|
 |
|
|
'Deli'ce teklif!..
Bir basın mensubu, bir futbol takımına teknik danışman olabilir mi?.. Bal gibi olur... Teknik direktörler nasıl yazar ve yorumcu olabiliyorsa, Ömer Üründül gibi saygın bir futbol düşünürünün ve benzer kalibredekilerin, teknik fikirlerini üç büyüklere-milli takıma- ilk elden vermeleri son derece doğaldır.
Hele yerküredeki "fetiş" hoca Mourinho'nun tercümanlıktan geldiği düşünülürse...
Bu beyin cimnastiği, TRT'nin Stadyum'unda yapıldı Pazar akşamı...
Bilgin (Gökberk) teklif etti, Ömer (Üründül) de reddetmedi.
Sahi ya... Neden olmasın ki!..
TRT Stadyum'unun "sihir"i burada işte... Sakız gibi uzatılmaya müsait konuların "pat" diye söylenip geçiverilmesinde.
Tüm benzerleri gibi monoton olması gereken programı ivmelendiren, fikirlerin cıyaklayan desibeli veya içine iliştirilmiş argolar değil, o fikirlerin ilginçliğinden, doğruluğundan "yağ çıkarma" gayreti gösterilmemesi.
Mesela, "Köyün Delisi"nden gelen şu analizi, hangi aklı başında insan inkar edebilir ki?: "Fenerbahçe yönetimi Galatasaray yönetimini, Galatasaray takımı ise Fenerbahçe takımını negatif etkiliyor. Fenerbahçe iyi yönetiliyor, Galatasaray takımı ise iyi oynuyor".
Bir futbol programı durup dururken sağlam reyting almıyor.
Önce hak etmesi lazım, sonra bu reytingin hakkını vermesi...
Stadyum'un yöneticisi Erdoğan Arıkan'ın, tüm ekranların tüm spor programlarını "otokritik"e davet eden tespiti ile bağlayalım:
"Futbol keyif vermeli. Statta bitmeli. Acaba futbolu ekranlarda saatlerce tartışan ve bu süreleri doldurmak için hakemden hocaya kadar birçok futbol unsurunu ateşe atan bizler doğru mu yapıyoruz"?
Demek ki, bir basın mensubu sadece futbola teknik danışman olmakla kalmaz, sosyolojik ve psikolojik sorumluluklar da taşıyabilir...
Kendi kendine bu soruyu sormaya cesaret edenleri kutluyoruz.
Canaydın'ın 'Kurul'u
Sayın Özhan Canaydın'ı bir kere, onu göreve getiren Galatasaray Genel Kurulu'nu iki kere kutluyorum.
Neden?
Aylar önce RİVA Projesini elinden aldıkları başkanı, bunca zaman kaybından sonra yeniden keşfettikleri için.
Ben Galatasaray Kulübü'ndeki "ilişkiler sarmalı"nı bilemem. Kendileri de bilmiyor zaten.
İşte bu yüzden, bir karalayıp bir aklayabiliyorlar başkanlarını.
Kendileri bilirler.
Lakin, kulüplerin nihai hedefi sportif başarıdır. Tasarruflar, başarıyı negatif etkiliyorsa, adı Genel Kurul da olsa her kişi ve kurum eleştirilebilir. Bugünkü tercihleri doğruysa, dün niye yok etmeye çalıştılar Özhan başkanı? Dünkü fikirleri doğruysa, bugün niye seçtiler?
Kendi takımı, şampiyonluk amacı, tribün ve çimene bu kadar uzaktan bakan başka bir "oy veren" kitlesi var mı acaba?
Özaydınlı'ya komplo mu?
Pazar akşamı Fenerbahçe Asbaşkanı Murat Özaydınlı çıkmış, Galatasaray'a "Fakir edebiyatı yapma" demiş... "Ters Köşe'de nasıl olmaz" diyeceksiniz!
Olmaz... Çünkü Fenerbahçe TV'den izlemeden inanmam ben.
