Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 28 Mart 2006 / Salı  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten

Dikkat edelim, gidiş hiç hoş değil...


Geçen hafta, iki olay yaşandı ve ülkedeki istikrarın ne kadar kırılgan bir zemin üstünde oturduğu bir defa daha ortaya çıktı: Biri, Merkez Bankası Başkanlığı tartışması, diğeri de Başbakan'ın KKK ile uzun görüşmesi ardından çıkan spekülasyonlar. Türkiye'yi olumlu gözle izleyenler ilk defa cidden rahatsızlık duydular.

***

İLK DEFA, RAHATSIZLIK DUYUYORUM
Geçen haftaki iki gelişme beni son derece rahatsız etti.
Bunlardan biri, AK Parti- Asker ilişkisi, diğeri de Merkez Bankası atamasında yaşananlardı.
Önce ekonomiden başlayalım.
Türkiye'nin ekonomik politikalarını hem içerden, hem de dışardan izleyen kişilerle konuştukça, rahatsızlığım biraz daha arttı. Nedeni de, Merkez Bankası atamasında uygulanan politikalar ve daha da önemlisi AK Partinin son aylarda ekonomiye genel yaklaşımı.
Herhalde böylesine önemli bir atama, bundan daha kötü yönetilemezdi.
Durduk yerde bir kriz havası oluşturuldu. Toplumda yerleşmeye başlayan güven havası, birden bire soru işaretleriyle doluverdi.Ekonomik istikrar bu hükümetin elindeki en önemli koz iken, şimdi sorgulanır oldu.
Ekonomi yönetiminin önemli bölümü simgelerdir. Yapılan konuşmalar, belirli kurumların başlarına atanan isimler, alınan kararlar ve bu kararların kamu oyuna anlatılış şeklidir.
Eğer yaptıklarınızı ve yapmak istediklerinizi iyi anlatabilirseniz, insanlar size daha çok inanırlar, güvenleri artar. Aksine, iyi hesaplanmamış, iç ve dış tepkileri iyi analiz edilmemiş adımlar attığınız zaman, temel politikalarınız değişmemiş olsa dahi, toplumun güvenini sarsarsınız. Hele Türkiye gibi, geçmişi sabıkalarla dolu uygulamaların geçerli olduğu bir ülkede yaşıyorsanız, o zaman tahribat çok daha fazla olur.
Merkez Bankası ataması , bekleyen reformların gecikmesi ve IMF' ten gelen uyarıların artışı, Türk ekonomisindeki istikrarlı dönemden yavaş yavaş uzaklaşılma işaretleri olarak algılanmaya başlandı.
Hükümet istediği kadar reddetsin, temel yaklaşımların sürdüğünü belirtsin, kimseyi ikna edemiyor. İçerde ve dışardaki yatırımcıların bu gelişmeleri nasıl algıladıkları çok önemlidir ve onlar uzunca bir süredir ilk defa kuşku duymaya başlamışlardır.
Henüz tehlike çanları çalmıyor.
Henüz bir krizden söz eden yok.
Ancak ben hissederim. Sağdan soldan arayanlar ve sordukları soruların altında şu düşünce var:
" Seçim öncesinde popülist politikalara dönüş hazırlığı mı var ? Hükümet kemerleri gevşetme hazırlığı içinde mi ?"
Bu sorulara alacakları yanıtlara göre, yavaş yavaş ,ya borsadaki paralarını azaltacaklar veya Türkiye'ye açtıkları kredileri kısıtlayacaklar veya yatırım riskini indirme planlarına başlayacaklar. İşte en büyük tehlike de bu…
Önümüzdeki hafta ve aylarda izleyecekler. Kuşkularını perçinleyen gelişmelerin arttığını görürlerse, düğmeye basacaklar.
Biz de kendi bindiğimiz dalı kesmiş olacağız. Yapılan fedakarlıklar boşa gidecek ve yeniden toparlanabilmek için, yeni sıkıntılara gireceğiz.
Yazık değil mi ?
İkinci gelişme de, Başbakan'ın ansızın KKK Org. Büyükanıt ile beklenmedik buluşması, iki saat konuşması, ardından da İçişleri ve Adalet Bakanlarını kabul etmesiyle birlikte kamu oyundaki gerilimdi.
Başka bir ülkede olsa, son derece doğal karşılanabilecek bir görüşme dizisi, bizde hemen bir kriz varmış gibi algılandı.
Buna bakıp medya'yı suçlamak kolaycılık olur.
Ortada demek ki bir kırılganlık var ki, medyanın dikkatleri bir anda Ankara üzerinde toplanıveriyor. Demek ki, sivil hükümet ile Asker arasındaki ilişkileri hala sağlam bir temele oturtamamışız . Bundan dolayı, insanların duyarlıkları ön plana çıkıveriyor.Demek ki, bu alanda da kamu oyuna gereken güveni verememişiz.
Ekonomik istikrar gibi, siyasi istikrar da henüz yerleşmemiş.
Hükümetin yetkili kişileri acaba bu inceliklere dikkat ediyor mu ?
Etmiyorlarsa, önümüzdeki seçimlere kadar durumumuz kötü demektir.

