|
 |
|
|
Sıradışı yolculuk
Birkaç özel otoya "taksi" diye seslendikten sonra, marşa basan belediye otobüsünün homurtusu müjde gibi geldi.
Tekel'in ürettiği "legal" keyif maddeleriyle reflekslerim yavaşlamış olsa da, beynim henüz görev yerini terk etmemişti ve gece yarısı hem ucuz hem de güvenli bir yolculuğu es geçmememi emrediyordu.
O yıllarda kapkaç ve gasp İstanbul'un günlük hayatına girmemişti, ama güvenlik önemliydi. Henüz Kenan Paşa, hükümetin emrindeydi ve geceleri gençlerin öldürülmesi adettendi.
Her şeye rağmen hayat sürüyordu.
Ve her genç gibi ben de çapkınlık nöbetlerine tutulur, organizasyonlar yapar, geceye mutlaka Bostancı iskelesine bitişik o mütevazı lokantada başlardım.
Belki gereğinden sık olurdu ama ne yapalım...
Belediye otobüsünün şoförü gaz verip, motoru ısıtırken kararımı vermiştim.
Yanımdaki şık şıkıdım hanımefendinin kolundan tuttum ve itiraz etmesine fırsat bırakmadan otobüse atladım.
İstikamet Kadıköy'dü... Hedef son vapur... Devamı Avrupa'da yaşanacaktı.
* * *
Otobüsün ön koltuklarına dağılmış üç dört kişi daha vardı. Yorgun argın, mutsuz insanlar... Suçluluk duygusu içinde arkalara doğru gittik ve keyfimizi gizlemek gereği hissettik.
Oysa neşemiz yerindeydi. Otobüs seçeneğinin bir "hinlik" olduğunda hemfikirdik.
Suadiye durağına yanaşan otobüsümüzün ön kapısı açıldığında gecemizin bambaşka boyutlar kazanıp sıra dışı hale geleceğini nereden bilebilirdik.
Kapı açıldı ve ikinci perde başladı.
Üç basamak merdiveni gümbürdeterek içeri koşan insanların görüntüsü ve sesi ilk anda ürkütmedi desem yalan olurdu.
Gece... Son otobüs... Ön kapıdan girip, arkaya doğru koşan bir kalabalık...
Yoksa bir "otobüs eylemi"nin ortasında mı kalmıştık?.. O günlerde otobüs yakmak çok modaydı.
* * *
Lakin bazı tuhaflıklar vardı.
"Baskıncılar" oryantal adımlarıyla koşuyorlar, çığlıklarına zil ve tef sesleri karışmaktaydı.
Beş kişiydi... Beşi de erkek... Ama Amerikan filmlerindeki fahişeler kadar ağır makyaj yapmışlardı.
Bülent Ersoy'un verdiği cesaretle, gizlenen kimliklerin yavaş yavaş ifşa edildiği bir süreç içinde olsak da henüz toplumun içselleştirmediği bir manzaraydı bu.
Otomatik kapı kapanırken, "koridor şov" başlamıştı.
Otobüs hareket ettiğinde bile hiçbiri koltuklara oturmadı. Tef, zil ve "katina" şarkısı eşliğinde bugünkü oryantallere mesleği bıraktıracak becerideki dansları hayretler içinde izliyorduk. Galiba benim alkışla yüreklendirmem de rahatlatmıştı yol arkadaşlarımızı.
Hanımefendi kolumu fena halde çimdiklese de bu sıra dışı şova apaçık desteğim ortadaydı. Hatta para bile basmaya başlamıştım dansçılarımıza.
* * *
Artık belediye otobüslüğünden çıkmıştı araç... Eşcinsel dansözlerimizin erotik şarkıları ve gerdan kırmaları arasında sallana sallana giden bir karnaval kamyonu gibiydi.
Bağdat Caddesi'nde değil, Rio sokaklarındaydık sanki.
Fizik kuralları belimizi bükene dek... Biz ön koltuğun kolçağına yapışırken, koridorda icra-ı sanat eyleyen yol arkadaşlarımız ani frenle öne doğru sendeledi. Şarkı şamata kesildi. Otobüs durduğunda birkaç kez "garç"layan el freninin sesi, "alarm" gibi geldi kulağıma.
İşin suyu çıkmıştı galiba.
* * *
İlk tahminim, gecenin son seferini yapıp aracını depoya çekecek ve kendini sıcak yatağına atacak şoförümüzün gürültüden ve manzaradan nefret ettiği yönündeydi.
Sonuç olarak bir kamu aracındaydık ve farklı nedenlerden de olsa hepimiz ipin ucunu kaçırmıştık.
El freni sesi kesilip koltuğundan kalkıp arka tarafa doğru yönlenen şoförü gördüğümde, otobüsten kovulmayı nasıl içime sindireceğimi kara kara düşünmeye başladım doğrusu. Dışarı baktım ve herhangi bir karakolun önünde olmadığımızı görüp biraz rahatladım. Ama kaptanımız sert adımlarla yaklaşmaktaydı otobüsün göbeğine.
* * *
Geldi, erkek dansözlerimizin arasına girdi, ellerini kaldırdı ve "Defolun lan hepiniz" demedi!..
Parmaklarını şıklatarak, "Devam" dedi...
İşte o anda ipler koptu. Ben kahkahadan, dansçı yol arkadaşlarımız çığlıktan boğulacak gibiydi.
Bağdat Caddesi'nde sağa çekmiş belediye otobüsünde muhteşem bir oryantal gösterisi yaşanıyordu. Şoförümüz bile göbek atıyordu.
Ne kadar sürdü bilemiyorum. Ama son vapura yetiştik.
* * *
Peki, bu yaşanmış İstanbul öyküsünü niye anlattım ben?..
Süper Ligimiz yüzünden!..
Şaşırmayın...
Dört büyüklerden başlayın; bu hafta hemen tüm maçların "alışılmışın dışında futbol gösterileri" haline geldiğini hatırlayın.
Mücadele, pozisyon, enerji tavan yaptı ligimizde.
İsabetli pas, kanat ortaları, çapraz koşular, ters toplar falan dört beş haftaya yetecek yoğunluktaydı.
Teknik adamların tuhaf tercihleri bile iyi sonuç verdi.
Malum; Ters Köşe eleştiri ağırlıklı... Kıyıdan köşeden bir şeyler bulup Fenerbahçe'ye, Galatasaray'a, Beşiktaş'a, Trabzonspor'a "belden aşağı" yumruk atacağıma, hepsini kutlayıp ilginç bir anımı anlatmayı yeğledim.
Hiçbir ortak yönü olmayan insanların bir arada neşeli yolculuklar yapabileceğini kanıtlayan bir anı. Darısı tribünlerin başına.
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|