|
Nevruz
Sivil ve Demokratik Çözüm Arayışları: "Türkiye'nin Kürt Meselesi." Hafta sonu, Bilgi Üniversitesi'nde tarihçi, hukukçu, sosyolog, diplomat, gazeteci çeşitli mesleklerden katılımcılar, yerel yönetim temsilcileri ve siyasilerden oluşan 60'tan fazla konuşmacı Cumhuriyet tarihi boyunca "çözülememiş bir sorunu" tartıştılar.
Silahsız ve şiddetsiz, demokratik çözümler konusunda soğukkanlı değerlendirmeler yaptılar. Prof. Fuat Keyman'ın, "Kürt sorunu çözülmeden demokratikleşme konuşulamaz" saptaması ortak beklentinin ifadesiydi. Ancak çözüm nasıl olacak?
Kürtler gerçekte ne istiyor?
"Bütünlükten yanayız demek" yeterli bir söylem mi? Baskın Oran'ın eleştirdiği şekliyle, "Asli unsuruz deyip azınlık hakları istemek" bir çelişki değil mi?
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden Doç. Mithat Sancar'ın yaklaşımı da çarpıcıydı: "Milli bütünlük ya da millilik üzerine kurulmuş bir bölünmeyi önleme politikası neyi içerebilir? Millilik üzerine inşa edilen politikalarda farklılıklara kapalılık söz konusudur. Asimilasyonludur. Gerekirse kıyıcı olmaktan da geri kalmaz. Siyasal kavramını dost-düşman ikiliğe indirger. Kürtler, çözümü kendi toplumlarının milliliği üzerine mi kurmak istiyor, yoksa içinde yaşadıkları toplumun bütünleşmesi üzerine mi? Bunu da kendilerine sormak zorundalar. Sadece bütünlükten yanayız demek yetmez."
Konferans boyunca yöneltilen sorulardan ve kulisteki değerlendirmelerden, akademik dünyadan gelen bu eleştiriler karşısında Kürtlerin de yeni bir siyaset tarzı üzerinde düşünüp tartışmaya başladıklarını gözlemledik. Sadece Kürt kimliğine ve Güneydoğu'ya dayalı bakış açılarıyla Türkiye'ye seslenmenin zorluğu ortada. Demokratik önermeler için, "1990'lara dönüş" anlamına gelecek politikaları terk etmek gerekiyor. Üstelik siyasi iklim buna çok uygun. Bir üniversite ortamında Kürt sorunu "özgürce" tartışılabiliyor.
Kürtlerin haklarını savunduğu için 1970'lerde üniversiteden atılan, kitaplarından ötürü 1990'ların sonuna kadar, aralıklarla 17 yıl hapis yatan sosyolog İsmail Beşikçi, konferansa bildiri sunuyor. Ve ayakta alkışlanıyor.
Şemdinli'deki bombalama olayları nedeniyle bir Cumhuriyet Savcısı "derin devlet" sorgulamasını Kara Kuvvetleri Komutanı'na kadar götürebiliyor. Her fırsatta TC'yi eleştirenler açısından bunlar toplumdaki değişimin, "devlet"i de eski alışkanlıklarını terk etmeye zorladığını kabule yanaştıracak olgular değil midir? Önümüzde Nevruz var. 18 Mart'ı da kazasız belasız atlatabilirsek, demokratik iklimi toplumca daha fazla hissedeceğiz.
dsazak@milliyet.com.tr
|
|