|
Masonlar da birbirine girdi
İnsanın şansı tersine dönmeyegörsün. Felaketler peş peşe gelir. Kimse doğrusunu, eğrisini tartışmaz. Bir damga yediniz mi üzerinizden atmanız hiç kolay olmaz.
Sait Sevgener Hoca'yı yıllardır tanırım. Marmara Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Dekanı'ydı. Sonra bir süre KKTC'de rektörlük yaptı. Son karşılaştığımızda ise İstanbul Ticaret Üniversitesi'nin kurucu rektörüydü. Kısa sürede, üniversiteyi iddialı vakıf üniversiteleri arasına soktu. Ama ödülü, üniversiteden atılmak oldu.
İstanbul Ticaret Odası'nda yönetim değişince, fatura ona çıktı. Hakkındaki iddialar ise bir türlü resmiyet kazanmadı.
Sait Hoca, dün yine gazete manşetlerindeydi. Yine yönetim değişikliğinin kurbanı olmuş. Mason Locası'ndan atılmış. Hem de bir önceki yönetimin Büyük Üstadı Kaya Paşakay'la birlikte.
Hoca, tüm bu gelişmeler karşısında soğukkanlılığını kaybetmemiş. "Sabır testinden geçiyorum" diyor. 35 yıllık muhasebeci olarak, ekonomik konularda hata yapmam mümkün değil şeklinde konuşuyor ve ekliyor: En doğru kararı yargı verecek...
Sait Hoca, bir önceki yönetimde Mason Locası'nın Mali Sekreteri'ymiş. Şu anda onu ve eski büyük üstadı locadan atan Asım Akın da, başkan yardımcısı. "Onlar ne karar aldıysa ben onu uyguladım. Eğer ben suçluysam, o da suçlu" diyor.
Bu vesileyle öğreniyoruz ki Türkiye'de 17 bin mason varmış. Bütçeleri de 7 trilyon liraymış. Bir sivil toplum örgütü olarak üye sayıları ve bütçeleri hiç de fena sayılmaz. Eski güçlerinde olmasalar da hâlâ etkinlikleri var.
Masonlar camiasında ilk kez yaşanan bu tartışma, bakalım nerede noktalanacak? Anlaşılan o ki daha çok su kaldıracağa benziyor...
Sait Hoca, eğer usulsüzlüğü varsa elbette cezasını çeksin. Yok eğer yönetim değişikliklerinin kurbanıysa kendisine bol sabır diliyoruz.
Çifte standart
MEB'in bir icraatı yok ki tartışılmasın. Özel okul veya dershanelerde çalışan uzman öğretmenlere yönelik karar da bunlardan. Muhtemelen yakında yargıdan döner.
Adeta Özel Okullar Bakanı gibi görev yapan Bakan Çelik, MEB bünyesinde formasyon kursu düzenleyerek, bu kursu alanların öğretmen kadrosuna atanmalarını sağlayacakmış. Oh, ne güzel! YÖK'e iyi çalım attı. Yetkisini elinden aldı. Ama hocayı nereden bulacak? Oldu olacak öğretmenleri de artık MEB yetiştirsin.
Söz konusu karar, tartışmaları da beraberinde getirdi. Fen-Edebiyat dışındakilere de başvuru hakkının tanınması, bu tartışmayı iyice alevlendirdi. İşte günlerdir cevap arayan sorulardan bazıları:
Bunca Fen-Edebiyat mezunu varken ve çoğu iş bulamazken, başka fakültelerden mezunlara öğretmenlik kapısı neden aralanıyor? Madem aralanıyor, neden sadece dershane ve özel okullarda çalışanlarla sınırlı? MEB'in amacı, özel okul ve dershanelerde çalışanları MEB'e almanın yolunu açmak mı?Bu karar, tezsiz yüksek lisans yapanlara ve eğitim fakültesi mezunlarına karşı haksızlık değil mi?. Bu genelgenin yasal dayanağı var mıdır?Benzeri durumda sadece özel okullarda 15 bin kişinin olduğu doğru mudur?
Kırık Kanatlar
Televizyonlarda dizilerden geçilmiyor. Tutanlar devam ediyor. Tutmayan ya da yeterince reklam potansiyeli yaratmayanlar kaldırılıyor. Çarşamba günleri, yani bugün, bizden önce (Genç Bakış) yayımlanan Kırık Kanatlar yakında yayından kaldırılacakmış. Kim diyor? İzleyiciler. Son günlerde bu konuda yüzlerce mail geliyor. İlk defa böyle bir şeye şahit oluyorum. Demek ki izleyenler dizilerine sahip çıkmaya başladılar. Bakalım ne olacak?..
Genç Bakış'ta bu akşamki konuğumuz ATO Başkanı Sinan Aygün. Önümüzdeki seçimin önemli aktörlerinden biri olması beklenen Aygün'le kredi kartlarını, ekonomiyi ve siyaseti konuşacağız. Aygün bakalım ODTÜ öğrencilerinden vize alabilecek mi? (Kanal D, 23.45)
Moral bozukluğu, yorgunluk ve stres
OKS'ye ciddi anlamda hazırlanan öğrencilerin durumunu üç kelimeyle özetleyin deseniz, herhalde en çok kullanılan üç kelime, yorgunluk, moral bozukluğu ve stres olur.
Sınav yaklaştıkça heyecanla birlikte stres de artıyor. Ya kazanamazsam korkusu, arkadaşların aldığı yüksek puanlar ve çevre baskısı, stresi her geçen gün daha da tırmandırıyor. Üstelik "Aman stres yapma" telkinlerinin iyice arttığı şu günlerde...
Yorgunluk konusunda gerçekten söyleyecek söz bulamıyorum. Ne söyleseler haklılar. Biz yetişkinler olsaydık, şimdiye kadar çoktan pes etmiştik. Ama onlar, yıkılmadım ayaktayım dercesine, canla başla çalışmaya devam ediyorlar.
Uyku dışında neredeyse her saatleri dolu dolu geçiyor. OKS'nin konuşulmadığı, düşünülmediği ya da tam göbeğinde olunmadığı saatlerin sayısı o kadar az ki. Aşırıya kaçıldığının hemen herkes farkında ama yine de ileride üzülmektense, ha gayret, hadi biraz daha çalış mantığının esiri olmuş durumdayız.
Moral bozukluğunun nedeni ise her aday için çok farklı. Aslında moral bozukluğu için bir nedene de gerek yok. Havaların ısınmasından soğumasına, sürenin azalmasından alınan puanlara, yorgunluktan izlenemeyen filme, gidilemeyen maça, oynanamayan oyuna kadar hemen her şey bir gerekçe olabiliyor.
Üstüne üstlük bir de erken ergenlik sinyalleri, çocuklarımızın aklını başından almaya yetiyor da artıyor...
Anne babalara ve diğer yakınlara düşen en büyük görev, bugünlerde onlara mümkün olduğunca toleranslı yaklaşmak. Birkaç ay sonra onlar bambaşka biri olup çıkacaklar. Hele şu üzerlerindeki sınav yükü bir kalksın, siz onları o zaman görün. Her yönüyle olgunlaşmış genç kız ve delikanlılarla karşılaşacaksınız.
Bu sınav onlardan belki de pek çok şey alıp götürüyor ama kazanımları da yok değil.
Hep birlikte dişimizi biraz daha sıkacağımız günlerin sayısı giderek azalıyor.
Kala kala 13 hafta kaldı...
Keyifli günler dileğiyle...
aguclu@milliyet.com.tr
|
|