|
 |
|
|
Collina'yı şef yapalım
Geçen yıl daha mı az hakem hatası yapılıyordu? Ya da 20 yıl önce hakemler bundan daha mı az can yakıyordu?
Maçların 15 kamera ile takibe alındığı bir çağda dünyanın neresinde olursanız olun artık hakemden hatasız bir yönetim bekleyemezsiniz.
Hakemler en fahiş hataları dün yapıyordu, yarın da yapacak.
Tıpkı milyon dolarlık beceriksiz teknik direktörler, trilyonluk golcüler gibi.
Bizde ortalık her karıştığında kabaran bir yabancı hakem sevdası vardır.
Mesleğe girdiğimiz günden bu yana işler ne zaman kötü gitmeye başlasa, birilerinin mutlaka bu fanteziyi seslendirdiğini duyarız.
Hani kökten bir çözüm olacaksa...
"Getirelim tabii kardeşim. En iyisini, en yenisini, en gıcır gıcırını getirelim. Getirelim de Türk futbolunu bizim kara cübbelilerden kurtaralım!" diyeceğiz....
Hem de üç-beş tane değil, elli-yüz tanesini birden getirmeyi teklif edeceğiz.
Benim FİFA kokartlı hakemim maç tazminatı olarak bin YTL'yi bir arada göremez, kredi kartları patlarken...
Can güvenliği olmadan sahaya çıkar, sopa yer, türlü hakarete maruz kalırken...
Markus Merk'i, Manuel Gonzalez'i, De Bleeckere'yi, komşudan Vassaras'ı, başlarına da emekli maaşı bağlanan Collina'yı getirelim.
Derbilere, kümede kalma maçlarına ve dahi amatör kümedeki şampiyonluk finallerine yabancı hakem atayalım.
Bugün Türk hakemliğinin içine düştüğü açmazın temel nedeni, maddi koşullarının yetersizliğidir.
Sosyal güvencesinin olmayışı, yarınlarının grilikten kurtulamayışıdır.
Futbol federasyonlarının 100 küsur milyon dolarlık bütçelerinin onda birini bile hakemliğin daha medeni koşullarda yapılması için kullanmayı düşünmeyişidir.
Siz dünyanın en iyi hakem eğitmenlerini de getirseniz bu ilkel sistemi değiştirmediğiniz sürece eleştiriler "kasıt" aramaya yönelik olacaktır.
Premier ligde en düşük maç tazminatı bin Sterlin, Fransa'da 3, Almanya'da 5 bin Euro iken ve hakemlik bu ülkelerde profesyonel bir meslek olarak yaşanırken, siz hangi hakemi kaç paraya Türkiye'ye getirebileceğinizi düşünüyorsunuz?
Hadi bunların birini bir defaya mahsus çok cazip bir ücrete tav ettiniz.
Peki bir daha hangi Türk hakemini, hangi maça gönderebileceğinizi sanıyorsunuz?
"Gitmesin kardeşim, bastırır parayı ithalini getiririz" diyorsanız buna ne federasyonun ne de devletin bütçesi yeter...
Eğer ortada harcayacak bu kadar akçe varsa, bunu Türk hakeminin eğitimi, altyapısı ve yaşam standardının yükseltilmesi için kullanalım.
Çözümü uzaklarda değil, yanı başımızda, içimizde arayalım.
Korkarım devlet büyüklerimize de cazip gelen bu yabancı merakımız yüzünden doktor, hakem, mühendis derken belki de spor yazarı filan ithal etmemiz gerekecek yakında.
Durun daha yeni başladık!..
Ümit Karan'ın kafa vuruşunda top ağlara gittiği vakit Erciyessporlu Emre'nin büyük bir hırsla direği tekmelemesi pek çok kişinin dikkatinden kaçmamıştır.
Genç oyuncu Galatasaray'dan alınacak puan karşılığı 75 bin YTL'nin yitirilmesine mi, yoksa o mücadelenin karşılıksız kalmasına mı yanıyordu(!) bilmiyorum.
Maç sonrası Galatasaraylı yönetici Bülent Tulun tanıdık bir iddiada bulundu.
Tulun'un sözleri Türkiye'de daha önce hiç yaşanmamış ve duyulmamış bir şey gibi algılandı.
Bu Türk futbolunun sonu demekti. Faciaydı, bir kulüp yöneticisi nasıl böyle konuşabilir, Erciyessporlu futbolcuların "teşvik primi" aldığını ima edebilirdi!..
Türkiye'de en az 30 yıldır teşvik primi tartışması yapılır.
Kimi "Ne var bunda kardeşim" der, öteki "Ahlaksızlık" olduğunu savunur.
