Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 15 Mart 2006 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Şemsiye ve kadrolaşma

Benim Gözlüğümden / R. Süha Tanrıöver

Efendim, bu yazı Halvetiye tarikatının kollarından biri üstüne yazılmamıştır. Sadece, sözlüklerde "Güneşten ve yağmurdan korunmak için kullanılan, açılır kapanır siperlik" diye tarif edilen ve "Bir sapın üzerindeki esnek tellere gerilmiş, genellikle su geçirmez kumaştan üretilen taşınabilir eşya"ya, Arapça şems güneş kökünden türetilmiş ve zor söylenen bu kelimeye, "kişisel gelişime ait hazım sorunları" penceresinden bakan, vasat bir "güzelleme"den ibarettir.
Bütün okuyacaklarınız, şu genellikle yanlış seslendirdiğimiz basit kelime içindir. Hani çoğumuzun bilerek veya bilmeyerek dilini döndüremediği ve "şemşiye" diyerek tecavüz ettiği, hani mahcup tazelerin, mesire yerlerinde, meselâ Sâdâbâd seyrine çıkıldığında, sevdikleriyle işaretleşmek için de kullandıkları fettan vâsıta...
* * *
Bir yere, beraberinde çok şiddetli yağmur götürenler, eskiden "Ayağının kademidir rahmet-i yağmur/Biz rezil olduk tabiat mamûr" diye karşılanırmış. Geçtiğimiz hafta, yağmurdan yana bereketliydi malûm; Hâlâ da yağıyor! Ben de bu hafta yağmurlu bir yazı olsun diye içimden geçirdim.
Zaten böyle günlerde, ne kadar "mağdur" olacağı da Yaratıcının insafına kalmıştır insanoğlunun. Aslına bakarsanız, işte böyle zor ve ıslak zamanlar için, can havliyle uydurulmuş mühim bir ayrıntıdır şemsiye.
* * *
Yerçekimine kapılmış yağmur taneleri, camlarda tutunamayıp da parmak uçlarıyla süzülürken yere doğru, şairin ve bestekârın, "İndirip yerlere benden kaçırıp gözlerini /Bana toprakları kıskandırarak geçti yine" betimlemesine nazire yapar gibidir adetâ.
Ve sokaklarda insancıklar, ellerinde küçük de olsa, onları kendi güvenli bölgelerinin hükümdarı yapan şemsiyeleriyle sağdan sola, soldan sağa koşturup dururlar.
Pek çok faydalı(?) şey gibi, şemsiyenin de ülkemize batılılaşma hareketleriyle birlikte girdiğini biliyoruz. İlk şemsiye kullanan Osmanlı Sultanı, II. Mahmud. Hattâ sultanın murassa saplı şemsiyesini Gelibolu'ya yaptığı bir gezi sırasında denize düşürdüğü bile söyleniyor...
Ülkemizde büyük adamların şemsiyesini tutacak birilerine ihtiyaç olduğu kanaati de böyle bir talihsiz hâdiseden sonra fikredilmiş olabilir.
* * *
Bu satırlara ilham kaynağı olan bir bürokratımızı (ve ardından algıda seçicilik çağrışımlarıyla nicelerini...), ekranda kendilerine tahsis edilmiş "kadrolu şemsiye taşıyıcısı" ile birlikte gördüğümde anladım ki, kantarın topuzu kaçmıştır.
Bu refakat, sıradan bir ihtiyacın karşılanmasını çoktan geçmiş, "güç gösterisinin ve ne oldum hallerinin labirentleri"nde kaybolmuş durumdadır. Ve devletimizde, "kendi şemsiyesini taşıyamayacak kadar büyük" kaç bürokrat bulunduğu hakkında, sanırım bilimsel bir araştırma da mevcut değildir.
* * *
Merak ediyorum, acaba uygulamada bir şemsiye protokolü de var mıdır? Ve bunun sınırları acaba nerede başlar, nerede biter? Eğer konu ortada kalmış ve sahipsiz vaziyetteyse, ben çok etkili bir "mülâkat" önerebilirim: "Kadrolu şemsiye taşıyıcısı" talep eden bürokratlarımıza, önce "şemsiye" dedirtilsin. "Şemşiye" diyenler eleneceğinden, geriye kalan birkaç kişi, zaten denk bütçemize yük olmayacaktır.

ege@milliyet.com.tr







EGE
Emeklilik hakkında her şey
Voltaj sorunu cihaz bırakmadı
Asıl Don Kişot'luk zirvedeyken idealleri için istifa edebilmektir
Böyle mi olacaktı?
Şemsiye ve kadrolaşma





Ege Ana Sayfa
Ekonomi
Spor
Rehber


Necati Çetiner
Özgür Kaynar
Deniz Sipahi
Fatih Tanfer
R. Süha Tanrıöver

© 2006 Milliyet