İliç-Hakan ve Song
Pek bir araya gelmeyen bir ikili onlar. Necati, Ümit ve Hakan'dan biri dışarıda olduğu zaman İliç kadroya girebiliyor. Aksi taktirde takımın savunma direnci düşüyor. Ama Hakan ve İliç, pivot ve oyun kurucu ikilisi olarak çok ideal. Trabzon'un iyi savunma göbeğini de açan bu ikili oldu zaten. Öte yandan bastıran, hücum eden ama istediğini alamayan Galatasaray'ın son 2 maçtaki tartışmasız yıldızı da bize çok şey anlatıyor. Kadıköy'de Anelka ve Alex, Avni Aker'de Tekke'yle boğuşan ve hep kazanan adama. O adam Song. Bu Galatasaray'ın kilidinin nerede olduğunu rakiplerine gösteriyor.
mdemirkol@milliyet.com.tr
|
|
|

|