|
 |
|
|
İtlafçı Amca ve DOHAYKO
İtlaf, Arapçada öldürmek, yok etmek, telef etmek anlamına gelir. Bizim dilimizde de itlafçı olarak kullanılıyor. İtlafçı, yok eden, öldüren kişiye deniyor. Ama, yalnız hayvanları. Mahalle aralarında başıboş gezen köpekleri, kedileri; ama genellikle köpekleri, havalı tüfekleri ya da telli çubuklarıyla yakalarken öldüren kişi. Belki birileriniz, "Bu da onun mesleği. Kasap kesiyor, o da öldürüyor," diyebilirsiniz. Ama sonuç ne olursa olsun, siz bir canlıyı yok ediyorsunuz. Hem de hiç hakkınız olmadığı halde.
* * *
On yıl önce yine bu konuyu tartışırken okurlarımdan biri, "Babasının hayvanları çok sevdiğini, ama ne yazık ki istemeyerek yaptığı görevinin, bir belediyede itlafçılık olduğunu," söylemişti...
* * *
Geçtiğimiz gün Doğayı Hayvanları Koruma Derneği'nden bir mektup aldım. İçinde derneğin broşürleri vardı. Bir hayvansever olarak fotoğraflara bakamadım. Öylesine dehşet verici görüntülerdi ki, çocukları ve pek çok hayvanseveri etkiler, yüreğini acıtabilir, düşüncesiyle sayfama koymadım. Ama yine de insanlara bu görüntüleri bir biçimde aktarmak gerekiyordu. Ben de öyle yaptım. İçlerinden yalnızca en masum bir tanesini seçtim.
* * *
DOHAYKO şöyle diyor: "Sokakta aç, köşeye sinmiş; gözleri endişe, korku, çaresizlikle bakan bir köpeği gördüğünüzde onları belediyeye şikâyet etmeden önce lütfen iki kez düşünün! Nerede barınacaklarına siz karar verin!"
Çünkü siz, belki de hayatınızda hiç barınak görmediniz. Onların o barınaklarda nasıl yaşadıklarını bilmiyorsunuz. Bu yüzden belediyeye haber vermeden önce, ben de, "Bir kez daha düşünün!" diyorum. Benim oturduğum semtteki insanlar, özellikle de kadınlar, pek çok köpeği kısırlaştırıp, aşılattılar. Onlar şimdi kulaklarındaki rozetleriyle öylesine mutlu yaşıyorlar ki; kendilerine dostça davranıldığının, bir sevgi kulübünün üyesi olduklarının bilincindeler.
* * *
DOHAYKO, "Hayvanlar niçin korunmaya muhtaç?" başlıklı el broşüründe insanlara şöyle bir soru yöneltiyor: "Onlar devleti soymadı. Hırsızlık yapmadı. Kapkaç yaparak kadınları yerde sürüklemedi. Çocuklara kötülük etmedi. Düğünde keyif için silah sıkıp adam öldürmedi. Gıdalarımıza zehirli katkı maddeleri koyup bizi içten içe yok etmedi. Peki, neden bazı insanlar tarafından insafsızca öldürülüp çöp torbasına atılıyorlar? Bunun yanıtını bilen var mı?"
Doğrusunu söylemek gerekirse Avrupa kenti olmaya aday İstanbul gibi bir kentte yaşananlar yıllardan beri hâlâ tartışılıp konuşuluyor. Ama ne yazık ki, bir çözüme kavuşmuş değil. Bazı hayvanseverlerin kişisel çaba ve gayretleriyle sorunlar yalnızca hafifletilmeye çalışılıyor. Kökten bir çözüm arayan yok.
* * *
İki ya da üç yıl önce Bologna Kitap Fuarı'nda ödül alan çocuk resimlerinden biri, Fransa'da bir kentte, yüksek bir evin damında dünyaya gelen ve sahiplerinin haberi olmadan annesi tarafından damda büyütülen bir kedinin öyküsünü anlatıyordu. Bir kedi yavrusunun damda herkesten uzak büyümesi ve bir gün oradan düşebileceği kaygısı insanları öylesine etkilemişti ki, böyle bir öykünün bir illüstrasyonla bile anlatılması yüreklerini burkmuş, çizgi ustalığı kadar öyküsü için de bu resme ödül vermişlerdi. Bu, sanki sorumluluklarını yerine getirememiş bir hayvansever duyarlığı ve yenilgisiydi Avrupalı adama göre. İşte böylesine bir içsellikti hayvanlara karşı duyulan.
yural@milliyet.com.tr
|
|
|

|