***

CANAYDIN HEPİMİZİN BAŞKANI OLDU…
GS , Özhan Canaydın'ı üçüncü defa Başkanlığa seçti.
Uzun yıllardır böylesine elektrikli bir kongre yaşanmamıştı.
Bir yanda, yenilenme, GS'yı modern bir yapıya ulaştırma ve eski uygulamaları bırakmak isteyenler vardı. Gençtiler, kendilerine güveniyorlardı.
Öte yanda, gençleri deneyimsiz, biraz kendini beğenmiş olanlar vardı.
Kongre delegeleri bildikleri, tanıdıkları, alıştıkları bir yaklaşımı tercih etti.
Muhafazakar bir tutumu benimsedi.
Tüm gerilim ve elektriklenmelere rağmen, GS'a yakışır bir kongre geçti. Bazı spor klüplerimizde görüldüğü gibi, ne kavga ne de gürültü vardı.
Cumartesi akşamı sonuçlar açıklandıktan sonra da, tüm tartışmalar bitti. Artık hepimizin Başkanı Özhan Canaydın'dır. Zamanında eleştirmiş olsak dahi, yeni Başkanımızın yanında yer alacağız.Onun başarısı GS'ın başarısıdır.
Artık gereksiz mücadeleler bitecektir.
Hepimizin Canaydın' dan beklediği, GS'yı oradan buradan borç alarak, elindeki satıp açıkları kapatıp değil, yeniden yapılandırarak bir sayfa açmasıdır.
GS başka türlü kurtulmaz.
Bunu yeni Başkanımızdan istemek ve beklemekte bizim hakkımızdır.

(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )

mabirand@e-kolay.net








Taha AKYOL
Eğitimde tutuculuk ve reform
DÜNYA Bankası eğitim alanında Türkiye'yi birk...
Melih AŞIK
Bedel ödüyormuş!
Tayyip Erdoğan pazar günü AKP ilçe kongresind...
Fikret BİLA
ABD heyetine verilen mesajlar
Ankara geçen hafta ABD Senato Savunma Komisyo...
Hasan CEMAL
Seçim sonrasında koalisyon kıvranışı
Çok partili siyasetin bazı cilveleri var ki ü...
Güneri CIVAOĞLU
Tecavüz
70'li yılların sonu, 80'li yılların başlarınd...
Can Dündar
Polat Alemdar'a karşı Jack Bauer
Amerikalılar "Kurtlar Vadisi"ne tepki gösterd...
Abbas GÜÇLÜ
Dünya Bankası'nın eğitim raporu
Dünya Bankası'nın Türk eğitim sistemine yönel...
Hurşit GÜNEŞ
İşsizlik kaygı veriyor
Dün açıklanan TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu...
Sami KOHEN
Demokrasi "alakart" olmuyor!
Günümüzde ABD başta olmak üzere Batılıların e...
Derya SAZAK
Vicdan testi
Avrupa'da göçmen karşıtı politikalara yeni bi...
Meral TAMER
Seçim sath-ı mâiline girilmiştir!
Erken seçimden söz etmiyorum. Zaten nisan 200...
Güngör URAS
Ford ve Koç'un üçüncü kuşağı New York'ta buluşuyor
Henry Ford'un torunu William Clay Ford Jr. il...
Serpil YILMAZ
Canwest şimdi de BRT'nin peşinde
Yabancıların Türkiye'de medya sahibi olmak is...
M. Ali BİRAND
Dikkat edelim, gidiş hiç hoş değil...
Geçen hafta, iki olay yaşandı ve ülkedeki ist...

© 2006 Milliyet