|
 |
|
|
Alex'e 'sarı' fazla
Pazar gecesi, en az yirmi defa seyrettim Alex'in "ayak ezme" pozisyonunu.
Bu yazıyı bitirip Pazartesi programlarının başına oturunca yirmi kere daha izlerim; eminim...
Hiç adetim değil ama madem ki, "memleket meselesi" haline geldi; Brezilyalı'nın kart rengi sarı mı olmalıydı, kırmızı mı, ben de fikrimi söyleyeyim:
Bence kart gösterilmemeliydi !..
Hayır... Merak etmeyin... Ekranların yeni yıldızı olmaya falan niyetli değilim.
Ben yazarım. Gördüğümü, inandığımı, düşündüğümü yazar, beyaz camı "reytingi yoktan var edecek" kıymetli dostlara bırakırım.
Neyse... O pozisyondaki yorumumu anlatayım:
Alex, kaleye doğru ilerlerken ve topa dokunma sırası sağ ayağındayken, solundan yatarak gelen rakibi hissettiği anda, bir sıyrılma planı hesapladı. Aslında plan değil, refleks sığabilirdi bu kadarcık sürece... Sağ ayağı ile topa dokunacağına, topun biraz önüne basacaktı ve geriden çektiği sol ayağı ile önüne bıçak gibi giren rakibe paralel ivmelendirecekti topu. Kesmeye gelenin tam ters yönde. Top ya rakibin yanından arkadaşlarına uzanırdı. Ya da yatarak gelenin eline koluna değerek ciddi bir gol fırsatı yaratırdı Fenerbahçe'ye...
Lakin, Alex'in topu aşırdığı ayağı ile rakibin kayan ayağı topun bir karış sağ-önünde üst üste geldi.
Yani bu harekete, bir ayak ezme girişimi değil "kazaen adam sakatlama" denebilirdi. Ayağa basan ve ayağına basılan futbolcu, birer salise farklı başlasaydı hareketlerine; Alex'in yere konmuş ayağı, kayan rakibin ayağı tarafından yerden sökülecek, belki de o sakatlanacaktı.
İtiraz edenlere şunu sorarım:
Alex gibi bir futbol ustası, ceza yayı civarında, önündeki topu aşıp niye rakibin ayağına basmayı tercih etsin? Deli mi, sadist mi? Koşu hızı ile yere inen ayağı, çimlerden bir karış yukardayken, nasıl hesapladı soldan giren ayağa denk getirip basmayı?
Alex'in hakkı Alex'e... Ne kasıt vardı, ne hinlik bu harekette.
Appiah kırmızıyı ne kadar hak ettiyse, Alex'e sarı o kadar ağırdı.
Reyting Canavarı Canaydın
Sevgili Sina Koloğlu alınmasın ama, o güler yüzü ve nefis üslubuyla tatlı tatlı televizyon eleştirileri yaptığı köşesine yakıştırdığı "Reyting Canavarı" adını "çalıyorum" ve ekranda reytingi yiyip bitiren bir futbol adamına armağan ediyorum
Sayın Özhan Canaydın!..
Ekranların bir numaralı "Reyting Canavarı"... Bir numaralı reyting düşmanı...
İki haftadır her çıktığı spor programdan soğuttu beni sayın başkan.
Mizacı ve tavrı, ekranın tartışılmaz "tiran"ı reyting ile bu kadar dargın bir insan olabilir.
Geçen hafta dişimi sıktım ve iki gün üst üste iki ayrı kanalın sporundaki konukluğuna katlandım. Lakin bu hafta zap yaptım ayıptır söylemesi.
Seçimi, bu "halkla ilişkiler" hatası yüzünden kaybederse şaşırmayın.
En takıldığım durum da bilinen, temcit pilavı haline gelen konulara, bilinen ve temcit pilavı haline gelen yanıtlarını tekrar tekrar dile getirmesi. Her zorlu sorudan kurtulmayı bilmesi. Saatlerimizi alıp karşılığında hiçbir bilgi vermemesi.
Koskoca başkan ekranda... Üç programdan bir tane doğru dürüst alıntıya rastlamadım yazılı basında.
