|
Cumartesinin tadını kaçırmadan...
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin aldığı bir karar; ilk sabah kahvesiyle, o sırada demlenen ilk sabah çayının tadını, her yudumda biraz daha yaşamsallaştırdı.
İstanbul'un yüzlerce yıllık anıt ağaçları bakıma alınıyormuş.
Keşke 200 yıl önce, III. Selim döneminde de çalışabilseydi böyle toplumsal bir refleks...
Ah bir de İstanbul'un muslukları koparılmış anıtsal çeşmeleri, otlu yıkıntılı bir çöküntüden kurtarılabilseydi de; şakır şakır akabilseydi suları o mermer yalaklara...
***
İstanbul'un tarihsel varlığına karşı duyulan, kırgınlıklara uğramış bir aşkın bir iç çekişi değil; anıtsal ağaçlarla, anıtsal çeşmelere bir özen ve özlemi diriltmeye çalışmam...
Bambaşka bir İstanbul denklemi gerçekleşebilseydi; Türkiye'nin, ister istemez yaşamak zorunda kalacağı gitgide daha iyi anlaşılan, 20-30 yıllık bir çalkantı dönemi; çok daha güvenceli bir değişimin yürüyen bantlarından geçerdi.
***
İlkokullara kadar inen şiddet, tecavüz ve bıçaklama olayları bir yanda; "Kışla" parfümlü siyasetle, "Cami" parfümlü siyasetin bilek güreşi bir yanda; Washington'un bölgede sert rüzgârlar estiren ağırlığı bir yanda...
Türkiye ise, onca övünme ve böbürlenmeye karşı; 20. yüzyılı da ıskalamış ve köylülüğü aşma yerine, İstanbul'u da taşraya yağmalatmış bir ülke...
***
Kışlada süngü hücumlarına piyade birlikleri yetiştirir gibi bir anlayışla, okullarda uygulanan hamasetçi bir eğitimin meyveleri; yaygınlaşan bir kabadayılık olarak çıkıyor şimdi ortaya...
Ülkenin genelindeki ekonomik dengesizlikler de, çok rahat gübreliyor çeteleşmelerle şiddet eylemlerini...
***
Ankara, birtakım uyarılar yapıyor Washington'a...
Ama asıl önemli olan, Washington'un neler beklediği Ankara'dan...
ABD deniz kuvvetlerinin, Karadeniz'e çıkabilmesini de kapsayabilir bu beklentiler; İran'a karşı birtakım yeni konuşlandırmalarda stratejik bir ortaklık dayanışmasını da...
***
Büyüklerimizin saydamlığa karşı geleneksel bir alerjisi olmasa; 70 milyonluk bir ülkeye, hangi rollerin biçilmekte olduğu daha rahat öngörülebilirdi...
Vaktiyle de kimseciklerin haberi olmamıştı; NATO üsleri yanındaki ABD'nin özel üslerine Atlas füzeleriyle, Jüpiter füzelerinin nasıl getirilip yerleştirildiğinden...
***
Türkiye'de, "statüko"nun ötesinde, küreselleşme sürecinin devinimlerini ve "ulus-devlet" modelinin rendelenmesindeki motorları, kamu bilincine yansıtacak kadrolar pek küçümen...
Sanki dünyada hiçbir şey değişmiyor ve en temel sorunlardan biri, başörtüsüyle türban...
***
Karayolları'nın, yollara diktiği trafik tabelaları ya çalınıyor, ya nişan tahtası gibi delik deşik ediliyor...
İstanbul'daki anıtsal çeşmelerin muslukları da, hırsla koparılıp çalınmakta...
Ve birbirini izleyen sokak çatışmalarıyla, okullarına bıçakla giden öğrenciler...
***
Gerçekte bendeniz, cumartesinin tadını kaçırmayacak bir yazıya öpücükler göndererek oturdum bizim pancar motorunun başına ama...
20. yüzyılı da, komplekssiz bir saydamlaşma yerine, dolu dizgin övünmelerle ıskalamış olmanın bedelleri; ajans haberlerinde her saat başı biraz daha çıbanlanmış olarak tırnak sokuyor gözlerime...
Ve paytak paytak yeni yürümeye çalışan bebekler, minik ellerini sallıyorlar bana uzaktan...
Sonra politikacıların, suyunu tirit, içi boş tatavaları...
***
İstanbul'un anıtsal ağaçlarının bakıma alınması yanında; İstanbul'a bir şeyler katmış sanat adamlarıyla, İstanbul'dan esinlenmiş sanat adamlarının da geniş boyutlu bir değerlendirilmesi yapılabilseydi...
Ayasofya'nın matematikçi mimarları Anthemios'la İsidoros'un; Haliç'in üstüne ilk kez bir köprünün projesini çizmiş olan Leonardo da Vinci'nin; İstanbul'a ait resimleriyle de ünlü ressam Ayvazovski'nin; bir süre İstanbul'da oturmuş ve o güzelim "Minareler" şiirini yazmış Anna de Noailles'ın ve daha bir yığın sanatçının, birer büstü dikilerek; İstanbul'un evrenselliği, biraz daha görselleştirilmiş olsaydı...
***
Biliyorum ki, küreselleşme sürecine tepkisiyle koyulaşan ırkçılık, ulusçuluk ve dinsellik kolay kolay geçit vermeyecektir, "onlar-biz" ayrımının, yeni bir sentezde çağdaşlaşarak evrenselleşmesine.
Onun için de, 20-30 yıl sürecek bir çalkantı dönemi kaçınılmaz görünmede...
***
Kaçırmayalım cumartesinin tadını...
Kim isterse bildiği gibi yaşasın ve dönsün değişimin çarkları...
Ama ille de o paytak paytak yeni yürümeye başlamış bebekler...
Ne kadar isterdim onların, 21. yüzyılın dışına düşmeden, çok daha güzel bir dünyada yaşamasını...
***
Hazine'den geçinmeli kadrolar, anlayabilselerdi çağların dillerini; ne çocuklar okula bıçakla gider, ne Beyoğlu sıkılmış limona döner, ne de çeteleşmeler bin kollu bir ahtapota benzerdi...
Bu arada Washington da kim bilir ne hesaplar peşinde...
***
Biliyoruz Türkiye, büyük insanların yönettiği büyük bir devlet...
Keşke vatandaşlar da, kul yığınları olarak, o kadar küçük görülmeseydi...
c.altan@prizma.net.tr
|
|