|
Yeni üniversitelerin rektörlük sorunu
Zoraki kurulan 15 yeni üniversiteye yönelik rektörlük sorununa hâlâ çözüm bulunabilmiş değil. Cumhurbaşkanı Sezer yasayı önce veto etti, sonra imzalamak zorunda kaldı. Hemen ardından da iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu. Hükümet, Anayasa Mahkemesi'nin vereceği kararı beklemeden, oldubittiye getirip rektörleri atamaya hazırlanıyor. YÖK ise durumdan vazife çıkarıp, daha önce yayımlanmış bir kanuna dayanarak Çankaya'ya rektör adayları sunmanın yasal kılıfını arıyor...
Yeni üniversitelerin rektörlük krizi henüz çözülebilmiş değil. Sadece erteleniyor. Çankaya, YÖK ve hükümet arasında adeta bir sinir harbi yaşanıyor. Her üçü de geri adım atmıyor. Her üçünün de ellerindeki en güçlü argüman hukuk.
Aslına bakılırsa hepsi de kendi açılarından haklı. Hepsi de hem hukuki davranıyor hem de yasaları yok sayıyor. Sanki bu sancılı süreç, yine adliyede bitecek...
Yeni üniversitelere yönelik yasada, kurucu rektörlerin iki yıllığına hükümetin önerisi ve Cumhurbaşkanı'nın onayıyla atanması öngörülüyor. Hükümet bu konuda 1992'deki uygulamayı gösteriyor. O dönemde kurulan 21 yeni üniversitenin kurucu rektörünü, dönemin Başbakanı Demirel önermiş, Cumhurbaşkanı Özal da onaylamıştı. AKP iktidarı da şimdi aynı yolu izliyor. Örnek olarak da o dönemdeki uygulamayı gösteriyor. Cumhurbaşkanı Sezer'in veto ettiği yasayı hiç değiştirmeden ikinci kez TBMM'den geçirip Çankaya'ya göndermesi bu yüzden!..
Çankaya ne diyor?
Cumhurbaşkanı Sezer, hukukçu kimliğiyle Özal döneminde yapılan uygulamayı, kesinlikle reddediyor. Yapılan işlemi Anayasa'ya aykırı buluyor. Dün yapılan yanlış, bugüne emsal olamaz diyor.
Veto gerekçesinde ve Anayasa Mahkemesi'ne yaptığı iptal başvurusunda hukukun ve Anayasa'nın nasıl ihlal edildiğini titizlikle anlatıyor.
Hükümete sürekli sinyaller veriyor. Ama nedense hükümet bu sinyalleri hiç almıyor. Bu sinyallerden biri de AKP iktidarının yeni çıkan yasaya dayanarak, Çankaya'ya bildireceği kurucu rektör adaylarından hiçbirinin rektör olarak atanmayacakları yönünde. Ancak bu mesaj hükümet tarafından özellikle algılanmak istenmiyor. Sanki kriz çıkmasını bekliyorlar!..
YÖK neyin peşinde?
Bugüne kadarki varlığını Anayasa'daki hukuksal dayanağına ve uyanıklığına borçlu olan YÖK, şimdi de durumu kendi lehine dönüştürme peşinde. Görünen o ki bugüne kadar diğer iktidarları nasıl eskittiyse, AKP iktidarını da eli boş göndereceğe benziyor. 12 Eylül'den sonra kurulan tüm iktidar ve siyasi partilerin programında YÖK'ü yok etmek vardı. Ama YÖK hâlâ yerinde. O partiler ise ya hepten yok oldu ya da barajın altında kaldı. Yıllar sonra ilk kez YÖK'ü köşeye sıkıştırmak AKP'ye nasip oldu. Onlar da fırsatı öylesine hovardaca kullandılar ki sonunda bu işten sanki yine YÖK kârlı çıkacak. Tıpkı şimdi durumdan vazife çıkarıp rektör atamasında hükümeti devre dışı bırakarak o boşluğu kendilerinin doldurmaya çalışmaları gibi.
YÖK yeni yasaya göre, 2006 ÖSS Kılavuzu'na yeni üniversiteleri de alarak, işi resmileştiriyor. Ardından da Çankaya ile hükümet arasındaki hukuk savaşını bahane ederek, teşkilat yasasındaki bir hükme işlerlik kazandırıp rektör adaylarını kendisi belirlemeye hazırlanıyor. İşte 1992 tarihli kanunun ilgili maddesi:
"Bu kanunla yeni kurulan, fakülteye dönüştürülen, fakültelerle birleştirilen ve bağlantısı değiştirilen yükseköğretim kurumlarında, uygulamayla ilgili olarak ortaya çıkacak sorunlar YÖK kararıyla çözümlenir."
Özetin özeti: YÖK yasasını hazırlayanları, onaylayanları tebrik etmek gerekir. Bir kurum ancak bu kadar güçlendirilir. Hükümet, Çankaya, Anayasa bir yana, YÖK bir yana!..
aguclu@milliyet.com.tr
|
|