Üçüncü konukluğunu izlemedim, ama her tanıdığıma sordum. Acaba farklı bir şey söylemiş miydi? İnanın izleyene rastlayamadım. Varsa bakanlar... Önemli bir iki cümle yakalamışlarsa, lütfen bana yazsınlar. Meslek işte...
Tulun'u 'ne' teşvik etti?
Galatasaray Sportif Direktörü Bülent Tulun, Başkan'ı "Fair Play"siz konuşmayan Galatasaray'ın "kötü polis"i olmayı zevkle ve şevkle sürdürüyor.
Böyle bir misyon üstlenmiş...
Sorsanız, "ulvi" gerekçeleri hazır olmalı... Mesela "Galatasaray'ın haklarını korumak" gibi.
Yani, bir tür "kahraman"...
Kurşun'u yiyenlerden değil, atanlardan.
Lakin son mermi, yine futbolumuza "değdi":
"Erciyes aşırı motiveydi"...
Bitmedi, tamamladı sayın Tulun:
"Futbol camiasının içindekiler, aşırı motivasyonun ne demek olduğunu iyi anlar"!
İki takımı şampiyonluk, dört takımı UEFA mücadelesi yapan, dokuz takımı düşmemek için varını yoğunu ortaya koyan bir ligde bile gündeme getirilecek şey mi "teşvik primi"?
Kırk yılda bir kıran kırana mücadeleler izleyebildiğimiz şu ligimizi, en aleni durumlarda bile "şüphe"den öteye götürülemeyen "teşvik" suçlamaları sıvamak iş mi yani?
Ya Bülent Bey yanılıyorsa... Ya Erciyesspor bir kuruş bile teşvik almadıysa. Yazık değil mi şerefiyle ve namusuyla mücadele eden insanlara?
Yazık değil mi, aklı teşvik ihtimalleriyle bulanacak milyonlarca vatandaşa? Hele hakemlerin dibe vurduğu şu ortamda...
Herkesin ağzına geleni söyleyebileceği kadar sahipsiz ve disiplinsiz bir futbola mı mahkumuz biz? Herkes infial yaşasa, yönetimde olan sorumluların tansiyonu indirmeye çalışması gerekmez mi?
Aslında Bülent Tulun'u da "bir şeyler" teşvik ediyor gibi geliyor bana...
Mesela şişkin egosu... "Çık konuş, yer gök inlesin, Namın yürüsün" diyemez mi?
Kalemler ve ses telleri!
Kanal 1'in taze programı 90+1, yayın günü nedeniyle pozisyon tartışmalarından, hakem hatalarından, sivri demeçlerden uzak kalarak geçmiş ve geçek haftayı serinkanlılıkla değerlendiren bir formatla doğdu.
Bülent Tuncay'ın ayrıntılı bilgi ve ciddiyetle yönettiği programın sürekli konukları da spor yorumculuğunu ek iş olarak yapan eski yönetici, boşta antrenörler gibi değil; gazeteci ve "dolu"... Halil Özer, Gürcan Bilgiç ve Turgay Demir, içinde yaşadıkları kulüpleriyle ilgili çok ayrı bir pencereden analiz yapabiliyorlar. Mutfak peneceresi, çalışma odası gibi yakın plandan.
Çarşamba akşamları kaçırmamaya çalışıyorum... Geçen hafta da izlemişim iyi ki!..
Sevgili Halil Özer'in bir "final"i vardı ki, acaipti...
Programdakilerden, biz ekran başındakilere kadar herkesi afallattı. Özer, futboldaki düşmanlıkları yayanların medya içine iliştirilmiş yorumcular olduğunu vurguladı.
Ve sarsıcı tespiti ile noktaladı:
"Bizde bu kalemler, bu ses telleri varken kavga bitmez"...
Olgunluk çağına adım atmış ve doğum günlerinin yarısını gazete binalarında kutlamış, boş konuşmayan meslektaşların bu tarihi işareti, elektronik dünyadan uzaya yayılıp ufalanmasın ve arşivlerde yerini alsın istedim.
Medyanın bu negatif etkisini bilen ve mücadele etmeye niyetli görünen programı, bundan sonra daha dikkatli izleyeceğim.
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|