|
Eğitimde tutuculuk ve reform
DÜNYA Bankası eğitim alanında Türkiye'yi birkaç yönden başarılı buluyor: Temel eğitimdeki gelişmeler, eğitimin yaygınlaşmasıyla eşitsizliğin bir ölçüde azalması, en iyi öğrencilerimizin uluslararası standartlarda başarılı olması...
Ama bunların çok yetersiz olduğu konusunda bizi uyarıyor:
Okulöncesi, 3-5 yaşındaki çocukların eğitimi Fransa'da yüzde 100 oranında başarılmışken, Türkiye'de bu oran sadece yüzde 15 civarında! Türk okul sistemi çok az öğrenciyi iyi eğitiyor, eğitim kalitesi iyi değil, öğrencilerin çoğu başarısız kalıyor. Meslek liseleri iş piyasasının hedeflerini gerçekleştiremiyor. ÖSS sistemi "uzman düşünüş", "karmaşık iletişim" ve "problem çözme" yeteneklerinin gelişmesini engelliyor...
Gerçekten ÖSS sistemi "verilmiş seçeneklere göre düşünme" şartlanmasına yol açıyor, yaratıcı ve alternatif düşünme yeteneğinin gelişmesine en azından yardımcı olmuyor.
Bizde reform zor
Eğitim sistemimizi hepimiz eleştiriyoruz da, reform konusunda ortalama bir mutabakata varabilir miyiz?
Mesela Dünya Bankası, okulların kaynak ve yetki özerkliğinin olmasını, sonuçlardan sorumlu tutulmalarını istiyor.
Lizbon Konseyi'nin hazırladığı "Bilgi Ekonomisi" adlı raporda da Finlandiya'nın klasik "tek tip" (uniform) sistemden, yaratıcı bir "çeşitliliğe" ve "bireyselleşmeye" geçerek bir "eğitim mucizesi"ni başardığı belirtiliyor, Avrupalılara da bu tavsiye ediliyor.
Bizde ise, birçoğumuz hâlâ sıkı bir merkeziyetçiliği savunuyoruz, Sayın Cumhurbaşkanı Sezer başta olmak üzere.
Dünya Bankası'nın önerdiği çözümlerden biri şu:
"Meslek okullarındaki öğrencilere, hem genel ortaöğretim (lise) diploması getirecek, hem de kendilerini vasıflı istihdama hazırlayacak temel becerileri öğrenme imkânı tanınmalıdır."
Bizde her şeyden önce Danıştay kararları böyle bir reforma kesinlikle engeldir!
Tabularımıza bir örnek de özel öğretime gösterilen dirençtir. "Lizbon Konseyi" rakamlarla gösteriyor ki, özel öğretimin yaygın olduğu ABD ve Kore gibi ülkelerde, alt sosyal sınıflardan gelen çocukların yükseköğrenime ulaşma şansı daha yüksek! Buna karşılık kamu eğitiminin ve "erken yaşta yönlendirme"nin egemen olduğu Fransa ve Almanya'da yoksulların bu şansı çok daha düşük!
Çünkü önemli olan, eğitimin yaygınlığı ve kaynak tahsisidir.
'Çağdaş' olmak
"Lizbon Konseyi", Avrupa'nın bilim ve teknolojide ABD'nin ve hatta bazı alanlarda Çin'in ve Hindistan'ın bile gerisinde kaldığını belirterek, kapsamlı reformlar öneriyor. Önerilerinden biri özetle şöyle:
"Üniversiteler, iktisaden daha verimli çalışmaları için, akademik kadrolar tarafından değil, verimlilik hesabı yapacak profesyoneller tarafından yönetilmeli, akademik işler akademik yönetime bırakılmalı..."
Türkiye'de bu mümkün mü? Yaşanmış tecrübelere bakarak komutanların bile karşı çıkacağını tahmin etmek zor değil!
Tabularımız yolumuzu kapatmamalı. Bir dogmanın yerine başka bir dogmayı koymakla çağdaş olunmaz, çağın değişimlerini izleyerek çağdaş olunur.
Milli Eğitim Bakanlığı, "eğitim şûraları" düzenleyerek A'dan Z'ye bütün sorunlarımızı tartışmaya açmalıdır öncelikle...
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|