Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 30 Mart 2006 / Perşembe  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Bu komisyon mahkeme mi?


MECLİS Şemdinli Araştırma Komisyonu'nun 9 üyesi olay yerine gitti.
13 kişilik komisyonun AKP'li bir üyesi "Hayati tehlike var" diye, üç üyesi de sebep göstermeksizin Şemdinli'ye gitmedi.
Tabii her şeyden önce AKP'li üyenin mazeretini anlamak mümkün değil.
Komisyona seçilmeye gelince varsın, ama Şemdinli'ye gitmeye gelince "Tehlike var" bahanesi... Olmaz böyle şey.
Milletvekili, memleketin şurası tehlikeli, burası tehlikesiz, diye ayrım yapamaz.
Bir bölgeye milletvekili gidemiyorsa halk ne yapsın?
Milletvekilinin yapacağı, o bölgenin güvenli bir yer olması için çalışmak değil midir?
***
BASIN Konseyi'nin hafta sonunda "üyeler kurulu toplantısı" vardı.
Toplantıya misafir konuşmacı olarak Onursal Başsavcı Sabih Kanadoğlu katıldı.
Kanadoğlu'nun bir hukukçu olarak sözleri medyada önemine paralel bir yer almadı. Belki bu sözlere karşı olanlar da bulunur, bir tartışma yaratılırdı. Ve bu münakaşa dikkat çeker, ülke için yararlı olurdu.
***
SABİH Kanadoğlu'nun sözlerini buraya almak ve görüşlerimizi de buna eklemek bizim için adeta görev oldu.
Meclis Şemdinli Araştırma Komisyonu her şeyden önce Anasaya'ya aykırıdır.
Bu komisyonun yaptığı yargıya müdahaledir. Komisyon "araştırma"yı "soruşturma"ya dönüştürmektedir.
Bu sözlerden çıkan sonuç, yani bizim anladığımız, bu komisyonun Demokrat Parti'nin kurduğu "Tahkikat Komisyonu"ndan pek de farkı olmadığıdır.
Bizim bildiğimiz, yasama, yürütme ve yargı üç ayrı erktir. Bunlar arasında, "kuvvetler ayrılığı" olduğu ifade edilir. Ancak, aralarındaki bu ayrılık, işbirliğine engel değildir. Yani olayımızdaki gibi "Meclis komisyonu" yargının yerine geçemez.
***
1982 Anayasası varken yargı bağımsız denilemez.
Yargı mensubu, yeni hâkimlerin atamasını bakanlık yapıyor. Bu, yürütme karşısında yargının bağımsız olmadığını daha mesleğe başlangıçta göstermiyor mu? Hâkim adaylarının staj sürelerini de bakanlık indirip çıkarabiliyor.
Yargı mensupları için Adalet Bakanlığı'nın soruşturma iznine sahip olması da yargı bağımsızlığını zedeler. Bu yetki, yani soruşturma yetkisi, "Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu"nda olmalıdır.
Kanadoğlu'nun belki en önemli ve her işimizde gerekir cümlesini şöyle anladım:
"Avrupa'da böyle diyemeyiz, biz başkayız."

KİME İNANMALI?
Balıkyağı tableti yıllardır yutuluyor.
Kalp, kanser ve felce iyi geliyor, diye.
Bir İngiliz dergisi geçen gün, "bu 20 yıllık inanışın yanlış olduğunu" yazdı.
Aspirin ve diğer bazı çok kullanılan ilaçlar için de, bir lehte, bir aleyhte söylentiler çıkıyor.
Türkiye'de ilaçlar için açıklama yapacak tek otorite olsa da halk da kime inanacağını bilse, şaşırmasa olmaz mı?

Aziz Nesin haklıymış
Bir Avrupa üniversitesi "zekâ" (IQ) ile ilgili araştırma yaptı. Türkler listede sondan ikinci çıktı.
Aziz Nesin'e yıllarca boşuna kızmışız.

GENÇLER
Suç oranı artıyor
Çocuk ve gençlerin suç işleme oranındaki artışın, cinayetlerdeki, yaralamalardaki çoğalışın sebepleri çeşitli.
  • Ekonomik güçlükler ve insanımızın problemli hale gelmesi.
  • Toplumsal değişim.
  • İç ve dış göç.
  • Aile yapılarının ve değer yargılarının değişimi.

  • Türkiye hızla değişen bir toplum. Birbirini denetleyen kırsal çevre insanları büyük kente geçince bu yeni ortamda çok daha baskısız kalıyor. Televizyonlardaki şiddet, cinayet ve korku filmleri, gazetelerde benzeri konulardaki haberler, etkilenmeye hazır bu kişilerin cüretlerini artırıyor.
    Sevgi ve disiplinin denetlemediği, ilgisiz, denetimsiz, sevgisiz ailelerde büyüyen gençler yukarıdaki etkenlerle buluşunca çok ciddi tehlikeler doğuyor. Cinayete varan olaylar gelişebiliyor.
    Türkiye'de aile belki de en güçsüz dönemini yaşıyor.
    Bu tehlikeli ortamda kurtarıcı olarak, caydırıcı olarak kala kala "ceza" kalıyor. Ama bugün Türkiye'de o da etkisini kaybetmiş durumda.

