Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 29 Mart 2006 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Ağrı Doğubayazıt'tan yükselen çığlık


Türk eğitim sistemi neden bu durumda, okullardaki bu şiddet de nereden çıktı diyenler için çok önemli iki mektup. İlki Ağrı'dan. İkincisi İzmir'den.
"Doğubayazıt Gazi İlköğretim Okulu Müdürü'yüm. Okulumuz bulunduğu çevre itibariyle, yoksulluğun, açlığın, sefaletin, eğitimsizliğin had safhada olduğu, ağır ve zor iklim şartlarının yaşamı güçleştirdiği bir bölgede, yurdun dört bir tarafından gelen, genç, dinamik ve azimli öğretmenlerin eğitim ve öğretim yapmaya çalıştığı ancak elverişsiz koşullar nedeniyle bunu gerçekleştirmede büyük zorluklarla ve engellerle karşılaştığı bir eğitim kurumudur.
Her pazartesi sabahı yepyeni bir haftaya, yepyeni umutlarla başlayan öğrenci ve öğretmenlerimiz, bu ağır koşullar karşısında geleceğe dair umutlarını kaybetmemek ve bu umutları yeşertmek için çalışmaktadır.
Çocuklarımız dakikalarca, kışın o buz kesen soğuğunda, kar, buz ve çamur üzerinde, kimi ablasının, kimi abisinin ayakkabısıyla, kimi lastik ayakkabıyla, kimi de terlikleriyle, okullarına, yani yarınlarına, yani umutlarına, yani hayallerine koşuyorlar. Daha doğrusu, sırtlarında taşıdıkları boylarından büyük yükle, ağır adımlarla ilerlemeye çalışıyorlar.
Hangi öğrenci istemez ki, pırıl pırıl, mis kokan, duvarları rengârenk, iç açıcı renklerle boyalı sınıflarda, delik deşik olmayan sıralarda, sıcacık sınıflarda ders işlemeyi? Hangi öğrenci istemez ki 25 kişilik sınıflarda, öğretmenlerin her öğrenciyle bire bir daha çok ve daha yakından ilgilenebileceği dersler işlemeyi?
Hangi öğrenci istemez ki, özellikle günümüz teknoloji ve bilgi çağında, derslerini bilgisayarda çalışmayı ve almayı? Hangi öğrenci istemez ki çakılsız, taşsız, tozsuz bir bahçede yeşillikler içinde, teneffüs aralarında çocukluğunu, öğrenciliğini yaşamayı?
Bizim öğrencilerimiz de istiyor! Her öğrenci gibi. Yarınlara umutla bakmak! Her insanın hakkı olduğu gibi...
Ben ve arkadaşlarım, çocuklarımızın bu hayallerini gerçekleştirmek istiyoruz. 1850 öğrencisi, 16 tane dersliğiyle 60 kişilik sınıflarda ders işlemeye çalışan, çocuklarımızın teneffüs aralarında bir simit alacak ufak da olsa bir kantini bile olmayan, boyasız sınıflarıyla, hiçte hijyenik olmayan tuvaletleriyle ve bahçesiyle yaşamak zorunda olduğumuz okulumuzda, eğitime önem verenlerin desteğiyle, daha sağlıklı, daha güzel koşullarda geleceğin işadamlarını, doktorlarını, mühendislerini, öğretmenlerini yetiştirmek istiyoruz.
Bunun için sizlerden, küçük büyük her türlü yardımı bekliyoruz. Okulumuzun kapasitesi, 1850 öğrenciyi taşıyamamaktadır. Öncelikle okulumuzun bulunduğu bölgeye yeni bir ilköğretim okulu yapılması gerekmektedir. Gerekli arsayı İlçe Kaymakamımız tahsis edecektir. Ülkemizin sınır boylarında isminizin verileceği bir eğitim yuvası yaptırmak istemez misiniz?
Ömer Faruk Öz (472. 312 52 62)

MEB'den suça davetiye
Bir lise de müdür yardımcısı olarak görev yapıyorum. Okullarda artan şiddet olaylarının en önemli nedeni, 4 yıldır sürekli verilen aflardır.
Her sene sonu bir genelgeyle devamsızlıklar siliniyor. Ayrıca, her öğrenci üst sınıfa geçiriliyor. Siz o yaşlarda olsanız, okula gidip ders çalışır mısınız?
Kendi okulumdan örnek vereyim: 13 zayıfı olan öğrenciyi bile sınıf geçirdik. Çocuk da ailesi de şaşırdı.
Bir velimiz, çocuğum sınıf geçmesin diye bakanlığa dilekçe yazdı. Bakanlık olumsuz yanıt vererek, genelge gereği sınıf geçecek dedi. Dışarıda olması gereken öğrenciler, neredeyse zorla okulda tutulduğu için, bu durum, okullara, şiddet ve disiplinsizlik olarak geri dönmektedir. Hak etmeyenlere, çalışmadan bir şeyler verilirse, o alanda kaos, kargaşa ve şiddet artar. Saygılarımla. İ. L.
Özetin özeti: MEB çuvaldızını ne zaman kendine batıracak?

