|
Tutulma
Bugün 4 dakikalık "tam Güneş tutulması", vatanımızın da bir parçası sayılması gereken bizim göklerimize rastladı.
Bu arada bendeniz de, dünyadaki "Tiyatrolar Günü"nün, Türkiye'de davulcu yellentisi benzeri, genel bir umursamazlığa uğramasına tutuldum doğrusu...
***
Bir toplumda, hayatında bir kez olsun tiyatroya gitmemiş olanlar çoğunluktaysa; orada "tiyatrolu medeniyetler"le, "tiyatrosuz medeniyetler" arasındaki çatışmayı, "uzlaşma"ya çevirmek isteyenlerin, özellikle ne öğütleri tutulur, ne de önerileri...
***
"Tiyatrosuz medeniyetler"deki meyhane bıçkınları; "kafayı tutma" ile "kafa tutma" arasında harika gösteriler sergileyerek; her gece trafik polislerine, hakemsiz şampiyonluklar kazandırırlar.
Ve bunun karşılığında da, sık sık enselerinden tutulup götürülerek, gözaltında tutulurlar.
***
Gözaltında tutmayla, tutulma; sadece asayişle ilgili bir oluşum değildir. Evliliklerde, eşler de birbirlerini gözaltında tutmaya eğilimlidirler. Karılar kocalarını, kocalar da karılarını gözaltında tutabilmek için ellerinden geleni artlarına koymazlar.
Birbirlerine bağlılık yeminleri etmek de; bir bakıma gözaltında tutulmayı hafifletmek içindir.
Ne var ki, Güneş'in kırk yılda bir tam tutulması gibi, yeminler de çok seyrek tam tutulur; genellikle tam tutulmaz.
***
Tutmak, tutulmak; tutmamak, tutulmamak...
Yeryüzünde kim vardır ki, genç yaşında bir kıza, yahut bir oğlana tutulmuş olmasın?
Bendeniz 4 yaşındayken Mürşide'ye, 14'ünde Şükran'a, 17'sinde Harika'ya tutulmuştum.
Mürşide, küçücük elinin orta parmağını, işaret parmağının üstüne koyarak "boz" diye sık sık küser; Şükran, annesiyle babasından korktuğu için, pencereye beklediğim kadar çıkamaz; Harika ise, kendisini daha gelişmiş, beni de sanırım, biraz "süt çocuk" bulurdu...
***
Sade Güneş mi tutulur?
Küçücük yaşlardaki, toprağa düşmüş bir çınar tohumunun minicik filizi gibi filizlenivermiş, görünmez bir duygu mıknatısının aşklarında da; kendi şenliğinde seksek oynayan komşunun kızını görünce, nefes, dil, el ayak tutulur...
***
Bugün, vatanımızın da bir parçası sayılması gereken bizim göklerimize rastlıyor, tam Güneş tutulması.
Tutulma, sade sevi sevda kelepçelerinin kalbinde bir gölgeye kilitlenmesiyle olmaz; beklediğin sevgi ve ilgiyi göremeyince, karşılaştığın duygusuzluktan alınır ve coşkularının birden frenlenmesiyle de tutulur ve soğuklaşırsın...
***
Yeni gelinler, biraz mesafeli duran görümcelerine tutulurlar.
İş ortaklarından biri, ötekinin kendisinden bir şeyler sakladığını sezer gibi olunca; doğrusu biraz tutulur ortağına.
Belki Güneş de, Türkiye'de olup bitenlere tutulduğunu göstermek için, bu kez Türkiye'de tutuluyor tümden...
***
Şiddet eylemleri ilkokullara kadar yaygınlaşır da, gök kubbe ilgisiz kalabilir mi buna?
Daha alfabeyi sökerken vahşileşmeye başlayıp, önce birbirlerini, sonra da öğretmenleri döverek bıçaklamaya kalkan öğrencilere; Ay da tutulur, Güneş de, yıldızlar da...
***
Sabancı Müzesi'nin sergilediği Picasso tablolarını görmeye gelmişlerin sayısı, 300 bini bulmuş neredeyse...
Şayet Picasso, ünlü bir ressam olmadığı dönemlerde ilk sergisini İstanbul'da açsaydı; kendisindeki fırça, palet ve tuval dehası, en azından 300 bin kişi tarafından hemen keşfedilebilir miydi?
***
Bizim medeniyetimizde tiyatro gibi, resim de bulunmadığı için; henüz kimsenin tanımadığı bir ressamın dehasını keşfetmemiz kolay değildi.
O nedenledir ki, zaman zaman bazı ressamlarımızı da tutup cezaevlerine koymuş, bazılarını da açlığa doğru süpürmüşüzdür.
Ve tutturmuşuzdur:
- Onlar haindi, diye...
Bendeniz de bu tutuma, bir hayli tutulmuşumdur; bugün de Güneş tutuluyor işte...
***
Sanat, düşünce ve "yazı" adamlarına karşı benimsenmiş gaddar ve anlamsız bir tutuma karşı; kendilerini tutamayıp, büyüklerimizi eleştirmeye kalkanlara:
- Aman, demişlerdir; başını belaya sokmak istemiyorsan tut dilini...
***
Dilini tutanlar ve tutamayanlar...
Dilini tutamayanların, tutup dilini koparmak isteyenler; her ne kadar bunu vatan sevgisi yüzünden yapmakta olduklarını söylemişlerse de; sanat, düşünce ve "yazı" sevgisinden yoksun olanların vatana tutkunluğu; bazen karışır gibi olmuştur, rüşvete, yolsuzluğa ve koltuklara da olan tutkunluklarıyla...
***
Oruç tutmak, balık tutmak, palto tutmak, para tutmak, sözünü tutmak, takım tutmak; bu arada nelerin tutulamadığını da bir hayli sislemekte...
Kopenahg kriterlerine uyum sağlama vaatleri, sanırız yeterince tutulamadı.
İlkokullarda her sabah hep bir ağızdan edilen "Türküm, doğruyum, çalışkanım..." yemini de, görünüşe bakılırsa tutulamayanlardan...
Faili meçhul cinayetlerin suçluları da, nedense bir türlü tutulamıyor...
Bütün bu manzaraları görenlerden kimi, kendini zor tutarken; kimi de kendini tutamıyor...
***
Bütün bu tutma, tutmama, tutulma siklonları üstüne, bir de bugün "Güneş'in tam tutulması"yla enfes bir tüy dikiliyor...
Bir daha ancak 54 yıl sonra, tam tutulacak Güneş Türkiye göklerinde...
O zamana kadar kim bilir kimlerin kedisi, ne kadar fare tutacak; kim bilir kimler de, dönülmez akşamların yollarını tutacak...
c.altan@prizma.net.tr
|
|