|
 |
|
|
De Rossi, de!
Futbol denilen sihirli oyun milyarla ifade edilen sayıda insanı kendisine meftun etmiş, gencinden yaşlısına, çok farklı kültürlerden, yaşam biçiminden insanı bir şekilde o büyülü dünyasına katmış durumda. En ucundan-kıyısından futbolla ilgilenen pek çok insanın bile sohbetlerinin konusu haline rahatlıkla gelebilen, sessiz sakin bilinen bir insanı bir anda gözlerinden ateşler çıkaran bir asabiyet abidesine, ya da ciddiyet anıtı, ağır bir abiyi ve yahut bir gülmez sultanı, bir ayağı yerden kesilmiş mutluluk anıtına çeviren sihirli "oyun" o: FUTBOL
Her ne kadar artık birer anonim şirket, kar-zarar bilançosuyla varlık bulabilen soyut borsa kağıtlarına, giderek döndürülse de, kulüp denilen şeyle taraftarlık arasındaki bağ, gizemini, masumiyetini, büyüsünü, yani sırrını tamamen yitirmiş değil. İyi ki de öyle, zaten. Sadece aşığı olduğu renkler için, sadece bu tek taraflı sevgisi için heyecanlanıp üzülen, sevinip ağlayan, duygulanan, tartışan milyonlarca futbolseverin varlığı futboldan ümidimizi kesmememiz için çok temel bir neden sayılamaz mı? Şüphe yok ki; pek çok sosyolojik araştırma yapılıp (ki yapılıyor), pek çok psiko-toplumsal veri değerlendirilip yayımlanabilir (ki bu da yapılıyor) futbol ve taraftarlık üzerine. Ancak şu da bir vaka ki; taraftarlık denilen o fedakarca sevgi de her türlü analizin, çözümlemenin yanında, içinde ya da dışında ama bir şekilde, başına buyruk bir biçimde, orta yerde apaçık duruyor. Haylaz bir çocuk, söz dinlemez bir asi, cüretkar bir kahraman gibi... Ne mutlu ki duruyor.
Görmek istediğimiz sahneler
Bir futbolseveri sadece takımının golü, başarısı, şampiyonluğu değil, bir maçta yapılmış incecik bir jest, bir anlık bir enstantane, bir gülümseyiş gibi pek çok şey de mutlu edebilir. Yerde yatan rakip futbolcuyu görüp topu dışarı atan oyuncuyu kim alkışlamaz? Sakatlanan rakibe "samimiyetle" yardıma koşan oyuncu, hangimizin kalbine sıcak bir nefes üflemez? Bunlar, o "oyunun" içinde görmekten zevk aldığımız güzel anlar, "görmek istediğimiz sahneler"dir.
Ezeli rakibiyle çıktığı maçta, kazandığı penaltı için hakeme "değildi" diyen Robbie Fowler bizim futbol aşkımızda, bizim sevdiğimiz oyunda başrol oyuncularından biridir. Hafta sonunda Fowlergillerden Romalı futbolcu De Rossi elle golünü attı Messina'ya. Hakem golü verdi, o da sevinir gibi yaptı, arkadaşlarının tebriklerini kabul eder gibi yaptı; ama tam rakip santrayı yapacakken, De Rossi'nin vicdanı dedi ki: "Gerçeği söyle!" O da hakeme bunu söyledi. Hakem ve Messinalılar sahada, milyonlarca insan da "güzel oyun" adına evlerinde ona teşekkür etti: "Eline sağlık değil, diline sağlık De Rossi" * Serkan Aydın
Spor; kazananın, kaybedenin onuru üzerinden ödüllendirileceği bir ahlaka yüz verdiği zaman, spor olmaktan çıkar.
Erkan Goloğlu
Haberiniz var mı?
1924'teki Paris Olimpiyatları'nda, Amerikalı Robert LeGendre, 7.76 metrelik atlayışıyla uzun atlama dünya rekorunu kırdı. Ancak bu atlayış, LeGendre'ın ancak üçüncü olabildiği pentatlon yarışının bir parçasıydı. Resmi uzun atlama yarışının altın madalyasıysa, yaklaşık 28 santimetre daha kısa olan atlayışa verildi.