Ama sokaktaki çocuk bile bilir ki, bu ülkede teşvik priminin verilmesi de alınması da doğaldır.
Pek çok kulüp ihtiyacı olduğunda, başı sıkıştığında veya birileri yardım talep ettiğinde "biz kazanmak için mücadele ettik, maç satmadık ki" deyip analarının ak sütü gibi bu primi cebine atar.
Öcal Uluç Ağabey Tulun'un yöneticiliğini bitirmesi için Futbol Federasyonu'nu göreve davet ediyor.
Ahh be Öcal Ağabey...
Ben dün gibi hatırlıyorum.
2003 sezonunun son haftasındaki İstanbulspor- Altay maçından sonra Federasyon, Şike Tahkik Kurulu oluşturup rapor istemedi mi?
İstanbulsporlu iki oyuncu teşvik primi aldığını itiraf etmedi mi?
Bu ifadeler kayda geçmedi mi?
Teşvik primi resmen belgelendi de bu ülkede ne yapıldı Öcal Ağabey?
O yüzden sıkma canını, üzme kendini.
İyisi mi rahmetli Orhan Şeref Apak'ın 1968 yılında dile getirdiği " Bir takımın galip gelmesi için diğer takımın yöneticilerinin o takım futbolcularına teşvik primi verilmesi suç değil" ifadelerini bir kez daha gözden geçirelim.
Ben Emre'nin direkleri sadece kaybetme hırsıyla tekmelediğine inanmak istiyorum.
Biliyorum pek çok kişi de öyle...
Ama gerçek, bu değil.
Akkuş ve takiyye
Bakan Mehmet Ali Şahin'e sağduyulu tavrı nedeniyle teşekkür ediyoruz.
Halter Federasyonu'yla ilgili Teftiş Kurulu soruşturması azıcık uzamış, birazcık da rafta kalmış olsa bile sonunda adresini buldu.
Şahin, NTV'de yine bir Murat Birsel programında açıkladı.
Türk halterinin 1 yıl ceza almasında birinci derece sorumlu tutulan Hasan Akkuş Federasyonu'nun görevde kalmasında sakınca bulunduğunu ifade etti.
Raporu da gereğinin yapılması için Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü'ne gönderdiğini söyledi.
Gerçi Genel Müdür Vekili Mehmet Atalay, Bakanlıklar - Ulus arasındaki mesafeyi 10 dakikada geçmesi gereken rapordan ancak gece vakti haberdar oldu ama...
Nihayet soruşturma tamam, rapor "emin ellerde".
Sıra geldi halteri bu rezil duruma düşürenlerden hesap sormaya!..
Ama öğreniyoruz ki Akkuş, hiç gündemde yokken Salı günkü MDK toplantısında 1.5 yılda yerle bir ettiği federasyonun özerkliğini talep edecekmiş.
Şimdi anlıyor musunuz neden "takiyye yapılıyor" diye yazıp çizdiğimizi.
Çünkü bazıları için iktidar olmak kadar koltukta kalmak da her yolu denemeyi gerektiriyor.
Huylu huyundan
Dünyanın en önemli beş derbisinden birinde sahada çok keyifli bir oyun var.
Ama seyirci öyle dışlamış ki kendini bu güzellikten.
Tek niyeti rakibi ve mücadeleyi bozmak, kaos yaratmak.
Tıpkı futbol kültüründen nasibini almamış diğerleri gibi.
Kime zarar?
Galatasaray ve Türk futboluna tabii...
Bakın bundan sonra neler olacak...
Yıllardır bas bas bağırırız...
Futbol Federasyonu ve PFDK cezada standartı tuttursun, kulüp, taraftar, kent ayrımı yapmadan herkese eşit davransın diye.
Anımsayın...
Diyarbakırspor'a verilen üç maç seyircisiz oynama cezası Konya maçında çıkan olayların karşılığı mıydı?
Elbette hayır.
Hadi şimdi gelin Galatasaray'a da bir ceza biçin.
Aslında her iki maçta yaşanan olayları kıyasladıktan sonra çıkıp, "Evet haksızlık yapıyoruz. Diyarbakır'a üç verdiysek, Galatasaray'ı disiplin kuruluna sevk ettiğimiz için özür dileriz" demeniz gerek.
Görüyor musunuz?
Dün yaptığınız "kıyağın" bedelini ödeme günü hemen geliverdi.
Geçmişte tanık olduk.
Yanlışı yanlış ile kapama düşüncesizliği başınıza ne dertler açtı.
Değiştirin artık şu alışkanlıklarınızı diyeceğiz ama...
Huylu huyundan vazgeçer mi ki?
cersen@milliyet.com.tr
|
|
|

|