Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 17 Mart 2006 / Cuma  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Eş ruh


Beyaz Saray'a göre "ABD için en büyük tehdit İran..."
Yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi raporunda İran'a karşı "önleyici saldırı" olasılığı da yer almakta.
Ne ilginçtir ki... "İran'ın nükleer silahlanma" süreci, hem ABD'nin hem Washington'un hem de Tahran'ın ustalıkla kullandıkları bir "gerekçe..."
ABD, İran'ın nükleer silahlanma yolunda sonlara yaklaştığını öne sürerek, küresel bir desteği etrafında toplayabildi.
Oysa... ABD, Irak saldırısı ve diğer dünya güçlerini, hatta BM'yi bile dışlayarak operasyonu -neredeyse- tek başına yaparak küresel tepkilerin odağı olmuştu. Yalnız kalmıştı.
En yakın destekçisi İngiltere bile artık kerhen yanındaydı. İran da AB'nin bu "yalnızlıktan" kaynaklanan güçsüzlük içine girdiği hesaplarını yapmıştı. ABD'nin tehditlerini "boş" görerek nükleer planı sürdürme kararını açıklamıştı.
Ayrıca...
ABD, Büyük Ortadoğu Projesi'yle bölgedeki devletleri rahatsız etmişti.
Ve İran, petrol fiyatlarının artmasıyla yılda 50 milyar dolar gelir sağlamıştı. Ekonomik krize sürüklenmeyeceğini saptamıştı.
Hatemi döneminde (1997-2005) tüm uranyum zenginleştirme çalışmalarını durdurarak AB ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nun kontrolüne giren İran, artık bu yeni koşullarda nükleer kartını yeniden masaya çakabilirdi.
İran'ın nükleer politikası, dini lider Hamaney kontrolünde belirlenmekte ve Cumhurbaşkanlığı'nın yanı sıra İran Güvenlik Yüksek Konseyi tarafından yürütülmektedir.
Hamaney'in etrafındaki askeri-güvenlik bürokrasisi ve radikal muhafazakârlardan oluşan "çelik çekirdek" bu nükleer kriz sürecinin perde arkası güçleridir.
Ve... Asıl amaçları; bu nükleer krizle İran halkını rejimin etrafında yeniden toplamak, bütünleştirmek, ulusal onur mayasında yoğurmaktır.
Çünkü...
ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi'yle bölgeye ektiği "insan hakları ve demokrasi" tohumları, İran'da kök tutmuş ve yeşermiştir. Toplum, hoşgörülü, serbest, hatta özgür bir siyasal yapı istiyor.
ABD'nin bu anlamda Irak'tan estirdiği rüzgârlar, İran toplumuna da ulaşıyor.
Bu özgürlükçü ve kendine özgü demokrasi dalgalarına karşı, İran'ın mollalar rejimi, toplumu kendi etraflarında toplayacak bir psikolojik savaş konusu bulmalıydılar.
Hatemi'nin rafa kaldırdığı "nükleer süreç" dosyası böylece yeni Cumhurbaşkanı Ahmedinecad'a açtırıldı.
Başta ABD olmak üzere Batı'nın tepkileri ve baskıları, topluma kitle iletişim araçlarıyla olduğundan da fazla büyütülerek yansıtıldı.
Toplumda önce ulusal onur sorunu yapma psikolojisi oluştu. Sonra tepkiler karbonatlandı...
Şu aşamada ise, radikallerin tetiklediği sosyal öfke patlamaları yaşanıyor.
Yönetim de "Nükleer enerji çalışmalarımızı kimse durduramaz" söylemleriyle dışa karşı içeride bir blok oluşturuyor.
Buna karşılık... Küresel medyada, dünyanın "İran'ın ateşle oynadığı" yolundaki yorumlar ve tüm dünyanın İran yönetimini eleştirileri "sansür süzgecinden" geçiyor.
Halk yeterince bilgilenmiyor.
Örneğin...
İran yönetimine "Nükleer enerji sürecinizi, Nükleer Enerji Ajansı kontrolünde sürdürün ama bu sürecin nükleer silaha dönüşebilme olasılığı bulunan devreleri size teknoloji veren Rusya'da üretilsin" önerisi halka yansımış değil.
Gene de İran toplumu, ulusal onur çizgisinde kalmakla beraber iki şeyi kesinlikle istemiyor:
"1- Nükleer enerji nedeniyle küresel gerginliğin odağı olmak...
2- Yeni bir savaş. (Hafızalardan hâlâ 10 yıl süren Irak savaşının acı izleri silinmiş değil.)"
...............................
İran eksenli nükleer kriz karşılıklı "güven yoksunluğundan" kaynaklanıyor.
İsrail'i bile bölgeden silme söylemlerinin sahibi Ahmedinecad'ın nükleer silaha sahip olması küresel kâbus.
ABD'nin İran'a Batı standartlarında demokrasi rüzgârları ise, mollaların sakallarını diken diken ediyor.
Laik ve demokrat Türkiye de mollalar rejiminin eş ruhu değil.

g.civaoglu@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Özel eğitim ve 'karşı devrim'
ÖZEL okulların desteklenmesine CHP hâlâ "karş...
Çetin ALTAN
Akvaryum balıkları, "devlet" kavramının tanımlanması, İran'ın durumu...
Önce 20. yüzyılın ikinci yarısından sonraki d...
Melih AŞIK
BOP'a bulaşma!
CHP Denizli Milletvekili Haşim Oral, Dışişler...
Fikret BİLA
DSP'de neler oluyor?
AKP'nin belli zaman aralıklarıyla yaptığı, "K...
Hasan CEMAL
Kalpler kopmasın!
Yugoslavya parçalanıyor, iç savaş yeni patlam...
Güneri CIVAOĞLU
Eş ruh
Beyaz Saray'a göre "ABD için en büyük tehdit ...
Abbas GÜÇLÜ
Eğitime şaşı bakış
Özel Okullar Bakanı Çelik'in son icraatı, yin...
Hurşit GÜNEŞ
Büyüme hedefi var mı?
Uygulanan programda kur, büyüme, borç oranı, ...
Metin MÜNİR
Merkez Bankası'nda tesettür dönemi
Merkez Bankası Başkanı Süreyya Serdengeçti'in...
Faik ÖZTRAK
Bindik bir alamete...
Son birkaç haftadır piyasalarda yaşanan oynak...
Hasan PULUR
Japonlar haksız mı?
KİMSE kusura bakmasın ama, biz bu konuda bazı...
Derya SAZAK
Muhtıra
12 Eylül'de idam kararlarını imzalarken "elle...
Meral TAMER
Muhalefetten iktidara e-postayla nükleer mesaj
Başbakan Tony Blair, İngiltere'de yeni bir nü...
Ece TEMELKURAN
Biz daha süperiz!
Müzikli, nağmeli de olabilir, sert slogan şek...
Güngör URAS
Kamuoyu 'alıştırılıyor'
"Güneydoğu'da anadil Kürtçe, gündelik dil Tür...
Serpil YILMAZ
'Şiir kent'i inşa eden şirketin CEO'su bir Türk
Başbakan Erdoğan müjdeledi, İstanbul'a 5 mily...
M. Ali BİRAND
Kürt sorunu, sadece PKK ile mücadele değil
Salı günkü yazımı okuyamamış olanlar için, kı...

© 2006 Milliyet