Kupa Kare Ası
Türkiye Kupası'nda yarı finale çıkan takımlar belli oldu olmasına da, haftaya damgasını vuran Galatasaray-Fenerbahçe derbi maçı oldu. Bu maçta sahaya yağan pet şişeler (hatta bir tane de kalas varmış), küfür ve Tuncay'ın taraftarına yaptırdığı tezahürat maçın çirkinliği olarak aklımızda kaldı. Bizden bu kadar... İşte Kupa Kare Ası:
Alaattin Metin (Durma Luciano koş - Akşam): Demirlenk'in bitiş düdüğü ile birlikte herkes " derin bir ohhh" çekti. "Bu iş de burada bitti" diye herkes birbirine sarıldı.. Başkan keyiflendi..Maça giden bir avuç taraftarın Yıldırım'ın sevdiği, " Bir baba hindi, heey Allah" tezahüratını duyunca yüzü güldü. Çünkü taraftarlar, Ali Sami Yein stadında başkanlarına sevgi gösterisinde buluyorlardı.
Hulki İlgün (Böyle maç görmedim - Fanatik): Düşünün, maç başlamış, Tuncay şahane bir gol atmış ve Gerets'in Galatasaray'ı şaşkına dönmüş. Sen o ara Fener forvetinde Nobre ve Tuncay'ın yanında Anelka'yı düşünebiliyor musun? Vallahi yenilmek değil Galatasaray'a unutamayacağı tarihi bir fark bile yaşatırdı Fenerbahçeliler.
Ümit Aktan (Havalar ısındı - Türkiye): Derbi maçını yazmayı bir yana bırakıyorum. Kurdu kuşu, börtü böceği, filiz veren papatyaları ve içimizi ısıtan tatlı bahar havasını yazmak istiyorum. Yav bu maçı nasıl yorumlayayım. Bu hakemler, bu işin peşine düşmüş, parmaklarını gözümüze soka soka her şeyi kurgulamışlar, paçalarını da bir F.Bahçe korkusu almış, Türk futbolunun içine zaman ayarlı patlayıcıyla saldırıyorlar.
Sanlı Sarıalioğlu (Böyle Kartal olmaz - Vatan): Turu geçtin mi her şey güllük gülistanlıktır. Tamam iyi de, neydi o son dakikalardaki panik? Hem de 10 kişi kalan bir rakip karşısında. Büyük takıma yakıştı mı bu görüntü? Dakikaları yemek için çırpınışlar, 1 eksik rakibe diş geçirememe, korkudan titreyen ayaklar. Vah vah vah... Biz Kara Kartal'ı böyle görmeye alışık değiliz.
***
Cordoba ne yanıt veriyor?
Çağdaş, "sen niye çıktın" diyor Cordoba'ya.
(Melih Şendil - Lig TV)
Ya Ali Aydın?
Ben hakemler hakkında konuşmam.
(Özhan Canaydın - Santra)
Olur bakarız!
Esas fark ayrıntıda... Şeytan ayrıntıda gizli. Ayrıntılara bakalım: Hem yer bitti, hem yoruldum. Sen bak!
(Ali Sami Alkış - Star)
Bir daha yapmayacakmış!
Bak İbrahim sana söyliyeyim. Böyle devam edersen, haberin olsun, Beşiktaş'tan dışlanırsın. Oyuna girdin, iki metrekare içerisine demir attın ve ne etliye ne de sütlüye karıştın. Tıgana kör değil, bunları görüyor. İşin zor arkadaş.
(Sanlı Sarıalioğlu- Vatan)
Geçen sene kupa maçında!
Ne zamandan beri Fener, Galatasaray'a şekerpare ya da lokum gibi geldi ki!
(Ziya Şengül - Star)
Herhalde!!!
Kayserispor kırmızı kart şanssızlığına yakalanmasa belki de bu maçı uzatmaya götürebilirdi. Ve Beşiktaş beklenmedik bir sonuca sürüklenebilirdi. Bunun faturası da herhalde Tigana'ya kesilirdi.
(Korkut Göze - Hürriyet)
Yapmayın, yapmayın!
Ahmet Çakar: Bilinç altında senin Fenerbahçe hayranlığı var.
Kazım Kanat: Ne alakası var?
AÇ: Vallahi bak. Kafanın derinliklerinde çok ciddi Fenerbahçe sempatizanlığı ve Fenerbahçe hayranlığı var. Bu güzel bir şey aslında...
KK: Fenerli olmam bir kere söz konusu değil. Açıklarsam sabaha kadar program bitmez.
AÇ: Yapalım...
Ersin Düzen: Yok yapmayalım, yapmayalım...
(Santra - ATV)
Doymuş mu?
Beşiktaş pastırma ve sucuk diyarı Kayseri'de dört gün içinde önce pastırmayı sonra sucuğu yedi.
(Ömer Güvenç - Akşam)
Eeee?
Hakem arkadaşımız (Zafer Önder İpek) hata yaptı. Ama yanlış yapmamış, hata yapmıştır. Ciddi de bir hatadır.
(MHK Başkanı Mustafa Çulcu)
yakantop@gmail.com
|
|
|

|