|
 |
|
|
Önyargıları aşabilmek...
Görüş / Bülent Buda
Michael Jordan lise ikinci sınıf öğrencisiyken, okul basket takımına alınmadı. Antrenörü, onun bu konuda yetenekli olmadığını, boyunun kısa olduğunu, takımda yer alamayacağını söyledi. Eve geldiğinde, Michael'in morali oldukça bozuktu. Hemen odasına çıktı ve ağlamaya başladı.
Hayalleri yıkılmıştı. Durumu farkeden annesi odaya girdi ve "Neler oluyor?" diye sordu. "Takıma giremedim" diye yanıt verdi Michael... "Bana sen küçüksün dediler..." Annesi bunun üzerine kolunu oğlunun boynuna doladı. "Bak" dedi. "Önemli olan takımın içinde senin ne kadar küçük olduğun değildir; senin içinde ne kadar büyük takım olduğudur."
Bu sözler genç basketbolcu Michael Jordan için yeni bir başlangıç oluşturdu. Artık ne istediğini biliyordu. Bunun üzerine çalışmaya başladı. Her geçen gün temposunu artırdı. Bir dahaki seçmelerde okul takımına girdi. Bu onun basketbol yaşamının ilk basamağıydı. Önce amatör, ardından profesyonel lige transfer oldu. O, şimdi yalnızca Amerika'nın değil, dünyanın yetiştirdiği en büyük basketbol yıldızı unvanını taşıyor.
Sözünü bile etmediler
Binlerce Michael Jordan öyküsü yaşandı, yaşanmakta yeryüzünde... Tarih bir şeye benzemeyip, yıldızlaşanlarla, olacağı kadar olamayanları yazmaya kalksa sayfalar yetmez. Çoğumuz yolun başında, yüz yüze kaldı bu "Senden futbolcu olmaz muhabbeti" ile. Bu tür ön yargılı yaklaşımlarla gelişimi sınırlanan arkadaşlarım oldu. Üstelik çoğumuzdan da iyiydiler. Elimde yine siyah beyaz bir fotoğraf var. 1960 yılının İzmir genç karması. Konya'da kar üstünde yapılan yarışmalarda çekilmiş. Nevzat Güzelırmak, Ali Güneşoğlu göze çarpanlar. Nevzat takım kaptanıydı. Genç Milli Takım'a seçildiği yıldı. Gözlerim Atakan'a takıldı, orada kaldı. Torbalı-Tepeköy çocuğuydu. Ticaret Lisesi'nde birlikte okuyorduk. Aynı yıl İzmir Liselerarası şampiyonu olmuştuk. Atakan olmasaydı, asla beceremezdik. Onun ufak tefek görünümü, meşin yuvarlak ayağına geldiğinde büyür, devleşirdi. Kendine özgü oyun biçemi, iki ayağını kusursuz kullanımı, onu farklı kılan etmenlerdi. Konya'da ağır saha koşullarında harikalar yaratırken, Genç Milli Takım sözcüleri, sözünü bile etmediler.
O yıllarda seçimler öncelikle İstanbul, sonra Ankara ağırlıklı olurdu. Bu saplantıyı aramızdan bir tek Nevzat aşmıştı. Lise sonrası, Atakan şansını bir süre Göztepe'de denedi. Ama olmadı, olamadı. İyi futbolcu olduğunu biliyordu, ancak önyargıları aşacak kadar güçlü, dirençli değildi. Olacağı kadar olmasına izin verilmedi. O da bankacı oldu! Yaşadığı dram, hayata tutunacak gücünü de örselemişti. Daha çok şey varken yapacak, o vazgeçti, bıraktı. Özlemleri, umutları, kırgınlıkları yanında gitti...
Tanıklık yaşadıkça sürüyor. Herkesin, Michael Jordan'ın annesi gibi bilge bir kadına sahip olması mümkün değil. Ama önyargılara karşı, bireyin kendini geliştirerek, bilgeleşmesi olanaklı. Çok çalışarak, işini çok iyi yaparak, test etmeden...
Martin Luther King diyor ki; "Eğer sizden sokakları süpürmeniz istenirse, Michel Angelo'nun resim yaptığı Beethoven'ın beste yaptığı Sheakespeare'nin şiir yazdığı gibi süpürün. O kadar güzel süpürün ki, gökteki ve yerdeki herkes durup, (Burada işini çok iyi yapan biri, dünyanın en iyi çöpçüsü yaşıyormuş) desin."
egespor@milliyet.com.tr
|
|
|

|