|
 |
|
|
Koş Halil, koş!
Önce finale kaldığını duyduk. Hepimiz için hoş bir sürprizdi Halil'in başarısı... Moskova'da düzenlenen Salon Dünya Şampiyonası'nda 1500 metrede madalya için koşacak bir erkek atletimiz olmuştu nihayet...
Koştu. Hem de çok iyi koştu Halil... Kenyalı rakiplerinin arasında hiç ezilmeden, sürekli ataklarla onları tehdit ederek koştu.
Sonuç çok dramatikti.
Dördüncülük...
Ben bu acıyı ilk kez 1968 Meksika Olimpiyat Oyunları'nın maraton sonuçları teleksten akarken duydum.
Tunuslu Mamo Volde ipi göğüslerken, İsmail Akçay yarışı dördüncülükle tamamlamıştı. Gurur duyuyorsun ama, elin boş kalıyor. Kürsüye çıkamıyorsun, madalyan yok!
Halil Akkaş'ın salon dünya dördüncülüğü de öylesine içimi acıttı. Keşke bir madalya kazanabilseydi. Gurur duyduk ama, ellerimiz boş kaldı.
Yine de kutlamalıyız Halil Akkaş'ı...
1500, 3000 ve 5000 metrelerde koşan, sürekli kendini geliştiren, Üniversiade'dan IAAF organizasyonlarına kadar hemen her pistte bayrağımızı gururla taşıyan bir atlet Halil Akkaş.
Destek olmalı
Atletizme gösterişsiz, gürültüsüz ve reklamsız bir gönüldenlikle destek veren Vestel'in sporcusu...
Onu düşünürken, değerini bildiğimiz halde koruyamadığımız, geliştiremediğimiz Zeki Öztürk geldi aklıma... 1989'da' Seul Olimpiyat Oyunlarının (1988) gümüş madalyasına denk gelebilecek iyi bir yarış çıkarmış, ama elinde olmayan nedenlerle kariyerini geliştirememişti.
Atletizmde son yıllarımızı Süreyya Ayhan üzerinde yoğunlaşan yanlışlar, polemikler ve skandallarla yaşadık. Devşirme şampiyonlarımızdan Tezetta Dengersa da doping ayıbından kurtaramadı kendini...
Halil Akkaş'ın madalyasız gurur koşusu en azından tertemizliği bakımından yüreğimize su serpti. Sporların en ana dalında iyi bir programlama ile yeni şampiyonlar yetiştirebileceğimizi gösterdi bize...
Pekin 2008'e iki yıl kaldı.
Halil Akkaş, inanıyorum ki orada altına en azından bir madalyaya uzanabilir.
Türkiye Atletizm Federasyonu ile Vestel, bu altın çocuğun başarısı için tüm olanaklarıyla seferberlik ilan etmeli... Ona güç vermeli, destek olmalı ve tertemiz şampiyonluklarıyla gurur duymalıyız.
Haydi Türkiye, haydi Vestel, Haydi Halil!
Hedef Pekin... Bu koşu hepimizin!
Fenerbahçe'ye kimin eli değdi ?
Beş haftada 10 puanlık kayıptan sonra Fenerbahçe adeta uykudan uyandı. Toparlandı, kendine geldi ve kaptırdığı liderliği -averjla da olsa- yeniden yakaladı.
Üstelik, gollerle birlikte futbol da oynayarak sergiledi uyanışını... Sağlıklı, diri ve güçlü takım kimliğini yeniden sergiledi. Konyaspor maçının ikinci yarısında gördük ki skor tabelasının rakamlarıyla yetinmedi. O sayıları zirve yapan futbol kalitesiyle de süsledi.
Şimdi herkes soruyor birbirine: Bu uyanış nasıl oldu ?
Daum yıllardan beri kendisini eleştiren medya mensuplarına öfke ve sitem dolu tavırlar takınmaktan bu defa vazgeçip kulağını nasıl açtı ? Kadrodaki ezberlerini nasıl bozdu ? Servet'e ve Deniz'e forma verip Nobre'yi yedek bekleten irade nereden kaynaklandı ?
Fenerbahçe'nin uyanışında, Başkan Aziz Yıldırım ve yönetici arkadaşlarının başrolü oynadığını düşünüyorum.
Öfkelenmediler... Paniğe kapılmadılar. Hakemi ya da rakip takımları suçlamadılar... Dışa dönük tepki vermediler.
Ama inanıyorum ki, itip kakmadan, çekip sarsmadan Daum'u uyardılar. En azından ona cesaret vererek her türlü radikal uygulamayı yapabileceğini söylediler. Güven tazelediler.
Galatasaray'la oynadıkları Kupa derbisi de ilaç gibi geldi. Ardından Konyaspor'a karşı Nobre'siz başlayıp Nobre ile bitirerek, golleri peşpeşe sıralayıp takım oyunu sergileyerek yumuşak bir dönüş yaptılar.
Fenerbahçeliler bu dönüşü bence Başkan'a borçlular!
Gökhan Güleç: Gültiken II
Beşiktaş'ta Gökhan Güleç'in performansı hayranlıkla izleniyor,
Tigana'nın ısrarıyla Gaziantepspor'dan transfer edilen genç futbolcu, hemen hiç uyum sorunu yaşamadan gollerini sıralamaya başladı.
Gollerinden daha da önemli yanı, Gökhan'ın iyi bir hücum oyuncusu olması... Doğru yerlere koşuyor, rakip savunmanın markajından sıyrılmak için aklını ve çabukluğunu kullanıyor. Takım savunmasının hücumda topu kaybettiği an başladığını biliyor.
...Ve bunlar, bize geçmişten birini hatırlatıyor: Ali Gültiken'i...
Metin-Ali-Feyyaz üçlüsünü nasıl unuturuz ki ? Ali Gültiken o koşularıyla bir sezona 30 gol sığdırmış, hücumda pres yapmanın da en iyi örneklerini sunmuştu bize...
Şansal Büyüka, Sanlı Sarıalioğlu, Kazım Kanat ve bendeniz, birbirimizden habersiz Ali'ye benzettik genç Gökhan'ı...
Samsun'da Ali Gültiken'e de söyledim bu tesbitimi...
Güldü Ali, "Beni unutmamışsınız demek ki... Umarım Güleç'i de unutmazsınız. Çok yetenekli, çok akıllı" dedi. Eklemek de bize düştü: "Senin gibi!"
agokce@milliyet.com.tr
|
|
|

|