Fenerbahçe düşmanı medya, Özaydınlı'nın eski basın açıklamalarını montajlayıp böyle bir komplo yaratmıştır belki!
Eski konuşmalarından kesip çıkartarak Galatasaray'a hakaret eden bir metin kotarılmış da olabilir pekala...
Murat Bey, "savaş ilanı" anlamına gelen ve ezeli rekabete "ebedi bir kin" ekleyen böyle yüksek reytingli açıklamaları Fenerbahçe TV'ye yapar değil mi?
Yapmaz demiyorum. Yapar, ama yapılış şekline inanamıyorum.
O yüzden bekliyorum ben...
Şayet doğru ise, Perşembe'ye Ters Köşe'de...
'Bir baba ceza'
Tuncay'ın Ali Sami Yen Stadı'ndaki Fenerbahçelilere "Bir Baba Hindi" çektirmesi, Fenerbahçe ile Digitürk'ün arasındaki soğuk savaşı iyice ısıttı...
Yalnız anlaşılamayan şu ki, Fenerbahçe cephesi bir yandan "atadan kalma nahif bir coşku ifadesi" olarak niteliyor "Bir Baba Hindi"yi; bir taraftan da "niye yayınlıyorsun" diye kızıyor.
Hatalı savunma stratejisi "milli amigo" Tuncay'a bağıra bağıra ceza getiriyor.
İşin aslı, Fenerbahçe yöneticileri ve hindi üreticileri dışında kimse beğenmedi bu işi.
Ziya Şengül kalemi kırdı
"Ne zaman olacak" diye beklediğimiz hesaplaşma, Pazar gecesi 01.50 civarında gerçekleşti ve ve sevgili Ziya abi, fırlattı attı kalemi...
Bir türlü yıldızı barışmıyordu Adnan Aybaba ile... Frekansları tutmuyordu. Fenerbahçe kaptanlığından bugüne kadar asil çizgisini bozmayan Ziya abi, Aybaba'nın Telegol'deki populist-agresif tavrını içine sindiremiyor, program arkadaşının her sözüne sinirleniyordu.
Aybaba'nın "onaylamak amacıyla" bile olsa sözüne girmesi bardağı taşırdı sonunda.
Fırlattı attı kalemi...
Sonra üzüldü tabi. Ziya abiyi tanıyanlar bilir, hem kaliteli bir insandır hem de yüreği sıcak ve temizdir. Aybaba'ya kızgınlığı "kronik" olduğu için seyirciden özür dilemekle yetindi ve "Çok tepki alabilirim ve o zaman gerekeni yapabilirim" dedi.
Adnan Aybaba mı?.. Halinden memnun gibiydi. Kızdırmış, küsmüş, kızdırdığını öpmüş ve sorunun bittiğini söylüyordu. Televizyonun kurallarıyla oynuyordu. Bugünkü Ters Köşe'ye girmesi bile hedefine ulaştığını gösterir aslında.
Ama sen sevgili Ziya abi... Aklından bile geçirme geri çekilmeyi...
Kızmak, "insani" bir tepkidir, sen kendine yakıştırmasan da kızdığının ne olduğuna göre; seni kınamak değil tebrik etmek gerekir.
Adam olacak çocuk
Telegol'de bir maç görüntüsü... "8" numaralı oyuncu Ronaldinho gibi...
Basıyor, çalımlıyor, bacak arası yapıyor, gol atıyor.
Ama biraz ufak tefek. Çünkü, 10 yaşında.
Beşiktaş alt yapısındaki Muhammed Demirci, bana basında ilk röportajını yayına hazırladığım Emre'yi hatırlattı. O sırada 12 yaşındaydı. Milliyet'te tam sayfa yapmıştık ve "Bu çocuğu izleyin" diye yazmıştık.
Muhammed de öyle bir yetenek. Sanat eseri gibi korunmalı.
Bu yazıyı yazmanın bir nedeni de olası yanlışlıklara meydan vermemek!..
Malum, bazı kulüplerimiz video görüntüleriyle futbolcu almaya alışıktır; Muhammed'in peşine düşerler ve rezil olurlar.
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|