    SEZER
    Oyunu bozdu ama
    Başbakan Tayyip Erdoğan, "Merkez Bankası Başkanı atamasının gündeminizi bu kadar işgal etmesine şaşıyorum" dedi.
    Başbakan yine gazetecilere karşı Hülya Avşar ağzıyla konuşmayı tercih etti.
    Oysa Merkez Bankası Başkanlığı önemli bir mevki. Orası "kadrolaşma"ya kurban edilemez.
    Düşünün bir kere, faizsiz bankacılık yapmış, o konuda çalışmış uzmanlaşmış biri, yani Albaraka'nın müdürü Adnan Büyükdeniz, Merkez Bankası'na başkan olacak.
    Olacak şey mi?
    Ülkede başka uzman kalmadı mı?
    Meclis'in üçte ikisine sahip AKP, seçmenin üçte birinin oyunu alabilmişti. Bununla her istediğini yapabileceğini sanmak bu ülkedeki sağduyulu vatandaşları yok saymak demek olur.
    Adnan Büyükdeniz'i, yani faizsiz bankacılık uzmanı birini Merkez Bankası'nın başına getirmek Türkiye'yi ılımlı İslam devleti yapma özleminin bir göstergesi sayılabilir.
    Kim bu özleme kararnameyi veto ederek "Dur" demiştir?
    Laik Türkiye Cumhuriyeti'nin laik Cumhurbaşkanı.
    Tayyip Erdoğan'ın Çankaya'yı da niçin ele geçirmek istediği açıkça anlaşılıyor değil mi?

    dheper@milliyet.com.tr








    Taha AKYOL
    Kürtler ve PKK
    VAHİM olaylar devam ederken, DTP'nin Siirt İl...
    Çetin ALTAN
    Güneş tutulması da, geldi geçti işte...
    Dünya ile Güneş'in arasına Ay'ın girmesiyle, ...
    Melih AŞIK
    Gençliğin öfkesi
    Fransa'da önceki gün son yılların en büyük ki...
    Fikret BİLA
    Mayın temizleme işinde soru işaretleri
    Suriye sınırındaki mayınlar temizlenecek ve o...
    Hasan CEMAL
    Merkez sol kazandı ideolojik sağ yenildi!
    Sabahın körü... Seçimlerle ilgili resmi sonuç...
    Yılmaz ÇETİNER
    Digiturk maçlarda kendini yenilemeli
    Yaşantımızın dinlenme, vakit geçirme bölümünü...
    Güneri CIVAOĞLU
    TB (Türkiye Birliği)
    Dağlarda güvenlik güçleriyle girdikleri çatış...
    Can Dündar
    Taşra hatırlar, şehir unutur
    Carlos Saura'nın 2004 yapımı "7. Gün" filmini...
    Hurşit GÜNEŞ
    İşsizliğe devam
    İki gündür okurlarıma işsizliğin nedenlerini ...
    Doğan HEPER
    Bu komisyon mahkeme mi?
    MECLİS Şemdinli Araştırma Komisyonu'nun 9 üye...
    Semih İDİZ
    AB'siz Türkiye nereye gider?
    Ekonomi ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi...
    Sami KOHEN
    Herkes kendi yoluna giderse...
    İSRAİL'deki seçimlerin sonucu, İsrail-Filisti...
    Hasan PULUR
    Hilmi Yavuz'un yetmişinci yılı...
    ŞAİR, felsefeci, yazar Hilmi Yavuz'un 70. doğ...
    Derya SAZAK
    Okulda ölüm
    Berlin'de "Kurtlar Vadisi, Irak" filmi ve diz...
    Meral TAMER
    Yetişkin erkek nasıl eğitilir?
    Hafta başında konuşmacı olarak katıldığım bir...
    Yaman TÖRÜNER
    Merkez Bankası için asıl risk
    Bir ülkede "Enflasyon Hedeflemesi" yapılıyors...
    Güngör URAS
    Taşeronluk esir tüccarlığına dönüştü
    Sanayici dostum anlatıyor: "Dövizin ucuzluğu ...
    Serpil YILMAZ
    "Seyrantepe'ye gökdelen dikilemez"
    İstanbul'un kalbinde 24 hektar arazide konuml...
    M. Ali BİRAND
    Dayak cennetten çıkmadır (!)
    Geçenlerde Milli Eğitim Bakanı Çelik, Kanal D...

    © 2006 Milliyet