Eğer süre yetmiyorsa...
Deneme sınavlarında eğer zaman probleminiz varsa hemen önlemini almalısınız. Önümüzde daha üç aya yakın bir süre var. Kendinizi yeterince disipline ederseniz, çok önemli bir sorundan kurtulmuş olursunuz.
Başarılı öğrencilerin en önemli sorunlarından biri olan zamana karşı yarış, çoğu zaman karşımıza ağır faturalar çıkarabiliyor.
Bu yüzden bu konuda ciddi önlemler almamız gerekiyor.
Peki bunlar neler olabilir? Bir bir ele alalım:
  • Bir soru için verilen ortalama süre 70 saniye. Bir sorudaki ortalama kelime sayısı ise 50. Yani bu kadar kısa sürede uzunca bir metni okuyup, anlayıp, doğru cevabı bulup, cevap kartına doğru olarak işaretlemeniz gerekiyor. Özetle, çok hızlı olmanız gerekiyor. Bu yüzden soruları ikinci kez okuma lüksünüz yok. Okuduğunuz metin ne olursa olsun, kitap, gazete ya test, hemen hepsinde, aynı cümleyi ikinci kez okumayacak şekilde kendinizi alıştırmalısınız.
  • Aday sayısının giderek artması nedeniyle, çok oyalayıcı tuzak soruların sayısı artacaktır. Bu yüzden oyalayıcı sorularla fazla zaman kaybetmeyin. En zor soruları çözdünüz diye size fazladan puan verilmeyecektir. Bu tür sorular için harcayacağınız zaman 90 saniyeden fazla olmamalıdır. Eğer bu sürede doğru seçeneği bulamıyorsanız, soruyu geçin. Sınav sonunda zamanınız kalırsa bunlara yeniden göz atın.
  • Soruların altını çizerek okumak güzel bir alışkanlık. Ama zaman kaybettirici. Eğer süratinizi düşürüyorsa, en azından seçeneklerde bu alışkanlığınızı şimdilik rafa kaldırabilirsiniz.
  • Dikkat gerektiren testlere öncelikle başlamalısınız. Bu konudaki önceliğiniz, alıştığınız düzen olabilir.
  • Sınav esnasında dikkatinizi dağıtacak her ortama alışmalısınız. Örneğin iki saatlik oturumlara alışmalısınız, sınıf içindeki ya da dışındaki gürültüler sizi etkilememeli, iki saatlik aç kalma, dışarı çıkmama, silgi kullanmama alışkanlığını artık edinmelisiniz.
  • Yanınızda artık sürekli bir saat olmalı ve denemeleri sanki gerçek sınavdaymış gibi zamana karşı yarışarak çözmelisiniz.

  • Başarı dileklerimizle...

    aguclu@milliyet.com.tr








    Taha AKYOL
    Gökalp'i yeniden okumak
    ZİYA Gökalp'in doğumunun 130. yılındayız. Kül...
    Çetin ALTAN
    Tutulma
    Bugün 4 dakikalık "tam Güneş tutulması", vata...
    Melih AŞIK
    Giderse gelmez
    Önce Çağdaş Tuzla gazetesi yazdı. Yalçın Baye...
    Fikret BİLA
    Çiçek: Komisyonların yetkileri netleşmeli
    Türkiye gündemini uzun süreden beri Şemdinli ...
    Hasan CEMAL
    Bir 'bekle gör' dönemi başlıyor
    İsrail seçimlerinde sürpriz yok. Kadima kazan...
    Güneri CIVAOĞLU
    Refleks
    Türkiye'nin refleksleri zayıfladı. Özal'ın il...
    Abbas GÜÇLÜ
    Ağrı Doğubayazıt'tan yükselen çığlık
    Türk eğitim sistemi neden bu durumda, okullar...
    Hurşit GÜNEŞ
    İhracattaki çöküşten kaynaklanan işsizlik
    Tarımdaki çöküşün işsizliğin temel ve yapısal...
    Nail GÜRELİ
    Siyasette de şiddete son
    Bizim Milliyet, önemli bir toplumsal soruna d...
    Sami KOHEN
    Seçim sonucu neyin habercisi?
    ÖNEMLİ olan bundan sonra ne olacağı, nasıl bi...
    Metin MÜNİR
    Babacan afacan
    Devlet Bakanı Ali Babacan'ın Merkez Bankası ...
    Hasan PULUR
    Söyledik ama dinleyen kim?
    HUYSUZ adamlara ya da gelinlere laf sokuştura...
    Tuba AKYOL
    'Ur ur ur Amerika'
    "Adaletsiz bu dünyada / Yeni bir düzen kur Am...
    Meral TAMER
    Merkez Bankası çuvallamasında bir perde daha!
    Başbakan Erdoğan, Cumhurbaşkanı Sezer'in Merk...
    Ece TEMELKURAN
    Tutulma
    Sonra eve gidince aklına gelir ya... Tam ne s...
    Osman ULAGAY
    Erdoğan'ın zarfları ve medyanın suçu (!)
    Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) dünya gö...
    Güngör URAS
    Marka satın almak en kolayı
    "Türkiye markasız, fason üretim yaparak ihrac...
    M. Ali BİRAND
    AK Partiyi anca Avrupa kurtarabilir
    Son haftalarda AK Partinin kamu oyu ile ilişk...

    © 2006 Milliyet