|
 |
|
|
Tutulmuş Güneş altında
Bu satırları, 2060 yıllarındaki meslektaşlara yazıyorum. Belki, bir önceki "tam güneş tutulması"nda neler oluyordu diye merak ederler... Arşivlere girerler... Bilsinler neler çektiğimizi!
Birincisi, fena halde paranoyak durumdayız. Arkasından deprem gelecek diye şu muhteşem doğa olayını bile "kıyamet alameti" olarak algılamaktayız.
Daha da korkuncu, yakında derbi var. Dört beş bin polis yetmiyor, Emniyet kadrosuna yeni elemanlar almaktayız.
* * *
Bilemiyorum sizin zamanınız nasıl? Kurtlar Vadisi'nin kaçıncı bölümünü izliyorsunuz? İstanbul caddelerinde ortaçağ zırhlarıyla mı dolaşıyorsunuz? Okullara atış poligonları kuruldu mu? Merkez Bankası'na başkan bulundu mu?
Ama eminim, Fenerbahçe ve Galatasaray yöneticilerinin sazsız, kafiyesiz ve kalitesiz "atışma"larına sizler de şahit oluyorsunuz.
Bakın, şu anda tutuldu Güneş... Tutuldu ve ışık azaldı. En son dayak yiyen hakemin haberini okumayı bıraktım.
* * *
Evet, bizler gibi hakemler de korku içinde bugün. Şimdilik maçlara 10 dakika geç çıkarak yaşadıklarını protesto etmeye karar verdiler. Umarım etkisi olur. Yoksa sizin Güneş tutulmasında 24 saate çıkmıştır bu eylem.
2006 Türkiye'sinde futbol bir alem... Ekonomik ve sosyal sancılar içindeki vatandaşlarımız, dertlerini futbolda unutacaklarına aynı sorunları futbola taşıdılar. Yöneticiler darbe lideri gibi oldular. Üstesinden gelinemeyen meseleler, "komşu"ya savaş ilan edilerek örtülüyor. Yani stadlarımızda kontrollü bir savaş sürüyor. Biz şimdilik pet şişe, koltuk falan kullanıyoruz mücadelemizde. Şayet bir dahaki Güneş Tutulması'na kadar devam ettiyse, sizler güdümlü su şişeleri icat etmişsinizdir her halde.
* * *
Ben asıl sizleri merak ediyorum sevgili meslektaşlarım. 2060'da nasıl oluyor acaba bir spor yazarı? Takım tutuyorlar mı? Haksız penaltı için kulübü önünde kendini yakan spor yazarı var mı? Bizim zamanımız çok asildi inanın!.. En azgını bile birkaç defa "etik"den bahsederdi hiç yoksa. Yöneticilere yalakalık yapanlar bir elin parmaklarını geçmezdi. Kendine oynayıp futbolu ateşe atanlar iyi para kazanırdı ama maçlara gidemez, sokakta dolaşamaz, parayı rahat yiyemezdi.
* * *
Bu arada sevgili "uydu"muz Güneş'in önünden ayrıldı. Hani "Güneş balçıkla sıvanamaz"dı? İrice bir kaya geldi kapattı işte Güneş'i. Atılan taşların, bozuk paraların, şişelerin futbolu kapkaranlık ettiği gibi...
Yine tutulacak Güneş. O sırada bambaşka nesiller olacak. Bize bakıp gülüyorlarsa ne ala... Şayet aynı sorunları yaşıyorlarsa, yazıklar olsun onlara.
Özaydınlı Galatasaraylı mı?
Sayın Murat Özaydınlı, Galatasaray hakkında o aşağılayıcı, küçümseyici ve rencide edici sözleri "nasıl" söyledi diye sormayacağım... Bu bir tarz meselesi...
Önemli olan "neden" söyledi?
Bir yönetici, rakip kulübe taş atıyorsa vardır bir nedeni; öyle değil mi?
Mutlaka bir yararı olmalı yaptıklarının... Fenerbahçe nemalanmalı bu kavgadan. Rakip yıpranmalı... Şampiyonluk tehlikedeyse, çantada keklik olmalı.
Koskoca yönetici durduk yerde futbolu "iç harbe" sürüklemez yani!
Ben düşündüm bulamadım.
* * *
Şayet Galatasaraylı futbolcuların haline üzülüp, torpil geçmeye kalkan hakemler varsa, sayın Özaydınlı'nın sarfettiği bu sözlerden sonra daha çok benimseyecekler Galatasaraylıları. Bir yandan parasızlık, üstüne hakaret.
Peki, bu vahim demeçle "dağıldı mı" Galatasaray?.. Nerede!.. Tam tersine, futbolcular şu günden sonra bir kuruş daha almasalar, kanlarının son damlasına kadar sahaya akıtacaklar. Aralarında ufak tefek kavgalar varsa, çimento döktü sayın Özaydınlı. Yeni Canaydın dönemini tüm tartışmalardan kurtardı, kutsadı. Hiçbir Galatasaray "büyüğü" bunu başaramamıştı.
Olayın bir güç gösterisi olduğunu savunanlar da var... Bence saldırgan tavır, söyleyenin gücünü değil çaresizliğini kanıtlar.
* * *
Tamamı saçma sapan şeyler miydi sayın Özaydınlı'nın dile getirdiği?.. Hayır. İçinde doğrular da var. Lakin üslup öyle bir şey ki, dünyanın en haklı adamını bile sanık durumuna koyar.
Sayın Özaydınlı büyük bir ihtimalle benim gibi basın mensupları istemiyordur. Ben de sayın Özaydınlı gibi yönetici istemiyorum açıkçası.
Yukarda izah ettim... Bu niyetim, Fenerbahçe'ye "çok yararlı" işler yaptığı için değil; tam tersi. Yani ben, Fenerbahçe'yi de koruyup kolluyorum, kendisinin yöneticilikten emekli olmasını dileyerek. Türk futbolu batağa saplanınca, Fenerbahçe mi kalacak?
*(Dilerseniz Özaydınlı yerine Tulun adını koyarak da okuyabilirsiniz. Veya geçen hafta Kayseri Erciyesspor'a yenildikten sonra, dünkü 'Kayserispor- Erciyesspor maçına dikkat edin' diyen Trabzonspor'un basın sözcüsü ve tatlı su kurnazı Zeyyat Kafkas yazın; fark etmez)
Nereye gidiyoruz?
"Olağanüstü" yıllarda olağanüstü durumlar vardı...
Mesela, Hakkari Yüksekova takımı terör yüzünden kupa finaline kadar yaklaşmıştı bir keresinde. Çünkü rakipleri oraya gitmeye korkuyor, kendi sahasındaki maçlarını hükmen kazanıyordu.
Bazı kulüpler, batıdan hoca ve futbolcu gitmediği için liglerinden düştü. Bazıları teröre "merhem" olur diye liglerinde bıraktırıldı.
Olağanüstü Hal'de futbol da tuhaftı.
Ama bugüne kadar hiçbir lig maçı terör yüzünden başka şehre taşınmamıştı.
Bu vahim durumu dünkü manşetine çeken Milliyet Spor, sorumluluk sahibi gazeteciliğin hakkını verdiği gibi, olayı geçiştirip içinden çıkılmaz hale geldiğinde milletin kucağına bırakacak olan "sorumluları" şimdiden uyarmış oldu:
Soruyoruz; nereye gidiyoruz?
Demirkol ve Çakar
Geçen gün, her türlü taraftarlık yakıştırmasını "hakaret" olarak kabul ettiğini muhteşem bir yazıyla deklare edip benim de hislerime tercüman olan Mehmet Demirkol kardeşim, "fikir babalığı" yaptı: hakemler maçlara 10 dakika geç çıkarak kendilerine reva görülenleri protesto etme kararı aldı.
Peki, bu "beyaz forma" işi nereden çıktı?..
Bazı haberlere göre, hakemlerin protestosu beyaz kıyafetlerle olacaktı!.. Malazgirt savaşındaki Alpaslan gibi giyinecekler ve son cenklerini öyle yapacaklardı sahada. Ya şehadet, ya zafer...Yoksa "ölürsem kefenim olsun" diyen ünlü kumandana mı özenmişlerdi?
Kimbilir kim yanlış yönlendirmişti basın mensuplarını.
Futbol denilen küresel sektör,"Ali Babanın Çiftliği" miydi; isteyen istediğini giysin? Mesela şöhret meraklısı bir bayan hakem, maça bikiniyle çıkabilir miydi? Buna müsaade edebilir miydi İsviçre'deki "patronlar"?
İşin en hüzünlü yanı, sayın Ahmet Çakar'ın bu "ilginç" habere dayanıp, zehir zemberek bir yazı döşenmesi ve hakemlerin beyaz formasıyla matrak geçmesiydi.
Ava giderken avlandı sayın Çakar...
Şimdi önümüze talimatlar, içtihatlar falan koyar. Hakemin farklı bir renk giyebileceğini kanıtlamaya çalışabilir. Öyle olsa bile, haber doğru değildi ki. Nereden çıktı hakemlerimizin beyaz giyip protesto edeceği?
Ben doktorluğu bilmem. Ama sayın Çakar, sık sık "Biz basın mensupları" diye söze girerek bizim işten iyi anladığını söylüyor. Madem öyle, basın mensubunun bir kuruma, bir kişiye kafayı takmaması gerektiğini de bilir. Eleştiri Mehmet Demirkol kardeşim gibi sadece doğru zaman ve zeminde, gerekli düzeyde yapıldığında değerlidir.
Basın mensubu, eleştiri fırsatını kendisi yaratırsa hem ayıp olur hem de inandırıcılığını yitirir.
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|